• $9,5241
  • €11,0986
  • 546.11
  • 1455.42
18 Ağustos 2018 Cumartesi

Türkiye’nin başı ağrırsa...

Son yüzyılda dünyadaki siyaset ilişkilerini özetleyen birkaç anahtar kelime var; Batı, Ortadoğu, NATO, SSCB, ABD, AB, sömürgecilik şeklinde sıralayabileceğimiz. Bunların her biri büyük ölçüde Batı’nın hegemonik gücünü tüm dünyaya yayma zorbalığının ürettiği kavramlar. Bu kavramların belirleyici olduğu politik mücadeleler arasında bazı direnç noktaları var. Müslüman dünya bunun başında geliyor. Batı’yı en çok zorlayan direnç noktası… Kimi Müslüman toplumlar, sömürgecilikle kontrol altına alınmış ya da işgale uğramış olsa da, bu emperyal zihne direnen çok köklü bir inanç ve medeniyet dünyası var. Türkiye bu dünyanın merkezinde. Gerek coğrafi, gerek tarihi kimliği, gerekse temsil ettiği Müslümanlık kodları itibarıyla yukarıda saydığımız kavramların hiçbiriyle tam manasıyla özdeşlik kurmuş değil. Ne tam Batı, ne tam Ortadoğu, ne AB, ne de sömürgecilik geçmişine sahip. Her biriyle mesafeli bir ilişkisi olan, eski tabirle nev-i şahsına münhasır bir ülke. Batı’nın ezberlerinde yeri olmayan özgün bir toplum. Bu nedenle kontrol edilmesi zor, tahakküm altına alınması imkansız, merkez bir ülke.

Merkez ülke olmak, hem zorlukları, hem de fırsatları beraberinde getiriyor. Çıkar gruplarının saldırısına uğramak da, çıkar grupları arasında fırsatlara sahip olmak da mümkün. Önemli olan ince bir siyasi zeka ile bu dengeleri yönetebilmek. Türkiye’nin son 16 yıllık siyasetine bakınca bu gerilim hattında bir süreç görüyorsunuz. Bir yanda hukuki, askeri saldırılar, bir yanda belki de benzeri olmayan imkanlar. Son ekonomik kriz de bu gerilim hattında yaşandı. Hukuki ve askeri darbe girişimleriyle yıkılamayan Türkiye iradesi, bu sefer ekonomik olarak saldırıya uğradı. Fakat son bir haftalık süreçte Avrupa ülkelerinden Türkiye’nin ekonomik istikrarına dair önemli destek açıklamaları geldi. Aynı şekilde artık çok kutuplu olan dünyanın farklı kutuplarından da.

Uluslararası siyasette belki de çok karşılığı olmayan bir destek daha vardı ki, ancak Türkiye’nin tarihsel birikimiyle izah edilebilir. İslam dünyasında elindeki doları bozdurup parasını Türk Lirası’na çevirme şeklinde tezahür eden bu insani diplomasi kayda değer. Devletler, hükümetler ne yaparsa yapsın, vatandaşın elindeki diplomasi gücü, uluslararası ilişkilerin hesapta olmayan farklı bir boyutu olarak belirdi. Tarihte de bu dayanışmayı çeşitli zamanlarda yaşadık. Kurtuluş Savaşı sırasında Pakistan’ın yardımları malum. Hatırı sayılır bir nakdi yardımı Osmanlı’ya ulaştırmak için Hint Müslümanları seferber olmuştu. Bu tarihsel süreç, ‘Türkiye’nin başı ağrısa Pakistan’ın da başı ağrır’ sözünün çekirdeğini oluşturuyor. Pakistan’ın milli şairi İkbal’in uçakla Türkiye üzerinden geçerken ayağa kalkıp tazim bildirmesini hatırlayalım.

‘Bu topraklar, Hz. Mevlana’nın kabrinin bulunduğu mübarek topraklardır ve bu mukaddes mekânda yaşayan millet de öyle bir millettir ki, yıllarca İslam’ın muhafızlığını yapmıştır. Eğer bu millet olmasaydı, İslam, Arap yarımadasında hapsolurdu. Bunun içindir ki, gönlümde Hz. Mevlana’ya ve onun necip milletine karşı sonsuz bir saygı ve ihtiram var. İşte bundan dolayı, yani onlara hürmeten ayağa kalktım.’ der.

Bugün Kudüs’te, Bağdat’ta dolar bozdurup Türk Lirası alanlar işte tam da bu duygudan besleniyorlar. Türkiye ekonomik mücadelesini dahi bu kıymetli geçmişin omuz vermesiyle yapıyor. Devlet aklımız uluslararası ilişkilerdeki denge siyasetini şimdiye kadar olduğu gibi akilane biçimde yönettiği ve bu tarihsel gücü yok saymadığı müddetçe, tüm krizler atlatılabilir.

<p>Verdiğiniz nefes aldığınız nefesle  karışmıyor. Akıllı maske telefonla kontrol ediliyor.</p><p>Ak

Akıllı maske nefes aldıracak

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu