• $8,5344
  • €10,0986
  • 493.821
  • 1431.78
18 Ocak 2015 Pazar

Sabri Uzun ne söyledi ne söylemedi?

1
Kendisiyle ilk kez 2004 veya 2005 yılında tanıştım. İlk intibam; zihnimde ki istihbaratçı algısının altüst olmasıydı.
Çok konuşuyordu, ayrıntılara giriyordu, anlattığı olaylarla ilgili şifreli-rumuzlu kelimeler yerine açık isim veriyordu, üstüne üstelik küfürlü ve teatral bir konuşma üslubu kullanıyordu.
Görevde kaldığı süre içinde ve sonrasında görüşmelerimiz sınırlı sayıda oldu.
Daha çok son üç-dört yıl içinde, biraz da aynı şehirden –hatta ilçeden- olmamız hasebiyle, daha çok da ‘paralel’ kalkışmadan sonra daha sık bir araya gelmek ve sohbet etme imkânımız olmuştu. Bugünlerde piyasaya çıkan kitabın yazıldığını biliyordum.
Yayımlanan kitabı gördüğümde ilk duygum hayal kırıklığı oldu.
Konuştuğumuz ve yazıldığını bildiğim hususların tamamını içerecek bir kitap çok daha hacimli olmalıydı.
Gerçi, televizyonda da açıkladı zannedersem ama yaptığım telefon görüşmesinde bana; “yayımlanan kitap yazdıklarımın en fazla üçte birini ihtiva etmektedir. Kalanının bir kısmını, eğer ifadeye çağırılırsam savcı ve hakimlere anlatacağını, bir kısmını da belki hiç anlatmayacağını ve de yayımlamayacağını” söyledi.
2
Sabri Uzun kitabında çok şey anlatıyor ama bir bakıma hiçbir şeyi tam anlatmıyor.
Gerekçesini kendisiyle konuşmuş değilim. Ama elimizdeki kitap sanki; “bende önemli cevherler var, eşelerseniz ve işlerseniz hepsi ortaya çıkabilir” der gibi.
Uzun; kitapta anlattıklarının neredeyse tamamını televizyonlarda da anlattı. Ben iki hususa dikkat çekmek istiyorum.
Birincisi: Uzun görev yaptığı süre içinde hiçbir kimliksiz ihbar mektubunu ne okuyor ne de kayıtlara girmesine müsaade ediyor.
Bugünden geriye baktığımızda; Sabri Uzun’un görevden alınması konusunda başka bir sürü görüşler olmasının yanında sadece bu uygulamasının yeter sebep olduğunu görebiliriz.
Çünkü bugün, paralel yapıya mensup polis ve yargı marifetiyle yapılan tüm operasyonların isimsiz ihbar mektuplarının delil kabul edilmesiyle kotarıldığını biliyoruz.
Kendisinin de kabul ettiği gibi Uzun bu uygulamasını ‘paralelcilerle’ mücadele bağlamında yapmıyor, ilkesel bir tavır ortaya koyuyor ama bu ilke gidip doğrudan paralelcileri vuruyor ve engelliyordu…
Yine bugünden baktığımızda bu bize paralelcilerin ta baştan ‘ilkesiz’ ve gayri meşru yola çıktıklarını, bu nedenle tüm eylem ve işlemlerinin gayri meşru olduğunu göstermesi açısından önemli.
İkinci husus: Sabri Uzun’un telefonlarının dinlenme kararları.
Uzun’un telefonlarını dinlemek üzere dört kez mahkeme kararı alınıyor.
Kitaptaki belgelere baktığımızda, Uzun’un da altını çizerek işaret ettiği gibi dört kararda da;
Telefonların dinlenme talep yazısı, talebin onay emri ve mahkeme kararları aynı tarihi taşıyor.
Bürokraside işlerin nasıl yürüdüğünü bilenler açısından ibretlik bir durum.
Ortaya çıkan durum şu: Büyük ihtimalle karar önceden, dışarıdaki bir merkezde oluşturuluyor, tarihsiz olarak yazılar yazılıp hazır bekletiliyor.
Kendilerinden bir hâkimin nöbetçi olduğu bir günde –sızmayı önlemek için olsa gerek- hazır yazılar elden dolaştırılıp imzalatılıyor ve işlem bitirilmiş oluyor.
3
Kitabın bu bölümünü okuduğumda gayri ihtiyari Samanyolu Televizyonu’nu açtım. Orada hâlâ, özgür basından, adaletten ve otokratik yönetimden bahsediliyordu.
İki mesele var.
Birincisi; paralelcilerin pişkinliği, gözüpekliği ve kararlılığı. Bunca şey ortadayken hâlâ utanmadan, sıkılmadan, korkmadan, çekinmeden hükümete, devlete ve millete saldırmaya devam edebiliyorlar.
İkincisi ise, otokratik yönetim meselesi. Nerede o otokrasi bilmiyorum. Hangi otokratik ülkede, bunca sahtekârlık, bunca tuzak, bunca zulüm, bunca haksızlık ortaya çıkmış olmasına rağmen bunların failleri hâlâ elini kolunu sallaya sallaya dolaşabilir, hatta hiçbir kısıtlamaya uğramaksızın yayınlarına devam edebilir.
Bırakın otokratik yönetimi, hiçbir demokratik ülkede dahi, demokrasiyi temelinden dinamitleyen bu tür unsurlar bir gün dahi yaşatılmazlar.
Gözünü seveyim Türkiye’nin.

<p class='MsoNormal'>Çok Güzel Hareketler 2 programının sezon finali yapmasının  ardından soluğu Köy

Yılmaz Erdoğan, yardım malzemelerinin yangın bölgesine ulaştığını duyurdu

Iğdır'da yıkılan cezaevinin yerine yapılan sosyal yaşam alanı ilgi görüyor

Milli Güvenlik Kurulu Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplandı

Uludağ'da yangın ihtimaline karşı helikopterli denetimler artırıldı