• $9,59
  • €11,1227
  • 555.608
  • 1521.66
3 Ekim 2013 Perşembe

Analar Sagalasmasos!

Bugünlerde tartışılan konulardan biri de köy, ilçe ve il isimlerinin eski hale iadesi meselesi... 
Bunun üzerine birileri hemen “Bunlar İstanbul’u da Konstantinopolis yapacaklar” diyerek mugalata sanatından enstantaneler sunmaya başladı. 
Oysa Türkiye’de “İstanbul’un ismi değişsin” diyen tek bir insan yoktur. (Kaldı ki Yunanların çok büyük çoğunluğu bile böyle bir talep veya dilekte bulunmaz.) 
İşte bu mevzu gündeme gelince benim de aklıma lisedeki bir tarih hocam geldi. 
Hocamız örneğin ANADOLU sözcüğünün kökeni olarak bize şu “bilgi”yi vermişti: 
“Çocuklar, Anadolu demek “ana dolu” demektir. Ana kutsaldır. Yurdumuzu düşmanlardan kurtaran yiğitlerin anası daha kutsaldır. İşte bizim yiğit coğrafyamız böyle analarla doludur. Anaların dopdolu olduğu bu coğrafyaya ANADOLU ismi verilmiştir.” 
Oysa Anadolu, düpedüz Yunanca idi. Anatolia’nın Türkçeleşmiş hali idi. “Doğu ülkesi” demekti. 
Doğu derken... Eski Yunan halkı, Ege’nin doğu kıyısı ile Fırat’ın arasında kalan bölgeye Doğu şehri diyordu. 
Tolia, yukarıya çıkmak, kaldırmak yani doğmak demekti. Tolia sözcüğü de tello’dan bozma... 
Elbette bu tello’nun Erzurum türküsü olan “Tello gider yan gider, tello; açma yaram kan gider tello” türküsündeki tello ile bir ilgisi bulunmamaktadır! 
Evet, tolerans - tolerance sözcüğündeki tole kelimesi de tello’dan geliyor. 
Yani tahammül etme... Yani kaldırmak... “Buna tahammül edemiyorum”, “bunu kaldıramıyorum” manasında... 
Evet hocamız böyle diyordu; üstelik hocamız Trakyalı bir ananın “kızancığı” idi! 
Yani Anadolu ana ile doluyken sanki Rumeli analarla dolu değilmiş gibi bir anlam çıkıyordu! 
Yazının burasına kadar “tolerance” gösterdiyseniz ne mutlu bana... Tahammül sınırlarınızı zorlama pahasına devam ediyorum: 
Hocamız İSTANBUL kelimesinin kökeninin ise İSLAM - BOL olduğunu söylüyordu. 
İstanbul’da Müslümanların çok büyük bir oran oluşturduğunu söylerdi. Halbuki İstanbul’da Osmanlı İmparatorluğu’nun her döneminde İslam dinine inanların oranı gayrimüslimlerin sayısından az idi. 
Oysa İstanbul da Yunanca idi. Stin Poli demekti. Yani “iç şehir”... Yani sur içinde kalan bölge... 
Bu arada başka hocalar örneğin Çanakkale’nin kökenini ne şekilde anlattılar bilmiyorum. Belki de şöyle anlattılar: 
“Gelibolu yarımadasında bir ‘kale’ vardı. Orada emperyalizme ‘çanak’ tutanlar otururdu.” 
Ya da Kayseri ismini belki de şöyle izah ettiler: 
“Eskiden Malatya’nın değil Kayseri’nin kayısıları meşhur idi. Kayseri’de kayısı tarlası olan biri vardı. Neredeyse Kayseri’nin tamamı ona aitti. Tam bir “kayısı eri” idi. Dolayısıyla Kayseri, kayısı eri’nin terkibinden ibarettir.”! 
Neticede, getirilecek düzenlemeye “Yani Ankara’ya Angora; İzmir’e Smyrna mı diyeceğiz?” sorusuyla cevap verenlerin zeka, vicdan ve bilgi düzeyini tartışmayacağım elbette... 
Tartışmam, zira Angora sözcüğü ağızdan ağza dolaşarak Ankara haline gelmiştir. Smyrna da öyledir. 
Ama Norşin nasıl olur da ağızdan ağza dolaşarak Güçlükonak olur? 
Muhtemelen Ermenice ya da Kürtçe olan bu sözcük “söyleye söyleye” değil de Ermenilere ve Kürtlere “söylene söylene” değiştirilmiş olmasın sakın?! 
Evet, sözcüklerin etimolojik yapısının nasıl değiştiğini görmek başka bir şeydir; etnik kimlikler üzerinden etimoloji biliminin anasını ağlatmak başka bir şeydir... 
Haa, “Varsın analar sagalassos” diyenler olabilir. (Sagalassos dememe bakmayın, Ağlasun demek istedim... Burdur’un Ağlasun İlçesi’nin ismi de aslen Rumca olduğu için böyle bir değişime uğramış.) 
Hatta bir ara Ani Harabeleri ismi de resmi kayıtlarda, Ermenileri çağrıştırmasın diye Anı Harabeleri olarak yer alıyordu. 
Bir ara bu kelimelerin kökeni (etimoloji) konusunda değil ama özel adların kökeni (onomastik) alanında Yalçın Küçük ve Soner Yalçın pek bir dirsek çürütmüştü. 
Bir de “omomatik” var diyecektim ama bu, Omo’nun dahi çıkaramayacağı “pis” bir espri olurdu, vazgeçtim! 

BİR ADET NOT: 

Ben bir “tarihçi” değilim ama bir “tarih araştırmacısı”yım. “Belgeli tarih” formasyonunun önemli isimlerinden Fatih Bayhan’la haftalık bir programa başlıyoruz. 
Bu cumartesi 23.10’da SkyTürk360’ta başlıyor. Adı “Karakutu”... 
İlk konumuz Anıtkabir... İlk kez yayımlanacak görüntüler, ses kayıtları, önemli tanıklar vs... “Uyutan tarihçilik”ten de, “Belaltı tarihçilik”ten de uzak duracağız. 
Bakalım, hayırlısıyla... 

<p>Küresel ısınma ve iklim değişikliği artık inkar edilemez bir  seviyede ancak ne yazık ki bu konud

İklim değişikliğindeki büyük tehlike

Tarım arazilerine zarar veren kahverengi kokarca ile ''samuray arıları'' savaşacak

Uyuşturucunun ''kimyasal parmak izi'' suçun kaynağına ulaştırıyor

Dev kayayı balta ile parçaladı! Ortaya bakın ne çıktı?