• $7,3656
  • €8,9571
  • 437.063
  • 1536.11
02 Eylül 2012 Pazar

Bu, Suriye'yle yaşadığımız ilk büyük kriz değil!

Yaşadığımız dönemin adı 'Türbülans Çağı'dır.*
Farz edin koca bir uçaktasınız. Uçak bir aşağı bir yukarı vuruyor. Oradan oraya savruluyorsunuz. Tutunacağınız hiçbir yer yok, sadece türbülansın geçmesini bekliyorsunuz. Bütün referanslarınız kayboluyor, dengenizi kaybediyorsunuz. Elinizden hiçbir şey gelmiyor

Sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada da büyük bir altüst oluş yaşanıyor. Bu öyle bir alt üst oluş ki; bugüne kadar insanlığın referans aldığı hangi nokta varsa o yer değiştiriyor.
Hemen örnek vereyim. El-Kaide'yi nasıl bilirsiniz? En sert köktendinci, en acımasız örgüt değil mi? En vahşi eylemleri çekinmeden yapan, Siyonizm karşıtı, Siyonistleri dünyadan yok etmeye ant içmiş bir terör gurubu olarak bilmiyor muyuz?
Türbülans çağında, El-Kaide artık bir İsrail ordusudur. Paraları silahları teçhizatları İsrail tarafından karşılanıyor. İslamın bu en sert savunucuları, arkasına İsrail'in desteğini almış yine İsrail'in düşmanı Müslüman Suriye'ye saldırıyor. Algılamakta güçlük çekiyorsunuz biliyorum ama artık İsrail'e laf söylerken bir kez daha düşünün... Onların El-Kaide gibi bir ordusu var! Allahu-ekber diyerek Müslüman kardeşlerinin gırtlağını kesen El-Kaide militanları artık yeminli Siyonizm ordusunun üyeleridir.
Evet bu türbülans çağında yapacağınız her yorum eksiktir. Tahminlerinizin birçoğu sizi yanıltabilir. Mahcup olursunuz. (Ben böyle durumlarda; yani yönümü kaybettiğim zamanlarda hep ünlü sosyalist Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın sözünü hatırlarım. Ölümünden önce 'Yönümü kaybettiğimde Süleyman Bey'e bakarım, o neredeyse ben tam karşısına geçerim' demişti. Ben de yönümü kaybedince ABD-İsrail-İngiltere  üçgenine bakarım. Onlar nereye destek veriyorsa bilirim ki benim yerim oranın tam karşısıdır. Çünkü bu üçgenden Ortadoğu'ya 'hayır' çıkmaz.)
Bakınız... Durup dururken düşman olup savaşın eşiğine geldiğimiz Suriye ile 1957'de de benzer bir kriz yaşamıştık. Ve perde arkasında bakın yine hangi ülke vardı?
***
Ama ilkin biraz daha öncesine gidelim. 1956'da yaşanan Süveyş Kanalı krizi, daha doğrusu 'savaşına' bir bakalım. Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdül Nasır bütün dünyaya petrol ihraç edilen kanal olan Süveyş'i millileştirdiğini açıkladı. O güne değin kanalı rahatlıkla kullanan Fransa ve İngiltere bu durumu kabul etmedi. Müdahale kararı aldılar. 29 Ekim 1956 da destekledikleri İsrail ordusu Sina Yarımadası'nı işgale başladı. Hava saldırısı ve uçak gemileri de savaşa katıldı. Fransa ve İngiltere askeri gücünü birleştirmiş ve İsrail ordusunu destekleyerek Mısır'a hücum ediyorlardı. Mısır'ın tek başına dayanması mümkün değildi. Süveyş Kanalı'nın kontrolü İsrail'e (ve dolayısıyla İngiltere-Fransa birliğine) geçmiş oldu.
İşte bu anda Sovyetler'in tepkisi çok sert oldu. Batı'nın kanaldan çekilmemesi halinde nükleer silah kullanacağını açıkladı. ABD sesini çıkartmıyordu. İngiltere ve Fransa bu kararlı tutum karşısında geri adam attılar. Kanaldan geri çekildiklerini açıkladılar. Soğuk savaşta bir ilk yaşandı. Batı, Doğu Bloku'nun restine karşılık verememişti.
Sovyetler Ortadoğu'nun yeni abisiydi artık. Henüz İsrail'i pek ciddiye almasa da ABD ve İngiltere'nin desteğinden çekinen Suriye de abiye yanaşmaya karar verdi.
Aynı yıl... Suriye, Sovyetler Birliği ile bir dizi anlaşma imzaladı. Dizi anlaşmayla Sovyetler Birliği, Suriye'ye önemli tutarda maddi yardımda bulunacaktı. Ekonomik ve askeri planda yapılan yardımın tutarı 600 milyon dolar civarındaydı. Lazkiye'ye yeni liman yapılacak, demiryolu ve karayolu hatları inşa edilecekti. Ayrıca Suriye'nin bitmeyen sorunu sulama için yeni zirai donanım yatırımı da öngörülüyordu. Askeri planda da yüklü bir silah ve teçhizat yatırımı yapılacaktı.
ABD ve İsrail ayağa kalktı. Sovyetler'in bu yardımı kabul edilemezdi.
ABD'nin bölge 'distribütörü' İsrail, hemen abisine şikayete başladı. İsrail Başbakanı Ben Gurion, ABD Başkanı Esienhower'a yazdığı mektupta  'Suriye'nin milletlerarası komünizmin bir üssü haline gelmesi, zamanımızda hür dünyanın karşısına çıkan en tehlikeli hadiselerinden biridir' dedi. (Yine aynı cümleler farkında mısınız? Hür dünyaya tehdit! Ne tehditmiş ki 50 yıldır hür dünya Suriye yüzünden bir türlü kurulamıyor.) Ben Gurion komünizmi işaret ediyordu ama asıl büyük tehdit bir yıldır konuşulmaya başlanılan Arap Birliği'nin gerçekleşmesiydi.
Suriye yönetimindeki Baas Partisi, Mısır'la birleşebileceğini söylüyordu. Muhtemel Arap Birliği, İsrail için kabul edilemezdi. Hemen 'komünizm' kozunu kullanmaya başladı. Herkesi korkutacak öcü hazırdı.

Türkiye tarafını seçti ve Sovyetler'i çok kızdırdı
Arap Birliği Türkiye'yi rahatsız etmezdi. Ama ya komünizm kabusu? Türkiye'de geçerli bir tehditti.
Türkiye yine tıpkı bugünlerdeki gibi ait olmadığı bir savaşın içine çekildi. İsrail kendi savaşına değişik kılıflar bularak herkesi ortak etmeyi başarıyordu.
Irak Kralı Faysal ve Ürdün Kralı Hüseyin İstanbul'a gelerek Başbakan Adnan Menderes'le görüştüler. Görüşmeye ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı da katıldı. Ve olası bir savaş durumunda ABD'nin silah ve mühimmat yardımı yapacağını duyurdu.
Artık taraflar belli olmuştu. Türkiye, İsrail'e güvenlik bahçesi yaratmak için açılan lüzumsuz krizde tarafını seçmişti. İsrail tarafı!
Savaş hazırlıkları başladı. İhtiyatlar askere çağırıldı. Suriye sınırına asker ve mühimmat yığılmaya başlandı. ABD uçakları Adana'ya yığınak yapmaya başladılar. Hareketlilik bu sefer Sovyetler Birliğini harekete geçirdi. Çünkü Suriye de olan biteni (tıpkı İsrail gibi) 'abisi'ne aktarıyordu.
Sovyetler Birliği, Türkiye'yi sert bir mesajla uyardı. ABD uçaklarının Suriye sınırına yığılmasının Sovyetler Birliği'ne tehdit olduğu ifade edildi.
Cevap Başbakan Menderes'ten geldi. 'Suriye'nin makul sınırlar dışında silahlanması kabul edilemez, güvenliğimiz tehdit altında' dedi.
Karşılıklı restleşmeye ve 'tehdide' son olarak Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) Genel Sekreteri Kruşçev de katıldı. 'Savaş çıkarsa Türkiye bize daha yakın' dedi. Türkiye'yi bir günde vurabileceklerini ima ediyordu. 'Amerika okyanus aşırı nasıl yetişecek' diye dalga geçiyordu.
İşte tam bu noktada uzun zamandır Arap Birliği için imza atmaktan çekinen Mısır, Suriye'yle birleşeceğini duyurdu. İsrail'in düşman cephesi bir anda büyümüştü. Birden yumuşama kararı aldı. Çünkü savaş cephesi baş edebileceğinin çok üzerindeydi. Sert demeçleri yumuşattılar. ABD de İsrail'in endişelerine hak verdi.
İsrail geri çekiliyordu. Ta ki 1967'ye kadar. Çünkü iki ülke birliğinin uzun sürmeyeceğini entrika ve polemiğin galip geleceğini biliyordu. Nitekim haklı çıktı. Birlik çok sürmedi. Ve 1967 de '6 gün savaşları'yla Süveyş Kanalı'nda yapamadığını bu kez yaptı. Ve çok stratejik bir bölge olan Golan Tepeleri'ni ele geçirdi.
İsrail ilk kez Ortadoğu'da kalıcı olduğunu 1967'deki '6 gün savaşları'nda anladı.
***
Bugün yaşadıklarımıza gelelim..
İsrail adım adım edindiği kazanımları bugün Ortadoğu'da taçlandırmak istiyor. Kendisine tehdit olmayacak ve kontrolünde yaşayacak küçük devletçikler kurulması için çabalıyor. Kendine bir güvenlik bahçesi yaratmak niyetinde...
Sakın Arap Baharı, demokrasi, özgürlük, diktatör Esat gibi laflarla aklınızı doldurmayın. Bu savaşın da daha öncekiler gibi hiçbiriyle alakası yoktur. Ortadoğu'daki her savaş İsrail-Arap mücadelesiyle ilgilidir. Olan biten ya İsrail'in çıkarınadır ya çıkarına karşıdır.
İsrail büyük evin şımarık çocuğudur. Talepleri hiç bitmeyen, doyduğundan daima hep fazlasını isteyen arsız bir çocuk...  Ara sıra dayak yiyince hemen yan mahalleden ağabeylerini çağıran şımarık bir çocuk...
Biz mi? Biz hep yan mahalledeki ağabeylerinden biri olduk İsrail'in... Ne zaman başı belaya girse biz de kafamızı uzattık, 'kardeşimize dokunmayın' diye...
Hem de gerçek din kardeşlerimize karşı...

*Türbülans Çağı tanımını ilk kez 1990'lı yılların sonunda Evangelistler kullanmışlardı. Ve bugün olacakları adım adım kurgulamışlardı. İkiz Kuleler'e saldırı, ılımlı İslam, tek dünya projeleri Evangelistlerin santim santim kurguladıkları projelerdi. Bu projeleri toplumsal bilinçaltına işlemek için de Hollywood'u kullandılar. Meraklısı Doç. Dr. Ramazan Kağan Kurtoğlu'nun Evangelizm kitaplarına bakabilir. Ayrıca FED'in eski başkanı Alan Greenspan 'Türbülans Çağı' adını verdiği çalışmasında işin finans boyutunu anlatıyor. 2030'da dünya nasıl olacak? Meraklısına...

twitter.com/gurkanhacir

<p>Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, hükümet krizini aşmak için yarından itibaren parlamentoda temsil

İtalya'da hükümet krizi... Conte gitti, şimdi ne olacak?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Sosyal medyada en çok paylaşılan mantık soruları

Başkan Erdoğan, Sosyal Atama Töreni'nde konuşma yaptı