• $7,2801
  • €8,7848
  • 405.395
  • 1527.45
17 Haziran 2012 Pazar

Garaudy olsa bizim Kamhi'leri nasıl yazardı?

Roger Garaudy'nin öldükten sonra cesedinin yakılmasını vasiyet etmesine neden şaşırıyoruz? Büyük yalanın yalnızlaştırdığı bir fikir adamıydı. Sığınacak bir liman aramıştı kendisine. İslam da bu limanın adıydı

Roger Garaudy'i yitirdik. Muhafazakar kesimden bir çok kişi, sonradan Müslümanlığı seçmiş Fransız Marksist yazar için dualar okudu, mekanının cennet olmasını diledi. (Garaudy'nin bizim islami kesimde sevilme sebebi ne yazık ki Kaptan Coustoue'ya olan hayranlık düzeyinde kaldı hep. Yani alanında başarılı Hıristiyan bir dahinin sonradan hak dini olan İslamı seçmesi. Oysa Garaudy'nin başka seçeneği kalmamıştı.) O 'büyük yalan'la uğraşıyordu. Dünya halklarının kandırıldığını anlatmaya çalıştı durdu. Yahudi soykırımın bir masal olduğunu anlatmaya çabaladı. Bu yüzden tehdit edildi, hapse atıldı. Müslümanlık son sığınacağı kaleydi.
Öldükten sonra cesedinin yakılmasını vasiyet etmesine neden şaşırıyoruz? Büyük yalanın yalnızlaştırdığı bir fikir adamıydı. Sığınacak bir liman aramıştı kendisine. İslam da bu limanın adıydı.
Geçen hafta bir başka ölüm haberi daha duyduk. Kamhi'lerin oğlu Hayati Kamhi intihar etmişti. Hafta boyunca onu Mossad'ın öldürmüş olabileceği türünden bilgiler internette gezdi, durdu. Güldüm geçtim tabi. Aslı astarı olmayan iddialardı.
En iyisi biz Roger Garaudy'nin yolundan gidelim. Hakikatin perde arkasını cesaretle aralamaya çalışalım. Örneğin Kamhi'lerin kuruluş hikayesine bir bakalım. Ve aynı dönemdeki Türk Schindler'lerin hikayesine uzanalım.

NASIL SANAYİ DEVİ OLDULAR
Sahi Kamhi'ler nasıl sanayi devi oldular?
Önce kurucusu Jak (Kamhi) Bey'i dinleyelim...
...İkinci Dünya Savaşı sürerken, Almanya ve Avrupa'dan kaçan Musevi'lerden başka, Nazi düşmanı olan birçok Hıristiyan da Türkiye'ye sığınma olanağı bulmuşlardı.
Bunlardan birkaç aile bizim apartmanımıza yerleşmişlerdi. İlişkilerimiz çok iyiydi. Türkiye Almanya'ya savaş ilan etti. İnönü hükümetinden Almanlar'ı kamplara gönderme kararı çıktı. Apartmandaki bütün komşularla birlikte onları evimizde ağırlayınca ertesi gün o tebliğ iptal edildi. Yıllar sonra Karaköy'deki danışmanlık büroma iki Alman geldi. Biri Hitler'in maliye bakanlığını yapmış olan Schaht'ın yeğeni idi; Nazi rejiminden kaçarak Türkiye'ye sığınanlardan biriydi. 'Sizin bizim yurttaşlarımıza gösterdiğiniz yakınlığı unutamıyoruz; minnet borcumuzu ödemek istiyoruz. Almanya'daki ünlü firmaların temsilciğini size vermek istiyoruz' dediler. Klöckner Çelik Profil fabrikalarının temsilciliğini verdiler. Bu temsilcilikler sayesinde hayatımı rahatça kazanma olanağını buldum. Bu yakınlık hep devam etti, başka girişimlerimde de önemli olanaklar sağladılar.
Nitekim 1950'li yıllarda özel profillerle imal edilen çelik pencere yapmam için bana başvuruldu. 15 bin dolarlık bir teçhizatla bu doğramaları ülkemizde imal etme olanağını sağladım.
Ve bu üretimi yapmak için Profilo'yu kurdum.

BİR GÜNLÜK İYİLİK Mİ?
Ne yazık ki Jak beyin anlattıklarına inanmamız zor. Bir günlüğüne evlerine sığınan bir Alman aile ve bu bir günlük iyiliğin karşılığı olarak yıllar sonra muhteşem bir imtiyazla ödüllendirme...
Önce Profilo imparatorluğunu yaratan Klöckner firmasına bakalım.
1906 yılında Peter ve Florian Klöckner kardeşler tarafından Duisburg'da kuruldu. Kömür ve maden ocaklarının yanı sıra demir çelik üreten işletmeleri de vardı. 1925'te kamyon ve traktör imalatı yapmaya başladılar. Almanya'nın en büyük ağır vasıta motor imalatçısı konumuna geldiler. Ülkemizde çok bilinen Magirus otobüslerinin çıkışı olan Magirus motorlarının üreticisi Klöckner firmasıdır.
Kurdukları fabrika Almanya'nın en büyük demir-çelik üretim hanesiydi.
Klöckner'ler dışında şirketin bir diğer ortağı da Günter Henle ve ailesiydi. Klöckner ve Henle aileleri Museviydiler. Henle'ler 19. yüzyılda Hırıstiyanlığa dönmüş hatta bünyesinden Katolik piskopos çıkartmış bir aileydi. Ancak Almanya'da kimse onların gerçek manada Katolik olduklarına inanmıyordu.

KLÖCKNER-AEG YAHUDİYDİ
Jak Bey'e kapıları ardına kadar açan Klöckner firması Yahudi firmasıydı ve bir günlük bir iyilikten hareket ederek Kamhi'lere bayilik vermemişti.
Aynı şekilde AEG firması da Almanya'daki Yahudilerin firmasıydı. Şirketin kurucusu ve sahibi Emil Rathenau bir Yahudiydi. Üçüncü kuşak Rathenau'ların yönetimindeki AEG, Türkiye temsilciliği için Yahudi Kamhileri seçmişlerdi. 
Aynı şekilde İkinci Dünya savaşındaki'iyilik meleği' sadece Kamhiler değildi. Bir de 'Schindler'lerimiz vardı. Avrupa'daki Türk diplomatlar baskı ve zülüm altındaki Yahudileri kurtarmışlardı.
İkinci Dünya savaşı yıllarında yabancı ülkede yaşayanların 'vatandaşlık ilmuhaberi' bulundurmaları zorunluydu. Her yıl yenilenmesi gereken bu ilmuhaberi vatandaşı oldukları ülkelerin konsolosları düzenliyordu. Bununla ilgili polise de bilgi veriliyordu.
İşte 'Bizim Schindler'lerin Avrupalı Yahudileri soykırımdan kurtarmak üzere dağıttığı söylenen belgeler bu vatandaşlık ilmühaberleriydi.
Peki Türk Büyükelçileri gerçekten bu belgeleri Yahudilere bol keseden dağıtmışlar mıydı?
Bu konuda kapsamlı bir kitaba imza atan (Türk Yahudiler / Bilgi Yayınevi) Bilal Şimşir'e bakalım
'Diğer bir iddiaya göre ise Vichy Büyükelçimiz Behiç Erkin, Fransa'da 10.000 civarında Museviye 'ilmuhaber kağıdı' verin diye buyurmuş imiş. Zihinleri karıştıran bu iddiada ellerinde zaten vatandaşlık ilmuhaberleri bulunan Türk Yahudilerin bu belgeleri yeniletmeleri işlemiyle ilgili olsa gerektir.'
(Türk Yahudiler / Bilal N. Şimşir - Bilgi Yayınevi 2010)
Bilal Şimşir, Türk vatandaşı olmayan Yahudilere Türkiye'nin sahte ilmuhaber vermesinin mümkün olmadığını, üstelik savaş ortamında bunun sonuçlarının ağır olacağını kitabında uzun uzun anlatıyor.
Sadece o mu?
Corry Guttstadt da son çıkan çalışması Türkiye, Yahudiler ve Holokost kitabında böyle bir belgenin olmadığını yazıyor.

SAHTE BELGELER TOPLANDI
Almanların en güçlü olduğu 1942-43'te (üstelik vatandaşınız olmayan) Yahudileri 'insanlık namına' hem de sahte belgelerle toplayacaksınız.
Geçiniz...
Geriye Türk vatandaşı olan Yahudiler kalıyor ki onların sayısı da hiç anlatıldığı gibi değil. Örneğin Dışişleri Bakanlığı 14 Ocak 1943'te Paris ve Marsilya Başkonsolosluklarımıza gönderdiği yazıyla görev çevresinde Türk vatandaşı olan kaç Musevi bulunduğunu bildirmelerini istedi.
Başkonsolosluğumuz bu yazıya 1 Nisan 1943'te cevap verdi.
Marsilya ve civarında 370, Nice'de 188, Monte Carlo'da 21, Limoges'de 25, Toulouese'da 41, Vichy'de 20, Lyon'da 79, Grenoble'da 39 ve diğer küçük yerleşimler ile Fransa'nın o yıllardaki sömürgesi olan Kuzey Afrika ülkelerinde de 212 kişi olmak üzere toplam 995 Türk vatandaşı yaşıyordu.
10 kişi hariç hepsi Musevi vatandaşlarımızdı. Yani bizim '20 bin, 30 bin Yahudiyi kurtardım' masallarını unutun. Hiçbir belge ortada yok. İspatlanamıyor.
Ha ikide bir ödül verilen Behiç Erkin, Sabahattin Ülkümen ve Necdet Kent gibi isimler ise 'Büyük Senaryo'ya uygun olarak İsrail'le iyi ilişkiler içinde olan masal kahramanlarıdır. Evet... Garaudy izinden gidersek bulacağımız hakikatler böyle...!

VİCDANI BAĞLANMAMIŞ GAZETECİ ÖNGÖRÜ SAHİBİDİR
'Ben demiştim' sözünü kullanmayı sevmem. Dahası bir gazetecinin yazılarının belli öngörüler barındırmasından daha doğal bir şey yok. Gazeteci zaten olacakları öngörebilmelidir. Ama öyle bir dönemden geçiyoruz ki gözünüz önünde yaşanan olaylar bile yazılmıyor. Devletin zirvesinde yaşanan krizi sağır sultan duydu. Ama basınımız uzunca bir süre inkar etti. Yok öyle bir şey cemaat-hükümet kavgasını siz vehmediyorsunuz dediler. Ben 2 ay önceki yazımda başbakan Erdoğan'ın bile hedefte olduğunu, ameliyatta narkoz verilir verilmez önce MİT Müsteşarının gözaltına alınmak istendiğini ama durumu fark eden başbakanın ameliyatı iki gün ertelediğini yazmıştım. Hatta soruşturmanın ona kadar uzayabileceğini düşündüğünü eklemiştim. Geçen hafta Başbakan Erdoğan 'Alacaksanız beni de alın' diyerek açık tehdidi ilk kez ifade etti.
Tam bir ay sonra ise bakın ne yazdım.
Anayasa Mahkemesi'nin önüne yine ateşten bir top düştü. Eğer CHP'yi haklı bulursa (ki bana göre mahkemenin bu yönde bir eğilimi var) ve yasayı iptal ederse ortalık 2014'e kalmadan karışacak. Tayyip Bey'in köşke çıkamaması durumunda işlerin nasıl alt üst olacağını düşünebiliyor musunuz? AKP, kendi tüzüğünde 4 kez üst üste parlamento görevini yasakladı. Başbakan kendi parti tüzüğünü mü ihlal edecek? Hadi onu halletti diyelim. Köşke çıkmayı bir 5 yıl daha mı bekleyecek? Sorular uzayıp gidiyor... Siz en iyisi mi mayıs ayında yeni bir fırtınaya hazırlıklı olun.
Evet bu yazı erken bir yazıdır.
Ve determinist bir yazıdır. O da kabul. Anayasa mahkemesinin olası bir kararı üzerine tasarlanmıştır.
Ama siz yine de bu yazıyı kesin ve bir yerde saklayın.
Bakarsınız haklı çıkarım.
Önceki gün yaşananları gördünüz.
Kabul edelim. Cumhuriyet tarihimizin en büyük devlet kavgasını yaşıyoruz. Başbakan Erdoğan, önceki gün Sun Tzu'nun'rakibini/düşmanını yanında taşı' kuralını uyguladı ve Türkçe Olimpiyatları'nda Hocaefendi'yi Türkiye'ye davet etti. Hocaefendi'de bilek güreşinde bükülmemek için gözyaşıyla 'hayır' dedi. Yani 'hamleni gördüm, gelmem' demek istedi. Bu arada aynı gün anayasa mahkemesi 7+5 i kabul etti. Yani Gül'ün bir kez daha adaylığı söz konusu olabilecek. Eğer Erdoğan 2014'te 'köşke çıkayım' derse bu kez başbakanlığı bırakmak zorunda kalacak. Oraya Abdullah Gül'ün geçmesini ister mi dersiniz?
Bir de İmralı sakininin durumu var. Sesi soluğu çıkmıyor. Ama ekibinde çatlaklar yaşanmaya başlandı. 'Barzani'sesleri cılız da olsa yükselmeye başladı bile.
Uzun lafın kısası... Londra'daki 'Türkiye Masası'nın üstü bir hayli karışık.
Bize gelince...
Ya bu 4 bilinmeyenli denklemin nasıl çözüleceğine kafa patlatacağız...
Ya da 'Tayyip Bey Cumhurbaşkanı, Abdullah Bey Başbakan, Hocaefendi Eşrefpaşa'daki evinde huzurlu mutlu yaşıyor' masalını dinleyeceğiz.
Apo mu? O ne ölecek, ne serbest kalacak. Yok hapiste de kalmayacak. Öyle buhar olup gidecek... Sessiz sorunsuz hayatımızdan çıkacak... Hepimiz unutacağız.
Ne güzel değil mi?
Twitter.com/gurkanhacir

<h3>ÇALIŞANLAR İSTİFA METNİ YAZARKEN DİKKAT!</h3><p>'Kısa Çalışma Ödeneği'nin biteceğinin açıklanmas

Kısa çalışma sonrası çalışanlar nelere dikkat etmeli?

Niğde'de kaçak kazı yapan 4 kişi suçüstü yakalandı

Akkuyu Santrali'nde ikinci ünitenin konsol kirişinin kurulumu tamamlandı

Adıyaman'da ''Gastropod'' nesline ait hayvan fosili bulundu