• $9,3131
  • €10,8464
  • 529.884
  • 1429.85
21 Ağustos 2014 Perşembe

İnşa sürecinin kırılgan ayağı

Yeniden inşa misyonuyla siyasetin imkânlarına hevesle sarılmaya hazır gözüken AKP’nin önünü ne kesebilir? Açıktır ki bu partinin kendi hatalarına bağlı. Çünkü muhalif siyasetin böyle bir gücü olmadığı gibi, toplumsal dönüşüm dinamiğinin yönü ve ‘fıtratı’ da AKP’den yana. Eğer yasama/yürütme ile yargı arasında bir çatışmaya mahal verilmezse tehlike yok gibi gözükebilir. Oysa iktidarın üzerinde durduğu zeminin çok kırılgan bir tarafı var: Ekonomi…

Bunun birinci nedeni toplumsal değişimin esas olarak genişleyen orta sınıf üzerinden yaşanması ve bu kesimin başarılı performansa ‘alışmış’ olması. Küresel dünya sosyoekonomik standartları ve beklentileri hem yükseltti, hem de aile ölçeğine indirdi. Şirket performanslarının kabul edilebilir düzeyde olması yeterli değil. İnsanlar bunun kendilerine ‘dokunmasını’, gündelik hayatı değiştirmesini bekliyorlar. Alttan gelen bu tazyike cevap veremediği takdirde iktidarın zemininde çatlaklar oluşabilir.
Ekonominin yarattığı kırılganlığın ikinci nedeni ise, küresel bir dünyada doğal olarak dışa bağımlı olmamız. Ekleyelim ki elimizde dışa bağımlı olmamak gibi bir tercih yok. Herkes gücüne göre az veya çok küresel sistemin bağımlı bir değişkeni. Dahası gelişmek, zenginleşmek istiyorsanız kendi isteğinizle o sisteme dâhil olmak durumundasınız. Ama bu durum sistemdeki herhangi bir olumsuz algı durumunda sizin etkileneceğinizin de habercisi. Ayrıca sistemdeki daha güçlü aktörlerin sizi sıkıştırmak üzere en rahat davranacakları alanlardan biri de muhtemelen yine ekonomi.
Dolayısıyla büyüme ve konsolidasyon sürecinde AKP iktidarının önündeki en belirsiz alan da bu… Hükümetlerin önünde kolay çözülecek bir problem yok. Bir tarafta orta sınıfı koruma, genişletme ve temsil etme gerekliliği var. Bunun zorunlu koşullarından biri belirli bir büyüme oranının sürdürülmesi. Yeni bir iş dünyasının yükselmesine tanık oluyoruz. İktidar bu iş dünyasını teşvik ederek, büyük projeler üstlenmelerini ve yüksek riskler almalarını istiyor. Böylece ekonomi yaşanacak siyasi dönüşümün hem zemini, hem de kaldıracı haline geliyor. Geçmişten kopuş için ihtiyaç duyulan bu yeni hamlede hizmet düzeyinin çok yukarı taşınması gerekecek. Mesele bununla da sınırı değil… İlk on ekonomi arasına girme hedefi bir ulusal gurur olayı olmanın ötesinde bir tür zorunluluğa işaret ediyor. Bunun uzantıları arasında Ortadoğu’da Türkiye’nin ağırlığının artması, Batı dünyasına bağımlılığın azaltılması gibi amaçlar var. Pratikte ise petrol ve doğalgazda yeni imkânların yaratılması, sınırların kalkması, sermaye çekim gücünün seviye atlaması var… Kısacası ekonomi önümüzdeki on yılda sadece ekonomiden ibaret değil.
Bu total ihtiyaç iktidarı çok kolaylıkla büyüme odaklı bir teşvik ve zorlama stratejisine yöneltebilir. Ne var ki bunun küresel ekonomik sistem içinde kalarak yapılması lazım. Ekonomik sonuçlar sizin kararlarınızla oluşmuyor… O kararlara verilen tepkiler ve karşı tepkilerle oluşuyor. Ekonomi bir ‘yapı’ değil, hiçbir zaman nihayete ermeyecek bir oluşum. Bir denge hali değil, bir akış… Dolayısıyla burada birkaç mesele var. Yarattığınız algı, tedirginlik veya belirsizlik sizin niyetinizi aşan olumsuz sonuçlar üretebilir. Ayrıca siyasi istikrara ve asgari hukuk zeminine ilişkin soru işaretleri olduğunda bu tür hamlelerin geri tepme ihtimali çok yüksektir. Ekonomik hayatın ‘kaprisli’, değişken ve çoklu belirlenmeye açık eğilimler taşıdığını akılda tutmak gerekiyor.
Dolayısıyla mesele Türkiye’nin hedeflerinin gerçekleştirilmesi değil, bu hedeflerin belirli bir küresel çerçeve içinde gerçekleştirilmesi. Geçmiş ekonomi yönetiminin olağanüstü başarısının ardında bu gerçeği kavrama ve ona uygun tutum geliştirme yeteneği yatıyor. Başarı gerçekçiliği yitirmeyen ama her fırsatı kendi hedefi için kullanmak üzere hazır bekleyen, hedeflerle koşullar arasındaki dengeyi yönetebilen bir yaklaşım gerektiriyor.
İnşa döneminin sağlam bir ekonomik güzergâh olmadan yürümesi mümkün değil… Öte yanda içimizde Türkiye’nin silkinip ayağa kalkmasını görme ihtiyacı da var. Tehlike de tam bu noktada… Kendini dev aynasında gören bir aşırı ‘milliliğin’ sebep olacağı zararı hiçbir ‘dış mihrak’ veremez. Nasıl ki kendimizi sisteme terk ederek payımıza düşene razı olma durumunda kaçırdığımız fırsatı hiçbir ‘dış mihrak’ telafi edemez ise…
Not: Öcalan’ın mesajları kendi kelimeleriyle şöyleydi… “90 yıllık içe kapanmış milliyetçi ve faşizan politikalar aşılmıştır… Açılan yeni dönemin anlamı demokratik cumhuriyet olgusunu gerçekliğe dönüştürecek olmasıdır.” Aydınlarımız sevinmiştir muhakkak ki...

<p>'Telafi kitapları ücretsiz.' Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer'in Akşam gazetesine özel açıklamalar

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer'den AKŞAM'A özel açıklamalar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Togo'ya geldi

Bufalonun hatası canına mal oluyordu! İşte o anlar...

İsrailli dalgıç Akdeniz'de Haçlılardan kalma kılıç buldu