• $13,4726
  • €15,2894
  • 793.592
  • 2011.16
24 Ocak 2017 Salı

'Antropolog şehre yaya gelir'

'Uluslararası bir yolculuk sırasında uçak Suudi Arabistan üzerinden geçerken, hostes hava sahasından çıkıncaya kadar uçakta alkol alınmasının yasaklandığını duyurur. Bu, karanın havayı işgal etmesidir. Toprak=toplum=millet=kültür=din şeklindeki antropolojik alan denklemi kısa bir süre için havaya yazılmış olur.'

Bu satırları Auge'nun Türkçeye 'Yer-Olmayanlar' olarak çevrilen Non-Places adlı kitabında ilk okuduğumda, vasıtaların kültürle ilişkisi üzerine pek düşünmediğimi fark etmiştim. Oysa uçak, tren ya da gemi, her biri kendine has bir zaman-mekan kültürü yaratıyor, hatta bazen birbirini dönüştürüyordu.

Sonra Arjantinli antropolog Nestor Garcia Canclini'nin 'Antropolog şehre yaya, sosyolog otoyoldan arabayla, iletişim uzmanı uçakla gelir' sözünün izinden giderek John Tomlinson'un 'Küreselleşme ve Kültür' adlı kitabında uçak yolculukları üzerine zihin açıcı yorumlar okudum. Tomlinson, uçakların mekansal bir deneyimi zamansala nasıl dönüştürdüğünü anlatıyordu, küreselleşme ve kültür ilişkisini tartışırken.

Gerçek bir zaman kapsülü olarak tanımladığı uçakta, sözgelimi Mexico City-Madrid arası mesafeyi 8.800 kilometre uzaklık olarak değil, 11 saat uçuş uzaklığı olarak tanımlayarak yeni bir mekan-zaman denklemi kurduğumuzu söylüyordu. Böylece artık yolculuklarımız mekandan çok, kalkış, gazete dağıtımı, yemek ikramı, film izleme gibi zamansal bir ardışıklık içinde geçiyordu. 'Kabin zamanı' içinde aşılan binlerce kilometrelik uzaklık, bizi aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir uzaklığa da savuruyordu. Bilgimiz dahilinde olan her şeyden uzaklaşıyor, bilmediğimizin alanına giriyor, fakat bunu çok da fark etmiyorduk.

Uçağa binerken giydiğimiz kıyafetlerle farklı bir iklime, bambaşka bir dil ve kültürel gerçekliğe iniyorduk. Sözgelimi bir tren yolculuğunda manzaranın yavaş yavaş değişmesi, iklimlerde geçişler, yaşanan sıkıcı anlar, durup kalkmalar, sosyal etkileşimler, sınırdan geçişin sembolik anlamları gerçekliğe uyum sağlamayı kolaylaştırıyordu. Oysa uçak yolculuklarında fiziksel mesafeleri aşmak ile kültürel mesafeleri aşmak birbiriyle örtüşmüyordu.

Fakat tüm bunlara rağmen, uçak yolculuklarıyla 'global bir köy'e dönüştürdüğümüz yerkürede küreselleşme ile atbaşı giden bir kültürel homojenleşmeden bahsediyorduk. Çünkü havalimanları, oteller ve turistik yerler gibi küresel mekanlar, yerelliğin belirlediği kültürel pratikleri ve kültür farklılıklarını tecrübe etmeye izin vermiyordu. Her birinin birbiriyle benzeşen ortak dili vardı. Tomlinson'ın bu çerçevede süregiden sorgulamalarını, İstanbul-Darüsselam (Tanzanya) arası uçak yolculuğunda, Mısır, Sudan, Uganda üzerinden, yüzlerce farklı kültürel tecrübeyi yedi saat içinde aşarken hatırladım. Bu yolculukta da zaman mekanı sıkıştırmış, bize 10 bin fit yükseklikten genel intibalar vermişti. Oysa, Mısır çölünü yaya olarak geçen bir 'antropolog', çöle hayat veren Nil üzerinden oldukça renkli ve gerçekçi, tecrübeye dayanan bir deneyim yaşayabilirdi. İstanbul-Darüsselam arasındaki 5.500 kilometreye yayılan alanda nice yaşam pratiğinin keşfedilmeyi beklediğini düşünürken, uçağın tekerleri yere değdi, kapılar açıldı ve içeriye sıcak Afrika rüzgarı ve müziği dolmaya başladı. Küreselleşme mekanlarının tüm homojenleştiriciliğine karşın, zaman kapsülünden çıktığınız, adımınızı yere attığınız anda Afrika'da fark edilmeyi/yeniden yorumlanmayı bekleyen hâlâ çok şey olduğunu görüyorsunuz.

<p> </p>

'İBB Engelleniyor' algısı neden yapıldı?

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (15 Ocak 2022)

Almadan önce etiketteki detaya dikkat! Peynir sahtecilik nasıl yapılıyor

Bear Grylls herkesi böyle kandırdı! Kamera arkası görüntüleri ortaya çıktı