• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
2 Eylül 2013 Pazartesi

Hemşerim bizim ‘Reno’lar nerde?

Renault Mais Genel Müdürü İbrahim Aybar anlatıyor: “Renault’nun 2000’lere kadar toplam satışının yarısı Fransa’da, kalan yarısı Avrupa ülkelerindeydi. Şimdilerde toplam satışının yarıdan fazlası Avrupa dışında.” 
Türk pazarının yeri? 
Renault’nun dünyada satışı yılda 2.7 milyon araç. Türkiye’nin payı yüzde 4. 
Fransa birinci sırada. Brezilya, Rusya, Almanya ve Arjantin ilk 5’te. Rusya’nın üçüncü sırada olmasına önce şaşırıyorum. Moskova sokakları gözümün önüne geliyor. Dünyanın en pahalı arabaları salınıyor sokaklarda. Renault’un ikinci markası Dacia da toplam satışa dahilmiş. Moskova dışındaki Rusya’nın diğer bölgelerde Dacia en tercih edilen otomobil markasıymış. Rusların Dacia kültürü, bizdeki Renault 12 gibi. 
İbrahim Aybar anlatıyor: “Anadolu’da bir bayimiz anlattı: Köylü geliyor, satış temsilcisi yeni nesil Renault’ları anlatıyor. Bizimki dinliyor, dinliyor diyor ki, ‘Tamam bunlar güzel de, eee nerede bizim Renault’lar?”  Anadolu’da hala ‘eski’ de olsa Renault 12’ler tercih ediliyor. Kaz Dağları’ndaki kendi köyüm Adatepe’den de biliyorum. Yerli halkın arabası çoğunlukla Renault 12’ler. Dağ yollarını keçi gibi tırmanan arabalardan hala vazgeçilmiyor.

EYLÜL GELDİ, ‘HOŞ GELDİ’ DİYENLER

Son 10 yıldır olduğu gibi bu eylülde de kriz bekleyenler, geçen hafta yaşanan ‘dalgalanma’ ile epey mutlu olmuştur. Oysa iş dünyası geçen haftayı bir kriz göstergesi olarak değil, bir dalgalanma ve üstüne üstlük aylardır beklenen bir dalgalanma olarak okuyor.  Sur Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Altan Elmas ile sohbetimizde “Kriz kapıda mı?” diye sordum. “Türkiye’nin ekonomisini alt üst edecek bir gelişmeden şu an söz etmek mümkün değil. Tabii ki 2 liranın daha üstüne çıkarsa ki, çıkacağını düşünmüyorum. Bir dengeye gelecek. Bu bir türbülans. Her türbülans gibi 2-3 ay içinde dinecektir” diyordu.  Şunları da ekleyerek: “Benim, eylül, ekim, kasım sendromum yok. Tam tersine bizim sektör için sonbahar iyi olmuştur. Daha güzel satış yapıyoruz, eylül, ekim, kasımda.” 

AL FIRÇANI GEL TRAFİK IŞIKLARINI BOYAYALIM

Cihangir’deki merdivenleri gökkuşağı renklerine boyayan bir vatandaş, ardından griye çeviren belediye çalışanları ve yeniden renklerine kavuşması. Yaşanan akıl tutulması mı, her fırsatta kamplara bölünme tutkusu mu anlamak mümkün değil. Renk tahlili yapanlar, tek tipleşmeden, tek tip nesil yaratma gayesine uzananlar, biat kültürünü yorumlayanlar,  demokrasi ve çok seslilik mesajı verenler, merdivenden Gezi ruhu çıkaranlar ve hatta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu gibi “Hangi insan renklerden korkar? Ancak diktatörler” söylemine sarılanlar.  Twitter’daki bazı provokatörlerin “Anıtkabir’i de gökkuşağı renklerine boyayalım” diyerek, iş başı yapması eksikti, o da oldu. Çok basit bir sorun var ortada. Vatandaş, kamu malı, kamu yeri üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunamaz. Bu kadar basit. Cihangir’deki merdiven gökkuşağı renklerinde çok güzelleşmiş olabilir. Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın dediği gibi, ‘keşke o vatandaş kamu malını boyamadan önce belediyeye başvursaydı.’ 
Sözün özü, “Al fırçanı gel” diyerek, kimse canının istediği kamu alanını değiştiremez. Ben de diyeyim ki o zaman “Trafik ışıklarının yeşil, sarı, kırmızı renklerinden sıkıldım. Benim gibi düşünenler gelsin, birlikte renkleri değiştirelim.”

 

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

Güvenlik güçleri teröristlere göz açtırmıyor!

Keykubadiye Sarayı'ndaki kazılarda ortaya çıktı! 1220'li yıllarda yapıldı

2021'in en etkili kadınları seçildi! İşte listede yer alan isimler