• $7,43
  • €8,9984
  • 438.975
  • 1467
07 Ekim 2012 Pazar

Kore'de savaşmaya 11 dakikada karar verdik

Suriye'ye karşı askeri müdahale yapmak için hazırlanan tezkere meclisten geçti. Yani bundan sonra ABD ne zaman uygun görürse o zaman savaşa girebileceğiz. Tezkeremiz cebimizde...
Peki, ülkemizin geleceği için bu denli önemli bir karar, nasıl oldu da ışık hızıyla meclisten onay aldı? Doğru ya belki de ülkemizi kanlı bir girdaba sokacak böylesi bir karar günlerce tartışılmamalı mıydı?
Muharrem İnce'nin ünlü çıkışı ve Taksim'de tepki veren kalabalık dışında geriye ne kaldı? Hiç.
Haftalar önce yazdığım gibi 'Şok doktrin' dönemindeyiz. Hiçbir olayın etkisi 24 saatten fazla sürmüyor. Savaşın bile...
Ama bakın bu durum yeni değil. Yıllar önce tıpkı bugün olduğu gibi yine bizi ilgilendirmeyen bir savaşa dahil olmuştuk. Ve yine mecliste bu konu sıradan bir konu gibi ele alınmış ve karara bağlanmıştı.
Kore Savaşı'na nasıl gittik ve orada neler yaşandı? Anlatmamı ister misiniz?
Kore Savaşı soğuk savaş döneminin ilk büyük çatışmasıydı. ABD'ye müttefik olan Güney Kore ile Sovyetler Birliği'nin desteklediği Kuzey Kore arasında çıkan sınır itişmesi neredeyse bir dünya savaşına sebep olacaktı. Kuzey Kore toprak bütünlüğünün 38. enlemin altına indiğini öne sürüyordu. Bunun için birlikleriyle 38. enlemin altına inmeyi de başarmıştı.
Devreye Birleşmiş Milletler girdi. Sovyetler Birliği, Çin'in güvenlik konseyine alınmayışını protesto etmek için konseyi boykot ediyordu. Kalan ülkelerin tamamı Kuzey Kore'yi saldırgan ilan ettiler. (Bir de sosyalist Yugoslavya çekimser kalmıştı)
Kuzey Kore kararı dikkate almayacağını duyurdu.

BM'DEN ABD LEHİNE KARAR

27 Haziran günü Amerikan filosu Kore yakınlarına doğru harekete geçti. Aynı gün BM'den müdahale kararı çıktı. (BM'nin Amerika'nın anlaşmalı noteri olduğu o günden bellidir. Sadece emperyalizme hukuksal kılıf hazırlayan bir örgüt olan BM tarihi boyunca ABD aleyhinde tek karar vermemiştir.)
Saat farkını da koyarsak 28 Haziran sabahı dünyanın batı bloku savaşa hazırdı.
Tam 48 saat sonra...
Biz de hazır olmalıydık.
1950'nin 30 Haziran sabahı tezkere meclis gündemine geldi. Ama şimdiki gibi öyle özel ve gizli oturum falan olmadı.
Genel gündeme geçilmeden Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü BM Genel Sekreteri Trygve Lee'nin telgrafını okudu. Birleşmiş Milletler'in nasıl barış yanlısı olduğunu ve bunu korumak için de kararlılığını anlatan açık bir bildiriydi.
Sonra 8 milletvekilinin sunduğu bir önergeyle BM kararına uyulması istendi.
Tasvip edenler, etmeyenler? Tasvip edilmiştir. Şimdiki adıyla 'tezkere' kabul edilmişti.

KARAR KOLAY, SAVAŞ ZOR
Tam 11 dakika sürdü her şey... Türkiye savaşa hazırdı.
Karar bu kadar kolay alınmıştı ama savaş bu kadar kolay olmadı.
Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki Türk Tugayı 23 Ekim 1950'de Kore'nin güney doğusundaki Pusan Limanı'na ulaştı. Hemen ABD ordusuna eklemlendi. Tugayımıza Kutup Yıldızı adı verildi.
Türk Tugayı en şiddetli çarpışmayı 28 Kasım gecesi yaşadı. Çünkü beklenenin aksine Çin de savaşa dahil olmuş ve birliklerimize ağır bir saldırı başlatmıştı. (Çin'in savaşa dahil olmayacağını öngören CIA her zamanki gibi yanlış istihbaratıyla binlerce askerin şehit olmasına yol açtı.)
Aslında Çin'in saldırısı karşısında neye uğradığını şaşıran ABD birlikleriydi. Sinnimni bölgesinden geri çekilmesini sağlamak için Türk birlikleri destek veriyordu. Yani Çinlileri yoğun ateşle oyalıyorduk.
Ağır kayıplar vermeye başlamıştık.

ATEŞTE KAHRAMANLIK
Defalarca çembere düştük. Tam iki kez çemberi yarmayı başardık. Askerimizin başarılı muharebe yeteneği ile ABD kongresince Mümtaz Birlik Nişanı verildi.
Amerika sırtımızı sıvazlıyordu ama biz de şehitler vermeye devam ediyorduk.
Askerimizin üstün muharebe yeteneği vardı. Onun dışında tanımadığı bir coğrafyada, anlamadığı ve kendini ilgilendirmeyen bir savaşta ateşin içine düşmüştü. Ve bu ateşten yine en iyi bildiği şeyle çıkmak istiyordu: Kahramanlık!

'MEHMET'ÇİĞİN HİKAYESİ
Üsteğmen Mehmet Gönenç'in hikayesi Kore'nin sembol hikayesidir.
22 Nisan 1951 gecesi en ileri birliğimiz olan 9. bölükteki topçu üsteğmen Mehmet Gönenç telsizin başındaydı. Bölüğün bütün mevzileri tek tek ele geçirilmişti. Ana karargahla telsiz bağı sık sık kopuyordu.
Son olarak üsteğmen Mehmet Gönenç'in sesi duyuldu. Telsizin diğer ucunda topçu yüzbaşı Refik Soyut vardı. Mehmet üsteğmen kararlı ve acı bir sesle konuşuyordu.
'Düşman bulunduğumuz tepeyi işgal etti. Çok şehit verdik. Telsizcim şehit oldu. Koordinat veriyorum. Bataryalar ateş etsin.'
Yüzbaşı Refik Bey şaşkındı. Çünkü üsteğmen Gönenç'in verdiği koordinatlar kendisini işaret ediyordu.
'Verdiğiniz koordinatlar bulunduğunuz yerdir!'
Mehmet üsteğmen soğukkanlıydı.
'Buradan çıkmamız mümkün değil. Onlara teslim olmak istemiyorum. Vasiyetimiz budur. Bizi kendi ateşimizle şehit edin.'
Yüzbaşı Refik hemen topçu karargahına koştu. Durumu komutanlarına anlattı. Kısa süren bir sessizliğin ardından Mehmet üsteğmenin vasiyetinin yerine getirilmesine karar verildi. 25 tümen topçu birliğine ateş emri verildi.
Mehmet üsteğmen Türk topçularının ateşiyle şehit oldu. Ve Kore savaşının sembol ismi olarak tarihe geçti.
Bizimle hiç ilgisi olmayan bu savaş tam 3 yıl sürdü.

712 ŞEHİT VERDİK

1953 Temmuz'unda sona erdi. Biz 37 subay 26 astsubay 658 er olmak üzere toplam 721 şehit verdik. Yaralı sayımız ise 2147 olarak açıklandı. Ancak bu sayıya sarı hummaya yakalanan yüzlerce askerimiz dahil değildi.
Bir de kayıplarımız vardı. 180 askerimizi Kore'de kaybettik. İzlerini bulamadık.
Büyük bir kısmı inanılmaz güçlükler içinde yıllar sonra Türkiye'ye dönmeyi başardılar. (Hikayenin inanılmazlığına bakar mısınız? Ordusunu kaybeden askerler ülkesine dönmeye çalışıyor. Bu arada söylemeden geçmeyeyim. Neden bir Kore filmi yapmak akıllara gelmez? Meraklısına not: Kore ile ilgili yazılan en güzel kitaplardan biri Ayten Aygen'in kaleme aldığı 'Savaşın Sessizliği'dir.)
Kayıp askerlerimizin bir kısmı Kore'ye yerleşti. Orada kendilerine hayat kurdular. Dönen gazilerimiz ise hep Koreli olarak anıldılar.
Bugün Türkiye'nin birçok yerinde 'Korelinin Yeri', 'Korelinin dükkanı' gibi açılan işletmelerin sahipleri Kore'deki gazilerimizdir.
Evet 11 dakikada verilen bir kararla binlerce askerimizi bizden kilometrelerce uzak bir coğrafyaya ait olmadığımız bir savaşa yolladık. Geride bize ABD'nin taktığı madalyaların dışında acı ve gözyaşı kaldı.
Bir de o günleri hatırladığımızda büyük şair Nazım Hikmet'in o ünlü şiiri...

DİYET

Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
İki gözünüzle bakarsınız,
İki kurnaz, iki hayın ve zeytini yağlı iki gözünüzle bakarsınız kürsüden
Meclis'e kibirli kibirli ve topraklarına çiftliklerinizin ve çek defterinize,
Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
İki elinizle okşarsınız, iki tombul, iki ak, vıcık terli iki elinizle okşarsınız pomatlı saçlarınızı,
Dövizlerinizi ve memelerini metreslerinizin.
İki bacağınızın ikisi de yerinde Adnan Bey,
İki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı,
İki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower'in ve bütün kaygınız
İki bacağınızın arkadan birleştiği yeri halkın tekmesinden korumaktır.
Benim gözlerimin ikisi de yok,
Benim ellerimin ikisi de yok,
Benim bacaklarımın ikisi de yok,
Ben yokum,
Beni üniversiteli yedek subayı, Kore'de harcadınız Adnan Bey,
Ellerinizle ittiniz beni ölüme
Vıcık vıcık terli tombul elleriniz,
Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan
Ve ben al kan içinde ölürken çığlığımı duymamaınız için
Kaçırdı bacaklarınız sizi arabanıza bindirip
Ama ben peşinizdeyim Adnan Bey
Ölüler otomobilden hızlı gider
Kör gözlerim, kopuk ellerim, kesik bacaklarımla peşinizdeyim
Diyetimi istiyorum Adnan bey,
Göze göz, ele el, bacağa bacak. Diyetimi istiyorum, Alacağım da...
Suriye tezkeresi meclisten geçti. Bence hemen hali hazırda savaşa girmemiz imkansız. ABD başkanlık seçimleri olmadan Suriye cephesi açılmaz. Ama görünen o ki nihayetinde cephe açılacak ve biz de içinde yer alacağız. Ancak bu tıpkı Kore'deki gibi salt bir ülkeyle açılan bir cephe olmayacak...
Kore'de 1950'de nasıl ki Çin birden dahil oldu ve bize ağır kayıplar verdirdiyse şimdi de Suriye'ye en ufak müdahalemiz durumunda İran aynı şekilde savaşa dahil olacaktır. Üstelik Mahmut Ahmedinecad açık açık ilan etti. 'Suriye'ye en ufak bir müdahalede saldırının nerden geldiğine bakmaksızın önce TelAviv'i yerle bir edeceğim' dedi. 'Ardından saldırı nereden geliyorsa oraya...' O yüzden Suriye'de savaş bir kanlı tuzaktır bizim için. Oradaki rejimi devirmeye çalışan gruplara açık destek verip bizim ilgimiz yok demek de bir şey ifade etmiyor. Özgür (!) Suriye ordusu Türkiye'nin bir birliği gibi hareket ediyorken kimi neyi ikna edeceğiz.Bir kez değil bin kez düşünelim. Daha güneydoğudaki yarayı kurutamamışken yeni yaralar açmaya değer mi?
                          Twitter.com/gurkanhacir

<h3>Başkan Erdoğan’dan CHP’ye erken seçim yanıtı</h3><p>“2023’E KADAR BEK

27 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Klozeti açınca dev yılanla göz göze geldi! İşte o korku dolu anlar...

Ankara'da80 yaş ve üzerindeki vatandaşlara aşı uygulanmaya başlandı