• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
16 Aralık 2013 Pazartesi

15 yıl sonra Amerikasız bir Ortadoğu olabilir mi?

WASHINGTON

Washington’da bir metronun çıkışında büyük bir Kanada petrol şirketinin verdiği reklamı gördüm. Reklamda ‘Ortadoğu’nun dertleriyle uğraşmak zorunda değilsiniz, Kanada petrolü size risksiz bir alternatif sunuyor’ diyordu.
Amerika’nın Ortadoğu’ya enerji bağımlılığını azaltmak hem siyasi hem akademik ortamlarda gittikçe daha sık tartışılan bir konu. Tartışmanın nedeni Amerika’nın kaya petrolü olarak bilinen ‘şeyl petrolü’ üretiminde büyük mesafe kat etmiş olması. Enerji üzerine çalışan pek çok kurum Amerika’nın 2020 yılına kadar Ortadoğu’dan aldığı petrolü yarıya düşüreceğini, 2030’da ise Ortadoğu petrolüne ihtiyacı kalmayacağını söylüyor.
Bunun Amerika ve bölge siyaseti için yaratacağı sonuçları düşünelim. Ortadoğu petrolü Amerika’nın 2. Dünya Savaşı’ndan itibaren bölgeye angaje olmasının temel nedeni ve Washington’ın Ortadoğu politikasının ana ekseni oldu. Amerika bölgedeki askeri varlığını petrol akışının kesintisiz devam etmesi için inşa etti, bölge ülkeleriyle ittifak kurdu, Ortadoğu’nun çetrefilli çatışmalarına taraf oldu. İsrail-Filistin meselesinin çözümünü dış politika gündeminin merkezine oturttu, Körfez ülkeleriyle askeri ve stratejik anlaşmalar imzaladı, Körfez’e 35 bin kişilik bir askeri güç yığdı, İran-Irak savaşında Irak’ın tarafında yer aldı, Irak’ın Kuveyt’i işgalinin ardından aynı nedenle Irak karşıtı cephede yer aldı ve 1. Körfez Savaşı’na girdi.
***
Amerika enerji ihtiyacını bütünüyle kendi kaynaklarıyla karşılasa dahi Ortadoğu’dan tamamıyla vazgeçmesi imkansız. Bölge petrolü global petrol piyasası için önemli olmaya devam edecek. Ve Amerika bölge dinamiklerinin petrol fiyatlarında yaratacağı dalgalanmaya hep kulak kabartmak zorunda. Fakat Amerika’nın kendi petrolünü üretip Ortadoğu petrolüne ihtiyaç duymaması Washington’un bölgede onlarca yıldır süren askeri, siyasi ve diplomatik angajmanını ciddi ölçüde azaltması demek.
Bundan en çok etkilenecek ülkeler Körfez ülkeleri. Bugüne kadar Körfez’deki ülkeler Amerika’nın güvenlik şemsiyesi altında oldu. Dünya petrolünün yüzde 40’ının geçtiği Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak için Amerika bu ülkelerin güvenliğini üstlendi, bölgeye askerini, donanmasını gönderdi. Suudi Arabistan dışında hiç bir Körfez ülkesinin kendisini İran’a karşı askeri olarak koruyacak gücü yok. Eğer Washington Körfez’deki askeri varlığını azaltırsa bu ülkeler kendilerine güvenliklerini sağlamaya gönüllü yeni bir stratejik müttefik bulmak zorunda. Çin’in artan enerji ihtiyacını ve bölgede artan angajmanını düşündüğümüzde Amerika’dan geriye kalan güç boşluğunu Çin dolduracak gibi görünüyor.

***
İsrail de bu durumdan etkilenecektir. Petrolün akışını ve Körfez ülkelerini koruyan Amerikan askeri gücü İsrail’i de İran’dan ya da radikal İslamcı grupların saldırısından koruyor. İsrail’e yapılan milyarlarca dolarlık askeri yardımın Kongre’de sorunsuz onaylanmasının sebeplerinden bir tanesi yapılan bu yardımın Amerika’nın bölgedeki petrol çıkarlarını da koruyor olması. Bu askeri gücün azalması hem İsrail’e yapılan yardımın meşrulaştırılmasını zor kılacak hem de İsrail’i bölgede daha da yalnızlaştıracaktır.
Bu tabloya bir de İran’ı ekleyin. Eğer İran ile nükleer müzakereler başarılı olur, İran’ın izolasyonu ortadan kalkarsa, İran’ın arka bahçesi Körfez’de etki alanını ne kadar genişleteceğini düşünün. Bu yepyeni bir Ortadoğu demek...

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor