• $8,436
  • €10,2016
  • 491.957
  • 1441.33
14 Haziran 2014 Cumartesi

Yaz okumaları

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Geçtiğimiz cumartesi üniversite öğrencileri için yaz okumaları başlıklı bir yazı yayımlamıştık bu köşede. Yaz okumalarına dair daha spesifik tavsiye talepleri nedeniyle okuma meselesine bu hafta da devam ediyoruz.
Okumak, nefes almak gibi bir ihtiyaç. Fakat neyi, nasıl okuyacağımız meselesi önemli. Zira ‘kötü kitaplar zihin için zehir mesabesindedir, aklı harap eder’ der Schopenhauer. Bu nedenle iyi bir okuma programı zihnin duruluğu adına önemlidir.
Buradan hareketle özellikle genç arkadaşlara entelektüel gelişimleri adına portreler üzerinden giderek fikirde derinleşebilecekleri bir mini paket sunabiliriz.
İlk olarak Alman filozof Schopenhauer’ın ‘Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine’ adlı kitabı bize okuma, yazma ve yaşama arasındaki denge için bir pusula vazifesi görebilir. Zira yazar ‘okuma zamanınızı sınırlamaya dikkat edin’ uyarısında bulunur, ‘bir kimse üzerinde durup düşünmeksizin okursa okudukları kök salmaz’ der.
Bu uyarıyı aldıktan sonra yeniden yeniden okuduğumuz klasikler için bir başka rehber kitaba geçebiliriz. İtalo Calvino’nun ‘Klasikleri Niçin Okumalıyız?’ kitabı, İtalyan yazarın bir edebiyatçı yetkinliği ile bize neden klasikleri okumamız gerektiğinin arkeolojisini yapar;
‘Öncelikle Stendhal’i severim, çünkü yalnızca onda bireysel ahlaki gerilim, tarihsel gerilim, yaşam atılımı bir bütün oluşturur... Puşkin’i severim, çünkü berraklık, ironi ve ciddilik demektir. Hemingway’i severim, çünkü yalınlık, abartısızlık, mutluluk arzusu, hüzün demektir. Stevenson’ı severim, çünkü sanki uçar. Çehov’u severim, çünkü gittiğinden daha öteye gitmez. Conrad’ı severim, çünkü derin sularda seyreder ve batmaz. Tolstoy’u severim, çünkü kimi zaman ‘hah, şimdi anlıyorum nasıl yaptığını’ duygusuna kapılırım, oysa bir şey anladığım yoktur. Manzoni’yi severim, çünkü düne kadar nefret ediyordum... Jane Austin’i severim, çünkü asla okumam ama var olmasından memnunum. Gogol’ü severim, çünkü açıkça, kötülükle ve ölçüyle çarpıtır. Dostoyevski’yi severim, çünkü tutarlılıkla, öfkeyle ve ölçüsüzce çarpıtır. Balzac’ı severim, çünkü kâhindir. Kafka’yı severim, çünkü gerçekçidir. Mauppassant’ı severim, çünkü yüzeyseldir. Mansfield’ı severim, çünkü zekidir. Fitzgerald’ı severim, çünkü halinden memnun değildir...’
Klasikler hakkında elimize verilen bu anahtar bize artık yeni kapılar açmıştır. Stefan Zweig’in ‘Üç Büyük Usta’ kitabıyla yol almaya devam edebiliriz. Üç büyük ustadan Balzac toplum dünyasını, Dickens aile dünyasını, Dostoyevski bireyin ve insanlığın dünyasını anlatır. 19.yy’da yaşamış İngiliz, Rus ve Fransız bu üç yazarın bir kitapta toplanması tesadüfi değildir. Zira her biri kendi toplumları yanında bize bir yüzyılın panaromasını sosyo-politik yönleriyle resmeder. Sözgelimi Balzac’ın dünyasının asıl ilham kaynağının Napolyon olduğunu söyler Zweig. Onun kılıçla ele geçiremediği tüm dünyayı kalemiyle ele geçirme iddiasındadır ve bu nedenle Balzac’ın karakterleri her daim hırs içindedir.
Portreleri mukayeseli okumak her bakımdan faydalıdır. Doğudan ve Batı’dan portreler bize farklı medeniyet iklimlerinin havasını teneffüs ettirir. Şair-yazar Ali Ural’ın Doğu’dan ve Batı’dan portreler serisinin iki kitabı, Güneşimin Önünden Çekil ve Satranç Oynayan Derviş, Attar’dan Diyojen’e, Kierkegaard’dan Dede Efendi’ye, Tagore’dan Arşimet’e dünya tarihine adını yazdırmış onlarca şair, yazar, bilim adamı, musikişinas ve filozofu, yazarının özgün kavrayışıyla bizlerle tanıştırır, bizi Doğu’nun ve Batı’nın meselelerine aşina kılar. İşte hakikat de tam bu mukayeseli okumaların kesişmesinden doğar.
Flaubert boşuna dememiş; ‘yaşamak için okuyalım!’

<p>Bedir Acar, 'Görüntüler öyle acımasız ve vahşi ki 21. Yüzyılda devlet terörünün kitabını yazıyorl

İsrail aslında neyden korkuyor?

Şırnak Valisi Pehlivan, Cudi Dağı'nda konuşlu üs bölgelerinde incelemelerde bulundu

Bayram alışverişinin kalbi Eminönü ve Mısır Çarşısı sessiz

Toroslar'da baharla yeşile bürünen yaylalar görenleri kendine hayran bırakıyor