• $8,4396
  • €10,0747
  • 492.239
  • 1392.91
24 Aralık 2015 Perşembe

Anadili yabancı olan yazarlara dair…

1

Dil, sadece bir ses örgüsü ve kelime dizini değildir kuşkusuz.
Her kelimenin görünür (resim) halinden içre bir medlulü ve mefhumu vardır.
Deyim, dediğimizde; ironi yaptığımızda aynı kelimeler farklı anlamlar çağrıştırır zihnimizde.
Yani; her dilin bir mana dünyası, bir geçmiş hayatı, kendine özgü bir macerası vardır.
Bu anlamıyla dilin sırlarına vakıf olmaksa en çok anadilde mümkündür.
Yabancı bir dil ne kadar iyi öğrenilirse öğrenilsin, hatta sadece gramer seviyesinde değil, dili oluşturan ve etkileyen çevre unsurlarıyla öğrenilmiş olsun yine de bir eksiklik kalır.
Çünkü dilin ruhunda, bireysel tecrübeyle öğrenilmeyen, nesilden nesle tevarüs eden bir taraf vardır ki o ancak anadilini sevenlerce kullanılabilecek bir keyfiyettir.
2
Kuşkusuz bir gazete köşe yazısında amacım çetrefil felsefi tartışmalara dalmak değildir, kaldı ki bu hususta iddia sahibi birisi de değilimdir.
Ancak, biraz sonra sizi baş başa bırakacağım bir alıntıyı çözümleyebilmeniz açısından bu girişi kaçınılmaz buldum.
Önce alıntının kaynağını verelim.
Bir roman; adı: Konstantiniyye Oteli.
Birinci baskısı Mayıs 2015’te Doğan Kitap tarafından yapılmış.
Yazarı meşhur birisi, aynı zamanda bir müzik adamı: Ömer Zülfü Livaneli.
Gelelim alıntıya: “… çeşmeden akan buz gibi pınar suyuyla ellerini, dirseklerine kadar kollarını, ayaklarını yıkadı, abdestini tamam ettikten sonra camiye doğru yola koyuldu. Erkenci kuşlar şakıyor, bozkırın gece boyunca biriktirdiği çiy buharlaşırken ot kokusu yayıyor, ayrıca mor sümbüllerde insanın gönlünü bayıyordu. Allah’ın mucizeleri işte. (Bu cümleyi yazarın kendisi italik yazmıştır.) Evlerden yeni yakılan ocakların dumanı yükseliyor, ortalığa odun ateşinde yeni pişen ekmek kokusu yayılıyordu. Hacı Mahmut pabuçlarını çıkararak camiye girdi; farzı ve sünnetiyle beş rekatlık (alt çizgiyi ben çektim) namazını kıldıktan sonra namaz sonrası dualarını etti…” (sayfa 104-105)
3
Yazıya başlarken niyetim alıntıdan sonra bir şey yazmamaktı. Ama söz konusu hamakat karşısında olunca…
Eminim ki, Osmanlı da adları alenen ve açıkça ‘gayri müslim’ olan unsurların bütün fertleri sabah namazının kaç rekat olduğunu, farz namazının ceman, sünnet namazının ferdan kılındığını biliyordu.
Çünkü onlar Osmanlıydı, yani yerliydi.
Yine eminim ki, Ömer Zülfü Livaneli bir kilise ritüeli anlatsaydı herhangi bir yanlışlık yapmayacaktı. (Belki de vardır böyle bir yazmışlığı, bilmiyorum. Bütün yapıtlarını tarayacak değilim)
Çünkü Ömer Zülfü Livaneli, birçok benzeri gibi zihnen ve ruhen Batı’ya aittirler. Bu coğrafyaya, bu coğrafyanın tarihine, sosyolojisine, kültürüne, değerlerine yabancıdırlar.
Ait oldukları Batı ise bugünkü Batı olmayıp Ortaçağ Batı’sıdır. Yani her şeye ‘kilise’ gözlüğüyle bakmaktadırlar: “Kilise, kısaca denirse, Tanrı’ya, evrene, doğaya, insana kısaca ‘her şeye’ arkasından bakılan bir prizmanın, bir sistemin adıdır. Bu sistem binlerce yıl oluşturulmuş kolektif bir akıl, bu aklın kullanımından ortaya çıkan kolektif bir yöntem ve bu yöntemin ürettiği bilgiyi denetleyen kolektif bir ölçüttür. Her kişi neye ait olursa olsun, ne tür olursa olsun ve ne amaçla olursa olsun her türlü bilgiyi bu kolektif aklı kullanarak, bu kolektif yöntem içersin de ve bu kolektif ölçütle değerlendirerek, kısaca bu kolektif sistemin sürecinden geçirerek elde etmek zorundadır.”
Görünen o ki Ömer Zülfü Livaneli gibiler, maddi olarak Türkiye coğrafyasında yaşamasına rağmen, zihnen Batı’da yaşamaktadır: “İster birey, ister toplum düzeyinde olsun, bir millete aidiyet o milletin yaşadığı maddi coğrafyada ‘bulunmak’ değildir; tersine bir millete ait olmak demek, o milletin kavram örgüsüne sahip olmak demektir.”
Bakmayın siz onların Türkçe yazdıklarına.
Ticaretlerini ancak bu yolla yapabildikleri için Türkçe yazmaktadırlar.
Yani geçinebilmeleri için yabancı dilde yazmak mecburiyetindedirler.
Allah zorluklarını gidersin, başka ne diyelim ki…
Not: Parantez içleri İhsan Fazlıoğlu’na aittir.

<p>Mete Gazoz, Tokyo 2020'de altın madalyayı kazanarak tarih yazdı. Genç sporcumuzun henüz 17 yaşınd

Mete Gazoz sözünü tuttu! Henüz 18 yaşındayken bakın ne demişti

İki deli bir araya geldi: Adana'da Balotelli izdihamı

Bakanı Kurum, Antalya'da incelemeler yaptı

İstanbul'da tramvay raydan çıktı