• $8,4613
  • €10,2294
  • 494.315
  • 1441.33
07 Aralık 2013 Cumartesi

Nükleer açılımın zamanlaması

WASHINGTON

Bu hafta Konrad Adenauer Vakfı’nın ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü ile Ankara’da düzenlediği ortak çalıştaya konuşmacı olarak katılıp Obama yönetiminin Ortadoğu politikası üzerine bir konuşma yaptım. Dinleyicilerden biri önemli bir soru sordu. ‘Obama neden şimdi açıldı İran’a? Neden başkanlığının ilk döneminde değil de son döneminin son yarısında İran ile müzakere masasına oturup nükleer meselede taviz vermeyi kabul etti?’
Öncelikle şunu belirtmek lazım. Geçen haftalarda Cenevre’de yapılan toplantıda İran ile varılan anlaşma Obama yönetiminin İran’a uzattığı ilk müzakere eli değildi. Obama 2008 seçimlerini kazanıp başkanlık koltuğuna oturduğunda Ortadoğu’daki ülkelerle ilişkisinde yepyeni bir sayfa açacağı ve meselelerin çözümünde askeri güç ve tehdit değil, uzlaşı yolunu seçeceği sözü vermişti.
Ve gerçekten de Obama, başkanlığının ilk döneminin ilk yarısında, Amerika’nın bölge siyasetindeki üslubunu tamamen değiştirmeye çabaladı. Washington’ın İran politikası da bundan nasibini aldı. Obama pek çok kez İran’la diyalog kanalları açmak ve iki ülke arasında karşılıklı güven artırıcı adımlar atmak için girişim yaptı. Fakat bunlar sonuçsuz kaldı ve kısa bir süre sonra Obama kendisinden önceki pek çok Amerikan başkanının yürüttüğü İran’ı çevreleme politikasına geri döndü.
Peki bu hızlı değişimin, geleneksel İran politikasına geri dönüşün sebebi neydi? Öncelikle İran buna hazır değildi. 1979 İran Devrimi’nden bu yana yerel ve bölgesel siyasetini Amerikan karşıtlığı üzerine inşa etmiş bir ülke olarak yeni Amerikan başkanının elini sıkmak İran rejimi için kolay değildi. Obama’nın da bu yeni politikada ısrar edecek siyasi sermayesi yoktu. Sağlık ve göçmenlik politikası gibi önemli alanlarda reform yapmayı planlıyordu. Bunun için Kongre’nin desteğine ihtiyacı vardı. Müzakere konusunda gönülsüz bir İran’la angajman için Kongre ile arasında gerginlik yaratmak istemedi. Bu nedenle seçilirken söz verdiği gibi Ortadoğu ile ilişkilerde devrim yapmak yerine İran politikasında onlarca yıldır süregelen geleneksel politikaya geri döndü. İran’ı sıkça askeri müdahaleyle tehdit etti, yaptırımları artırdı.

DEĞİŞİMİN MİMARI HAMANEY

Tüm bu şartların değişmesi geçen haftalarda Cenevre’de varılan mutabakatı mümkün kıldı. Obama başkanlığının son döneminde. Artık yeniden seçilmek gibi bir kaygısı yok. Başkanlığının en önemli meselesi olan sağlık reformunu geçirdi. Artık Kongre’ye şirin görünmek zorunda da değil. Tabii Washington-Tahran açılımını mümkün kılan diğer önemli faktör İran tarafında da değişimlerin olması.
İran ekonomisi yaptırımların altında ezilmiş durumda. Bankacılık sektöründe uygulanan kısıtlamalar İran’ın dış ticaretini güçleştiriyor. Yaptırımlar yüzünden İran’ın petrol ihracatı neredeyse yarı yarıya düşmüş durumda. Tabii İran’ın Batı ile politikasındaki bu büyük değişimi asıl mümkün kılan dini lider Hamaney’in tüm bunları nasıl gördüğü. Washington-Tahran açılımının kapalı kapılar ardında aylar evvel, Ruhani başa gelmeden önce başlamış olması İran’ın politikasındaki değişimin mimarının Ruhani değil Hamaney olduğunu gösteriyor. Ruhani gibi liberal, Batı ile yakın ilişki kurma vaadiyle başa gelmiş bir lider Obama’nın İran politikasındaki değişikliği Amerikan halkına satmasını kolaylaştırdı sadece. Asıl değişim Hamaney’in İran’da ve bölgede olanları yorumlama şeklinde oldu.
Tüm bunlar Amerika-İran ilişkilerinde yeni bir pencere açtı ve her şeyin bu kadar hızlı değiştiği bir bölgede bu pencerenin her an kapanabileceğini beklemek kötümserlik sayılmaz. Bu yüzden taraflar hızlı davranmalı.

<p>Bedir Acar, 'Görüntüler öyle acımasız ve vahşi ki 21. Yüzyılda devlet terörünün kitabını yazıyorl

İsrail aslında neyden korkuyor?

Şırnak Valisi Pehlivan, Cudi Dağı'nda konuşlu üs bölgelerinde incelemelerde bulundu

Bayram alışverişinin kalbi Eminönü ve Mısır Çarşısı sessiz

Toroslar'da baharla yeşile bürünen yaylalar görenleri kendine hayran bırakıyor