• $8,5111
  • €10,2962
  • 498.609
  • 1441.33
03 Mart 2015 Salı

Tarhan Bey’le başkanlık konuşması

Başkanlık meselesine ilişkin olarak üçüncü makaleyi henüz yazmıştım ki Tarhan Erdem ‘Başkanlık tartışmasına evden, sokaktan, köyden başlayalım’ başlıklı bir değerlendirme yazdı. Belki tüm makaleler yayınlandıktan sonra kaleme alsa farklı şeyler söylerdi… Ancak Tarhan bey’in tartışmaya daveti bu haliyle de kıymetli.
Söz konusu değerlendirmede ele alınması gereken dört nokta var. Birincisi ‘neyi niçin tartışıyoruz’ meselesi. Tarhan Bey benim yazılarımdan çeşitli alıntılar yapmış. Şöyle demişim: “Demek ki önümüzdeki dönemde Türkiye parlamenter sistemden uzaklaşarak başkanlık sistemine yanaşacak”… “Halk kendi cumhurbaşkanını bir kez seçtikten, bu hakkı kullandıktan sonra, o hakkın yeniden Meclis’e verilmesi gerçekçi olmadığı gibi demokratik açıdan sorunlu da”… “Bu düzenleme (yani yeni anayasa) icrai yetkileri bugüne göre daha fazla olan ve sorumluluk taşıyan bir cumhurbaşkanını da içerecek”… Bu cümlelerden hareketle de sormuş: “Bu görüşler doğruysa neyi niçin tartışıyoruz?” Anlaşılan bütün yaşananlara, AKP gibi bir tarihsel olgunun varlığına, halkın ilk kez cumhurbaşkanını seçmesine ve bu yöndeki açık iradesini her saha çalışmasında teyit etmesine rağmen Türkiye’de anayasa ve yönetim konusunun teorik zeminde kotarılabileceği düşünülüyor. Öyle olmayacak. Çünkü gerçek bir yaşanmışlık, ona dayanan bir güç dengesi ve gerçek hedeflerle hayaller var. Bunları yok sayarak ne anayasa yapılabilir ne de gerçekçi bir yönetim biçimi oluşturulabilir. Öte yandan cumhurbaşkanının icrai yetkileri artarken sorumluluk da almasının bizi parlamenter sistemden ‘ne kadar’ uzaklaştırıp, başkanlık sistemine ‘ne kadar’ yaklaştıracağını bilmiyoruz. İki uç arasında sonsuz alternatif var ve sonuç tartışma içinde ortaya çıkacak. Eğer ‘neyi tartışıyoruz’ deyip seyirci kalırsanız, gücü elinde tutan sistemi kurar ve bu muhtemelen olası en iyi sistemden epeyce uzak kalır.
İkinci nokta Tarhan Bey’in şu cümlelerinde: “Konumuz Erdoğan’ı dikkate alarak tartışılamaz… Bir ülkenin sistemi… Mevcut liderlerin seçimle geldikleri yerlerin yetkileri, bugünkü siyasal güçleri hesaba katılarak da aranmaz.” Doğru. Ama siyaset liderleri fazlasıyla aşar ve bir ülkenin yönetim sistemi siyasetin tarihsel anlam ve dinamiği göz ardı edilerek de aranamaz. Aksi halde bütün ülkelerin anayasaları aynı olurdu. Soru şu: Arkasında yüzde elli oy olan ve muhtemel bir yeni yönetim sistemini o halka kabul ettirme yeteneği olan bir ‘yöneteni’ yok sayarak onun hareket alanını tanımlayan bir hukuk metni yazılabilir mi? Bunu yazmak kimin yetkisindedir? Hangi meşruiyete dayanarak böyle bir talepte bulunulabilir? Açıktır ki yeni anayasa ‘gerçek’ bir dünyada ve gerçek bir gelecek perspektifi altında tartışılacak. Erdoğan’ı temel almayacak, ama AKP’nin gelecek hedeflerinden de bağımsız olmayacak, çünkü şu an geleceğe dair tek anlamlı tasavvur bu.
Üçüncü olarak Tarhan Bey’in doğrudan bana yönelttiği bazı soruları ele almak durumundayız: “Merkezi idarenin 1924 veya 1983 anayasalarındakine benzer ibarelerle tanımlandığı demokratik bir ülke var mıdır? Veya böyle tanımlanan bir memleket demokrasiye geçebilmiş midir?” Bunların cevabı basit olarak ‘böyle bir demokratik ülke yoktur ve böyle tanımlanan hiçbir memlekette de demokrasiye geçilebilmiş değildir’ diye verilebilir. Demek ki yeni anayasa böyle yapılmamalı… Anlaşılan Tarhan Bey yeni anayasanın nasıl olacağına ilişkin çok güçlü ve olumsuz bir varsayıma sahip. Ama bu sadece bir niyet okuma… Yapılmamış bir tartışmayı baştan mahkûm etmenin daha iyi bir anayasa yapımına yol açabildiği de herhalde bugüne dek görülmedi. Bir soru da şöyle: “Hangi memlekette cumhurbaşkanına yürütme ve yasama yetkileri verilerek merkezi bürokratik vesayetten kurtulmaya çalışılmıştır?” Diyelim ki böyle bir ülke yok… Bu Türkiye deneyimi hakkında pek fazla bir şey söylemiyor. Ayrıca hangi yürütme ve yasama yetkilerinin verildiği ve bunların denetiminin nasıl olduğu önemli değil mi? Anayasa zaten bunu ortaya koymayacak mı?
Son olarak Tarhan Bey yeni anayasanın nasıl yapılacağını bize anlatmış… “Önce demokrasinin ve hukukun ilkesi tartışılıp yazılacaktır… Bundan sonra yerleşim yerlerinin yönetim sistemi aranacaktır… Taa yukarda oturan bir kişinin isteklerini konuşmaya başlayarak yönetim sistemi aranır mı?” Tabii ki aranmaz ama o istekleri baştan mahkûm ederek de ilerlenemez. Unutmamak gerek ki demokrasinin ve hukukun ilkesi denen ‘şey’ bile hiçbir zaman nötr değildir ve onu da oluşturmak için ta yukarda oturan birilerini ikna etmeniz gerekir. Özellikle toplumsal desteği böylesine güçlüyse…

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

NASA Mars'ın 3 boyutlu görüntülerini yayınladı

Düştüğü dere yatağında 5 gün mahsur kaldı

Mersin sahilinde bulundu! Sahil güvenlik hemen çalışma başlattı