• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
4 Ocak 2013 Cuma

Amerika-İsrail ilişkileri

Washington'da Başkan Obama'nın ikinci dönem kabinesinde kimlerin yer alacağı tartışmaları sürerken gündemi en çok oy alan isim Savunma Bakanlığı için düşünülen Cumhuriyetçi Nebraska eyaleti eski senatörü Chuck Hagel. Hagel'i gündeme oturtan İsrail lobisinin Hagel'in bakanlığına 'İsrail karşıtı' olduğu gerekçesiyle karşı çıkması. Hagel'in İran'a karşı yaptırımları onaylamaması, Hamas ile diyaloğu savunması ve verdiği bir demeçte 'İsrail lobisi' yerine 'Yahudi lobisi' sözcüklerini kullanmış olması İsrail lobisini kızdırmış. Fakat Hagel üzerinden yapılan tartışmanın özünde yatan Obama'nın neo-con çevrelerce yeterince 'İsrail yanlısı' bulunmaması.
İNİŞ ÇIKIŞLAR YAŞANDI
Obama yönetime geldiğinden bu yana Amerika-İsrail ilişkilerinde iniş çıkışlar yaşandığı doğru. İsrail Başbakanı Netanyahu ile Obama'nın şahsi ilişkilerinin sorunlu olduğu da sır değil. Fakat asıl tartışılması gereken ne Obama'nın İsrail karşıtlığı ne de Netanyahu ile frekanslarının uymaması. İkili ilişkilerin bugüne kadar seyrini belirleyen ve belirlemeye de devam edecek olan iki ülkenin farklılaşan bölgesel çıkarları, dış politika öncelikleri ve tehdit algıları.
Aslında büyük resimde iki ülkenin Ortadoğu vizyonunda pek çok benzerlik var. Her iki ülke de İran'ın nükleer silah edinmesine ve bölgedeki nüfusunun artmasına karşı çıkıyor; radikal İslamcı terör gruplarının faaliyetlerinin önlenmesi için çalışıyor; Batı yanlısı rejimleri destekliyor ve İsrail-Filistin meselesinin barışçıl yollarla çözümünü savunuyor. Ayrıştıkları nokta ise bu amaçlara erişmek için uyguladıkları stratejiler ve bu meselelerin dış politikalarındaki öncelik sırası.
Obama yönetimi Amerika'nın bölgedeki çıkarlarını tehdit eden, Ortadoğu'da Amerikan karşıtlığını tetikleyen ve İslamcı terör örgütlerinin elini güçlendiren en önemli meselenin İsrail-Filistin meselesi olduğunu düşünüyor ve iki devletli bir çözümü savunuyor. Kalıcı bir çözüm için İsrail'in Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki yerleşke faaliyetlerini durdurması gerektiğini düşünüyor.
İSRAİL'E TEHDİT
Netanyahu ve İsrail'in güvenlik bürokrasisi ise kağıt üzerinde iki devletli çözümü onaylasa da bağımsız bir Filistin devletinin İsrail'in varlığını tehdit edeceğini düşünüyor, yerleşke inşasının meselenin çözümünde önemi olmadığını savunuyor ve durmaksızın yerleşkeleri genişletiyor. Obama'nın aksine Netanyahu bölgenin ve İsrail'in istikrarına en büyük tehdidin İran olduğuna inanıyor ve Amerikan yönetiminin diplomasiye öncelik veren İran politikasının İran'a nükleer faaliyetlerinde sadece zaman kazandırdığını ve askeri seçeneğin en etkili çözüm olduğunu düşünüyor.
İki ülkenin Ortadoğu politikalarındaki farklılıkları Arap Baharı'na verdikleri tepkilerde de görmek mümkün. Amerikan yönetimi geç de olsa Mısır ve Suriye'de demokratik aktörlerin yanında yer aldı. Mısır'da seçimlerin ardından yönetime gelen Müslüman Kardeşlerle diyalog kanallarını açık tutarak Muhammed Mursi liderliğindeki yeni hükümete dostluk mesajı verdi. İsrail ise müttefiki Hüsnü Mübarek'i ve ardından gelen askeri konseyi destekledi ve Müslüman Kardeşler gibi İslamcı unsurları getirir korkusuyla rejimlere karşı demokratik aktörlerin yanında yer almadı.
Arap Baharı bölgedeki dinamikleri hızla değiştirirken tüm aktörleri de bölgesel stratejilerini yeniden belirlemeye zorladı. Amerika-İsrail ilişkisinin seyrini de yeni dinamiklerin ışığında değerlendirmek lazım. Şimdiye kadar her iki ülkenin yaptığı dış politika manevralarına bakarak Arap Baharı'nın şekillendirdiği bölgesel konjonktürün Amerikan-İsrail ilişkilerinde yeni gerilimlere neden olacağını kestirmek zor değil.
 

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor