• $8,2726
  • €10,0665
  • 488.134
  • 1441.33
04 Kasım 2012 Pazar

Ecevit de 'gidip geçmişti'

CHP genel başkanı olmak kimi zaman barikatları yarmayı, kimi zaman kurşunlar altında yürümeyi gerektirir. Gandi de 29 Ekim günü Ulus'ta ilk büyük sınavından başarıyla geçti

Çok değil daha bir kaç önce aramızda şakalaşıyorduk, '29 Ekim ne zaman yargılanacak?' diye. Hatta aylar önce bir yazımı '29 Ekim soruşturması ne zaman başlayacak?' diye bitirmiştim. Şaka gerçek oldu. Çelenk yasakları, seyahat engellemeleri ve nihayetinde yürüyüş kavgasıyla birlikte 29 Ekim de 'yasadışı' kutlanan bir bayram haline dönüştü.
Yaşananları hep birlikte gördük: Türk bayrağına sarılmış yaşlı kadını tekmeleyen polis şefi, panzerin üzerine çıkan milletvekili vs.
KORKU DUVARI AŞILDI
Ama 29 Ekim Ulus'unda iki şey öne çıktı. Birincisi korku duvarı aşıldı. İlk kez biber gazı bir topluluğu etkilemedi. Tazyikli su, kalabalığa geri adım attırmadı. Gelenlerin korkusuz ve mücadeleci olduğundan mı? Hayır!
Haklılıklarına olan inançlarından... O gün Ulus'ta olan herkes kendi evinde gibi hissediyordu. 'Burası benim evim, kim bana karışabilir' motivasyonundaydı. O inanç ve kararlılık her türlü cesaret ve atikliğin üzerindedir. Bir başka kararlı isim ise Kemal Kılıçdaroğlu'ydu. Ertesi gün Hürriyet'in manşeti 29 Ekim Ankara'sının ve Kemal Bey'in kararlılığının tam bir özeti gibiydi: Gitti ve Geçti!
TAŞLI, SOPALI KORUMA
(HÜRRİYET yönetmeni ve yazıişlerinin başına tuğla düştüğünü tahmin ediyorum. Yoksa Tayyip Bey'i öfkelendirecek bir başlığı niye atsınlar?)
Bu çarpıcı manşet beni geçmişe götürdü. 'Gidip geçen' Ecevit'i düşündüm. İtiraf edeyim, çoğunlukla CHP genel başkanına denk gelmem de tesadüf olmasa gerek. Eee zira parti 'devletin partisi' olunca koruma görevi de ona düşüyordu. Koruma da bazen taş, sopa ve barikatlar ardında oluyordu. Nasıl mı? Anlatayım...
KARAOĞLAN RÜZGARI
1977 seçimleri erkene alındı. Demirel Hükümeti, esen 'Karaoğlan' rüzgarına daha fazla dayanamamıştı. Ecevit tüm yurdu kapsayan bir seçim gezisi başlattı. Kendisi için zor sayılan yerleri de bu geziye dahil etti. Tokat, Gümüşhane ve Erzincan'dan oluşan parkur da bu zor yerlerden biriydi.
Ecevit, 26 Nisan 1977 günü Tokat'a girdi. Niksar İlçesi'nde taşlı saldırıya uğradı. Çok umursamadı. Otobüsü taşlanmış olmasına rağmen yolundan ve hedefinden dönmeyeceğini ilan etti. 27 Nisan günü Gümüşhane'nin ilçesi olan Şiran'a geldiler. Partinin 302 Mercedes otobüsünü ilçenin girişinde CHP Gümüşhane İl Başkanı Murat Öztekin ve partililer karşıladı. Konvoy halinde şehir merkezindeki belediye binasının önüne gelindi. Burada otobüsün üstüne çıkan Bülent Bey kalabalıktan bir hayli etkilenmişti. Çünkü sağ oyların ağırlıklı olduğu Şiran'da böyle bir kitle beklemiyordu. Kalabalığın da verdiği heyecan ve coşkuyla konuşmasına başladı.
 'Aziz Şiranlılar!'
İŞTE tam o sırada kalabalığın arkasındaki bir gruptan yuhalama duyuldu. Herkes tam ne oluyor diye bakmaya çalışırken bu kez bir el silah sesi duyuldu. Ecevit hedef alınarak ateş açılıyordu. Kurşunlar yağmur gibi gelmeye başladı. Kurşunlardan biri otobüsün üzerindeki direklerden birine isabet etti. Meydan bir anda karışmıştı.
Meydanda panik olmasına karşın kitle dağılmadı. Ateş edenlerin üzerine doğru yürüdü. Ateş açanlar ülkücü komandolardı. Sadece ateş etmekle kalmıyorlar ellerindeki balta ve sopalarla partililerin arabalarını kırıyorlardı. İl başkanı Murat Öztekin'in uyarısına rağmen Ecevit otobüsün üzerinden inmedi. 'Konuşmamı sürdüreceğim' dedi. Ancak aşağıda da meydan savaşı devam ediyordu.
ECEVİT haykırarak konuştu:
'Türk devletinin gücü eşkıyayı kovmaya yeter. Defedin o eşkıyayı. Onlara memleketi ve çocukları teslim etmeyeceğim. Bu vatanı ve çocukları birlikte kurtaracağım. Ben buradayım. Öldürürlerse beni de öldürsünler.'
Ecevit konuşmasını sürdürürken üzerinde bulunduğu otobüsün kırılmamış tek camı kalmamıştı.
'Şiran meydan muhaberesi'nde ilginç sahneler yaşandı. İl başkanı Murat Öztekin'in eşi Nalan Öztekin meydanın hemen karşısındaki bir evin balkonundan Ecevit'in konuşmasını dinliyordu. Yanında yakın partili arkadaşı Hüseyin Öztürk'ün eşi Azime Hanım da vardı. Bir anda hemen balkonlarının altındaki çarşaflı kadın zannettikleri kişilerin, ülkücü komandolar olduğunu görünce evin içine koştular. Ve içeriden aldıkları odunları balkondan eylemci komandolara fırlatmaya başladılar. O kadar çok odun fırlattılar ki attıkları odunlardan aşağıdaki araçlar zarar görmeye başlamıştı. Kadınlı çocuklu bir CHP direnişi başlamıştı.
OYUNA GELMEYİN
BU arada Ecevit, çatışmayı yatıştırmaya çalışıyordu:
'CHP liler, durun siz hiç bir şey yapmayın. Eşkıyanın oyununa gelmeyin.'
Oysa bırakın sıradan partilileri İl başkanının eşi odunlu müdafaa yapıyordu! Olaylar durulacak gibi değildi. Camı kırılmadık tek bir araba kalmamıştı. Parti yöneticilerinin uyarısıyla Ecevit aşağıya indi. 10 dakikalık konuşmasını yine de tamamlamıştı. Ancak asıl büyük sorun bu meydandan ve dahası şehirden nasıl çıkacaklardı. Olaylara müdahale etmesi için 3. Ordu Komutanı Ali Fethi Esener'i aradı. Her ne hikmetse Paşa yerinde yoktu. Takviye askeri güç ve helikopter istendi. Ancak o da mümkün değildi. Bülent Bey, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ü aradı. Korutürk, bu işle ilgilenmesi için genel sekreterini görevlendirdi. Ama o kadar.
ECEVİT otobüsün içinde sıkışmış haldeydi. Hareket ettiklerinde başlarına ne geleceğini bilmiyordu. Geziyi takip eden bir avuç gazeteciye, tarihe geçen o ünlü açıklamasını yaptı.
'Taş atılınca şapkasını alıp kaçan Demirel korkağı! Üç buçuk eşkıya ile millet dize gelmez! Saldırılarda AP ile MHP amblemlerini yan yana gördüm. Demirel millete değil eşkıyaya, sandığa değil namluya güveniyor.'
Bu arada Erzincanlı CHP'liler çoktan yola koyulmuşlardı bile. Şiran'da abluka altında kalmış genel başkanlarını kurtarmaya geliyorlardı. Uzunca bir konvoyla gelen Erzincan CHP örgütünü de yolda saldırı bekliyordu. Yolun kenarlarına kümelenmiş gruplar, geçen bütün arabaları taşlıyordu. Camları kırılsa da ufak tefek yaralanmalar olsa da yola devam ettiler. Şiran'a akşam saatlerinde vardılar. Devlet sağır olmuş, güvenlik kuvvetleri müdahale etmemiş ve ana muhalefet partisi genel başkanı bir şehirde rehin kalmıştı. (Başbakan Demirel iki gün boyunca sessizliğini korudu.)
CAN KAYBI OLMADI
AMA Ecevit geri adım atmadı. Partisine sığındı. Erzincan'dan gelen takviye ile beraber partililer otobüsün önünde güvenlik koridoru yarattılar. Uzun bir araç konvoyuyla Erzincan'a hareket ettiler. Şiran'dan çıkmayı başardılar. Seçim kampanyasına devam ettiler. İşin ilginç yanı tam bir meydan muhaberesini andıran Şiran çatışmasında yaralanmalar olmuş ama tek kişi hayatını kaybetmemişti. Ecevit konuyu meclis gündemine taşıdı.
Ama tahmin ettiğiniz gibi sonuç alınamadı. Bu olaydan tam üç yıl sonra CHP Nevşehir il başkanı Avukat Zeki Tekiner de silahlı bir saldırıyla yaşamını yitirdi. Bu belki o karanlık günler için olağan sayılan bir olaydı. Ama cenaze töreni en az suikast kadar üzücü olaylara sebep oldu.
KURŞUN YAĞMURU
Bozkurt yuvası Nevşehir cenazeye izin vermedi. Törende Ecevit konuşma yaparken meydan kurşun yağmuruna tutuldu. 5'i milletvekili olmak üzere 9 kişi yaralandı. Kalabalık dağıldı. Tabutlara bile tam 18 kurşun isabet etti. Ecevit yine direndi ve geri çekilmedi. 'Vurun beni de vurun kalleşler' diye bağırdı. Ardından kararlılıkla ekledi. 'Cenazemizi kaldıracağız' dedi. Ve Zeki Tekiner'in cenazesini o savaş ortamında da olsa kaldırmayı başardı.
***
Demem o ki... CHP genel başkanı olmak kimi zaman barikatları yarmayı, kimi zaman kurşunlar altında yürümeyi gerektirir. Gandi de (K.Kılıçdaroğlu) 29 Ekim günü Ulus'ta ilk büyük sınavından başarıyla geçti. Geri adım atmadı, korkmadı. Siyasi riski göğüsledi. CHP'nin genel başkanı olduğunu ispatladı: Gitti ve Geçti !
Twitter.com/gurkanhacir

<p>Avrupa sevdalısı aydınların asıl derdi ne? Neden bir  Avrupalı'dan daha 'Avrupa'cılar'? Avrupa öz

Avrupa'yı bize ışıltılı tablolar gibi çizenler kimler?

NATO tatbikatına katılacak askerler yola çıktı

Demirspor, Süper Lig'e çıktı; Adanalılar çıldırdı!

Filistinli gençler, İsrail'in saldırılarını balonlarla protesto etti