• $13,7024
  • €15,548
  • 785.766
  • 1910.41
23 Ocak 2016 Cumartesi

Hepimizin hikayesi

Göç, bu coğrafyada yaşayan hemen herkes için çok aşina bir olgu. Hangimizin geçmişinde bir göç hikayesi yok ki? Gürcü’sü, Çerkez’i, Arnavut’u, Türkmen’i, Kürt’ü, Ermeni’siyle hangimizin aile tarihine baksak acısı küllenmiş bir hikaye çıkıyor karşımıza. Fakat göçü bizzat yaşamak, göç hikayesi anlatmaya benzemiyor olsa gerek. Korku ve umut arasında başlayan bir yolculuğun nerede biteceğini kestirmek çok zor çünkü. Literal anlamda onları nasıl adlandırırsak adlandıralım, Türkiye’de 2.5 milyonun üzerinde, her şeyini geride bırakıp çaresizce yola düşen insan var.
Bir göçmenin/mültecinin çantasında en çok ne olabilir ki? Olsa olsa cılız bir ‘hayatını kurtarma’ umudu... Her şeyini kaybetmişken, sahip olduğu tek şey, bu umuttur. Üstelik öznesi başkası olan bir umut... İltica ettiği, sığındığı topraklar ona ne verirse, bulabildiği odur.

Türkiye bu yönüyle devleti ve sivil toplumuyla son derece mükrim bir ülke. Açık kapı politikasıyla aldığı 2.5 milyon insanın yükünü beş yıldır taşıyor. Üstelik ‘misafir’ sıfatıyla. Etnik, dini ve hatta kalifiye ayrımı yapmadan sınıra gelenin sadece ‘insan’ olması, kapılarını açmak için yetiyor. 5-10 bin mültecinin altından kalkamayan Avrupa karşısında Türkiye, ağır bir yükü omuzluyor. Türkiye’de kurulan mülteci kampları BM’ye ders verir nitelikte. Öyle ki Türkiye, bu konuda dünyanın öğretmeni oldu. Heyetler bu hizmetlerin nasıl yapıldığını görmek üzere Türkiye’ye geliyor. Tüm bunlara rağmen, barış ve cesaret ödülleri başkalarına veriledursun, Türkiye en büyük ödülünü bir anneden alıyor; yeni doğan çocuğuna AFAD ismini veren bir anneden... Çünkü AFAD, mülteci bir annenin hayatında ‘Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın adı olmaktan çıkıyor, insanlığın, merhametin, zor zamanda uzanan dostluk elinin anlamı haline geliyor. AFAD Başkanı Fuat Oktay, çocuğuna AFAD ismini veren annenin hikayesinden söz ettiğinde, minik Afad’ın ileride torunlarına anlatacağı iltica hikayesine kendi isminin anlamından başlayacağını düşünmeden edemedim.

Türkiye’deki mültecilerin temel güvenlik, gıda, sağlık ve eğitim hizmetleri devlet tarafından karşılanıyor. Fakat bu sürece sivil toplumun desteği de hiç az değil. Çok önemli misyonlar üstleniyorlar. Üstelik aralarında öyle çabalar var ki, mültecilerin maddi ihtiyaçlarından öte, çocukların zihni gelişim süreçlerini çok boyutlu eğitim girişimleriyle destekleme çabasındalar. Zira okul çağındaki 700 bin çocuğun, yaşadıkları toplumla entegre olabilmeleri, adalet ve vicdan karnesi iyi insan olabilmeleri, okuma-yazma öğrenmenin ötesinde bir değer eğitimini gerektiriyor.

Beş yıldır Türkiye’de yaşayan mültecilerin durumuna bakılırsa, artık bu sorun geçici olmaktan çıkmış, bir kuşağın yetişmesi gibi çok önemli bir meseleye dönüşmüş durumda. Bu noktada, sivil toplum kuruluşlarının, insani değerleri yüksek bireyler yetiştirmeye katkı sağlamaları ‘temel’ ihtiyaçların da ötesinde bir misyona tekabül ediyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da bu meselenin birinci dereceden yükünü çeken vatandaşlar, STK’lar ve şehirlerle, diğer STK ve şehirlerin kardeşlik dayanışması yapması, ağır bir yükten, bir insanlık hareketinin çıkmasına vesile olacaktır.
Mülteciler meselesine kendi hikayemizin bir parçası olarak bakabilirsek, bu hikayenin sonu çok daha iyi bitecektir.

<p>Oyuncu kadrosuyla göz kamaştıran 'The French Dispatch' nihayet beyaz perdede...  Türkiye'de 'Fran

'Gazeteciliğe aşk mektubu' The French Dispatch

Bu yiyecekleri sakın buzdolabına koymayın!

Tokat'ta lise kütüphanesinde 2 el yazması Kur'an-ı Kerim bulundu

Hamzabeyli Sınır Kapısı'nda TIR kuyruğu 19 kilometreyi buldu