• $13,4455
  • €15,2775
  • 793.634
  • 2042.08
18 Şubat 2013 Pazartesi

İki devletli çözüm hala mümkün mü?

Washington

Meseleyi son birkaç yılda içinden çıkılmaz bir mecraya sokan birkaç temel faktör var. Arap Baharı'yla değişen bölgesel dinamikler İsrail'in kurulduğu günden bu yana taşıdığı güvenlik kaygısını artırarak Filistin konusundaki taviz vermez tutumunu daha da sertleştirdi. Suriye'deki çatışma yeni dinamiklerin İsrail için yarattığı sonuçları anlamak bakımından önemli. İki ülke teknik olarak 1948'den beri savaş halinde ve Golan Tepeleri 1967'den beri İsrail işgali altında. Fakat fiili olarak Esad rejimi ve İsrail arasında 40 yıldır devam eden bir ateşkes var. Suriye'de rejim karşıtı ayaklanmanın Golan'a sıçrayarak sınırdaki istikrarı tehdit etmesi ve Esad sonrası Suriye'de Müslüman Kardeşler gibi İslamcı unsurların güç kazanması ihtimali İsrail'i endişelendiriyor. Bunun yanında Esad'ın kimyasal silahlarının Hizbullah gibi grupların eline geçmesi de İsrail'in güvenlik reflekslerini tetikleyen bir durum. Diğer yandan Sinai yarımadasındaki El Kaide varlığı, Mısır'da Müslüman Kardeşler'in yönetime gelmesi, İran'ın Suriye ve Irak'ta artan nüfuzu İsrail için tedirginlik yaratan ve İsrail-Filistin meselesinin çözümünü güçleştiren gelişmeler. 
İki devletli çözümün önündeki bir diğer engel hem İsrail'de hem Filistin tarafında radikal aktörlerin güç kazanmış olması. Geçen ay yapılan İsrail seçimlerinde sol partilerin parlamentodaki sandalyelerini artırmış olmaları ümit verici bir gelişme değil çünkü geleneksel olarak barış sürecini desteklemiş ve Oslo anlaşmasını imzalamış İşçi Partisi dahi barış görüşmeleri konusunda hiç olmadığı kadar sessiz. İsrail'in Gazze ablukası ve bunun sonucunda güçleşen yaşam şartları özellikle genç nesil Filistinliler arasında radikal İslamcı ve Selefi gruplara olan desteği artırmış durumda. 
Bir diğer mesele dört yıl evvel İsrail Başbakanı Ehud Olmert ve Filistin Ulusal Yönetimi arasında yürütülen müzakerelerin çökmesine neden olan görüş ayrılıklarının bugün de mevcut olması. Kudüs'ün statüsü, Filistinli mültecilerin İsrail işgali altındaki topraklara geri dönüş hakkı, yerleşke inşası, toprak takası ve sınırlar gibi tartışmalı konularda iki taraf da geri adım atmak istemiyor.
***
İsrail-Filistin meselesinde birincil aktörler arasında yaşanan bu tıkanıklık, sorunun çözümü için gözleri Amerika'ya çevirdi. Obama'nın ikinci döneminde ilk yurtdışı seyahatini martta İsrail'e yapacak olması ve John Kerry'nin dışişleri bakanlığına gelmesi Washington'da İsrail ve Filistin barışını önemseyen çevrelerde beklentileri yükseltti. Obama'nın marttaki seyahatinde tarafları bir araya getirmesi ve süreci yeniden canlandırması bekleniyor. Kerry'ye yakın çevreler ise 69 yaşındaki eski senatörün tarihe İsrail-Filistin meselesinde Oslo'dan sonra en önemli adımı atan dışişleri bakanı olarak geçmek istediğinden, bu yüzden de konuya öncelik vereceğinden emin. Fakat Amerika'nın mevcut bölgesel dengelerde daha da çetrefilleşen İsrail-Filistin meselesinde oynayabileceği rol oldukça sınırlı. Zaten ilk döneminde Ortadoğu özel temsilcisi George Mitchell'in tüm çabalarına rağmen tarafları bir araya getiremeyişine tanık olmuş Obama yönetiminde bu yönde bir siyasi irade de yok. Silah kontrolünden göçmenlik yasasına, ekonomiden eğitim reformuna pek çok konuda Kongre'nin işbirliğine ihtiyacı olan Obama, siyasi sermayesini dünyanın sorunlarını çözmeye yatıracak gibi görünmüyor. Belki de önümüzdeki birkaç yıl iki devletli çözüm için son fırsat penceresi ama Obama Amerika'nın gelecek dört yıldaki önceliği konusunda son derece net: 'Amerika'nın güvenliğine en büyük tehdit Ortadoğu'daki silahlı örgütler değil, silahlı Amerikalı gençler.'

KONUK YAZAR - GÖNÜL TOL

<p>Ezgi Aşık <span style='font-size: 1.6rem;'>soruyor, İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr.

Rusya-Ukrayna gerginliği nereye evrilir?

Cam parçalarından evlilik teklifi! Herkes onu konuşuyor

Bu deliğin altında bakın ne var! Gözlerinize inanamayacaksınız

Sarımsağı böyle tüketenler dikkat! Bu hatayı sakın yapmayın