• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
25 Ağustos 2014 Pazartesi

Avrupa’ya giderken 93 milyon euro sırf vizeye ödüyoruz

Yurtdışına çıkarken ve girerken emniyet görevlisine her seferinde rica ediyorum: Damga vurmayın lütfen. Gittiğim ülkede de pasaportumun sayfalarında milimetrik hesap yapıp, damgayı istediğim sayfaya vurmasını rica ediyorum ki heba edilmesin. Ne de olsa dünyanın en pahalı defterini kullanıyoruz. Hadi parasını da geçtim pasaport başvurusu için zaman kaybetmek istemiyorum.

Türk iş âlemiyle Avrupa Birliği arasında köprü oluşturmak için 49 yıl önce kurulan İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) uzun bir süredir uykudaydı. Maalesef vizyon üreten, yol gösteren, proaktif yapısından uzaklaşmış, sadece bir gelişme olduğunda tepki gösteren, reaktif politikayı benimsemişti. MÜSİAD Başkanlığı’nda çalışkanlığını kanıtlayan Ömer Cihad Vardan İKV Başkanı oldu, İKV de yeniden güzel çalışmalar yapmaya başladı.
İKV’nin son dönemdeki ilk önemli çalışması vize masrafımızla ilgili.
İstanbul, Ankara gibi Avrupa Birliği ülkelerinin başkonsoloslukların olduğu illerde schengen başvuru maliyetimiz ortalama 400 lira. Başkonsolosluğun olmadığı illerden vize başvurusu gelenlerin yol masrafı, konaklama masrafı bu hesaba dahil değil.
Ömer Cihad Vardan, “Yılda 700 bin kişi başvuruyor. 400 lira çarpı 700 bin eşittir 280 milyon lira. O da eder 93 milyon euro” diyor.
AB ülkeleri vizeden hiç de fena para kazanmıyor.
Her şey para değil elbette. Vize başvurusunun zaman maliyeti de cabası. Son 20 yıllık pasaportlarım eşliğinde, sayması bile mümkün olmayacak kadar gittim Avrupa ülkelerinin giriş-çıkış belgeleriyle başvurduğum Belçika konsolosluğu 2 yıllık vize verdi, bayram etmediğim kaldı. En azından iki yıl vize formaliteleriyle uğraşmak zorunda kalmayacağım.

Başaran Ulusoy’u Adatepe’ye bekleriz

Seyahat acentelerinin birliği TÜRSAB’ın Başkanı Başaran Ulusoy, bir sohbetimizde Kaz Dağları’na göz diken madencilere Karadenizli öfkesini kusuyordu:
“Oranın ismi Kaz, kazlar gezsin diye. Kazmak için değil. Oksijen çadırı patlatır mı insan kardeşim? Kaz Dağları’na kötülük yapanın öbür dünyada gidecek yerini biliyorum. Ben Allah’ın işine karışmam ama bir Oflu olarak söylüyorum.”
Başaran Ulusoy’a denilebilir ki, “Enerji Bakanlığı lisansları veriyor.”
O da yanıt veriyor:
“Enerji Bakanlığı iptal etsin veya lisans alanlar insaf etsin. Altın, gümüş doğrudur. Yediğimiz ekmek, içtiğimiz su nereden geliyor? Topraktan. Bir Kıbrıs adası kadar toprak her sene toprak erozyonuyla yok oluyor. Yaradan bir hesap yapmış. Bu burada kalacak, dokunma. Dokunulacak alanların var. Dördüncü sınıf, beşinci sınıf arazilerimiz var, git oraya dokun.”
Çevreye duyarlı insanlar, “Kazdağı, altın madenciliği ve termik santrallardan sonra şimdi de HES tehdidi altında.Bin pınarlı Kazdağı’nın güzelim dereleri, şelaleleri HES’lere ve içme suyu barajlarına kurban edilecek” diyerek davetiye gönderiyor.
3-7 Eylülde Adatepe Köyü’nde 1. Kazdağı Ekofestivali var.
Elbette elektriğe, suya ihtiyacımız var. Ne hiçbir şey yapmayalım doğa korunsun demek doğru ne de elektrik, su için boy bol enerji yatırımı yapalım demek. Başaran Ulusoy turizmci perspektifiyle orta yol konusunda pencere açabilecek bir isim. Durumdan vazife çıkarma zamanı geldi demek ki.

<p>İstanbul Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eray Güçlüer, terör örgütü DHKP-C operasyonuna i

Kılıçdaroğlu'nun iddiası yeniden gündemde

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi