• $9,6639
  • €11,2293
  • 560.051
  • 1488.95
26 Ekim 2013 Cumartesi

ABD Arap Baharı dersini geçemedi

WASHINGTON 

Arap Baharı’nın tüm dünyada yarattığı romantizmi Suriye’de yaşanan şiddet, Libya ve Tunus’un içine düştüğü kaos ve son olarak Mısır darbesi yerle bir ettiğinden bu yana Washington’da çok az insan Ortadoğu’yu kurtarmaktan, barışı, istikrarı ve demokrasiyi inşa etmekten bahseder oldu, Obama hariç. Eylülde Birleşmiş Milletler’de verdiği konuşmada İsrail-Filistin meselesini çözmenin ve İran’ın nükleer silah üretmesini engellemenin başkanlığının ikinci döneminin en önemli dış politika hedefleri olacağını söyledi. Oysa bölgede ayaklanmalarla ortaya çıkan yeni dinamikler ve bu dinamikler karşısında aldığı tavır, Amerika’yı Ortadoğu’nun tarihinde hiç olmadığı kadar güçsüz ve etkisiz bir aktöre dönüştürdü. 

Birinci Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana Amerika’nın Ortadoğu’daki varlığını düşünün. Yirminci yüzyılın başlarında Amerikan Başkanı olan Woodrow Wilson Arapların egemenliğini savundu. Ve onun başkanlığı dönemince Amerika ve Arap halkları arasında kültürel bir yakınlaşma yaşandı. Amerika İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna dek bölgede aktif bir siyasi varlık göstermedi ama yine de kültürel düzeyde de olsa var oldu. Bu yakınlaşma 1948’de İsrail’in kurulmasıyla sona erdi fakat Amerika bölge siyasetinde en önemli aktörlerden birisi olarak kaldı. Soğuk Savaş’la birlikte Sovyetler’in bölgedeki varlığını kısıtlamak için bölge ülkeleriyle askeri, ekonomik ve stratejik angajmanlara girdi. Soğuk Savaş’tan sonra da Ortadoğu Amerika’nın ekonomik ve stratejik çıkarları için vazgeçilmez bir bölge olmaya devam etti. Bu yüzden bütün Amerikan yönetimleri ekonomik, diplomatik ve stratejik kaynaklarının önemli bir kısmını Ortadoğu’ya yatırarak bölgedeki dengeler üzerinde söz sahibi olmayı sürdürdü. 

Bush’un 2003’te Irak’ı işgaliyle başlayan süreç Ortadoğu’daki Amerikan karşıtlığını artırıp Washington için istenmeyen sonuçlar doğursa da, Amerika siyasi dinamikleri şekillendirme gücünü korudu. Fakat tüm bunlar Arap Baharı’yla birlikte değişti. Toplumsal ayaklanmalar karşısında aldığı çelişkili tutum, bölgesel sorunların çözümünde etkili politika üretememek ve söylemsel düzeyde dahi tutarlı bir dış politika çizgisi izleyememek, Washington’ı bölge siyasetinde hiç olmadığı kadar zayıf ve etkisiz bir aktöre dönüştürdü. 

Amerika’nın yaptığı hatalar Ortadoğu politikasını üzerine inşa ettiği ittifakları çatırdatırken, hem bölgesel hem de uluslararası imajını zedeledi. Mısır’da hem devrilen Müslüman Kardeşler hem darbeciler başlarına gelen her şey için Amerika’yı suçluyor. Kahire’de Camp David’le kurulan ittifaktan geriye Amerika’yı Mursi’yi desteklemekle ve Mısır halkının ‘liberal’ taleplerine karşı gelmekle suçlayan bir Mısır ordusu kaldı. Suudiler Amerika’nın bölge politikalarını protesto etmek için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin geçici üyeliğini reddedip, Amerika ile ilişkilerin eskisi gibi olmayacağını söyledi. İsrail, Obama’nın İran açılımından rahatsız ve Netanyahu “Artık İsrail Washington’dan ümidi kesmeli ve kendi başının çaresine bakmalıdır” diyor. Türkiye Suriye meselesinde Washington’dan beklediğini alamadı. Kısacası Arap Baharı sadece bölgenin değil Amerika’nın dış politika tarihinde de yepyeni bir sayfa açtı. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi ve Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından Amerika dünyadaki yerini sorgulamıştı, Arap Baharı da benzer bir sorgulamayı getireceğe benziyor. 

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Az bilinen tarihi fotoğraflar ve hikayeleri

''Gıda Denetim Seferberliği'' kapsamında Trakya'da denetimler başladı

İstilacısı aslan balığı Ege'de de yayılıyor