• $ 5,6882
  • € 6,3858
  • 259.726
  • 101089
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Düşman mıyız? Peki neden?

Seçimler de bittiğine göre, artık daha sakin düşünmeye başlamalı ve ciddi meselelerimize eğilmeliyiz. Evet, Suriye içsavaşı, PKK ve FETÖ ciddi sorunlarımızdandır ama ben bunların üstesinden gelme yolunda olduğumuzu düşünüyorum.

Karşımızda Mustafa Kemal Atatürk’ün o en ünlü sözü olan “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” deyişini dahi telaffuz edemeyen bir CHP lideri var. Sözün bittiği yer… Güçlü muhafazakâr iktidardan kurtulmak için her şeyi göze almaya hazır bir psikoloji söz konusu ve bahsettiğimiz kesim bu ülkenin hatırı sayılı sayıda saygıdeğer vatandaşına denk geliyor.

Ben Kemal Kılıçdaroğlu kalibresinde bir insana koca bir topluluğun mahkûm olmasını keyifle izleyebilenlerden değilim. CHP’nin siyasi başarısıyla ilgili değil bu endişem; CHP’nin bir gösterge olarak tabanı açısından alarm veren durumuyla ilgileniyorum.

AK Parti ve Erdoğan bu kesim için siyasi bir rakip değil, maalesef hasım kategorisinde… İster beyaz Türk, ister elitler deyin, ciddi kısım insan, muhafazakârlar karşısında kendi grup çıkarlarının tehdit altında olduğunu hissediyorlar. Bunun böyle olmadığını normal argümanlarla anlatmak imkânsız. Bu kesime tamamen duygu ve korkular hâkim.

Değerli dostum Murat Yılmaz’ın gönderdiği The Guardian’da yayımlanan Sheri Berman imzalı makaleyi okurken, yine aklıma Türkiye’deki bu durum geldi. Bu bir ABD seçim analiziydi. Ben işin ABD kısmına girmeyecek, bazı tespitleri Türkiye’ye uyarlayacağım. Berman’a göre, kimliklerin dizilişi seçim tercihlerini dramatik şekilde değiştirir. Partiniz eskiden kaybettiğinde kimliğin diğer kısımları tehdit edilmezdi. Ancak bugün kaybetmek, aynı zamanda ırksal, dinsel, bölgesel ve ideolojik kimliğinize bir darbe demektir. (…) Diğer parti bir kez muhalif yerine düşman hale geldiğinde, kazanmak kamu yararından daha önemli hale gelir ve uzlaşmaya varmak düşünülemez bile. Böyle durumlar güncel politika ve olayların mantıklı değerlendirilmesinden ziyade duygusallığın devreye girmesini teşvik eder.

CHP’nin kamu yararını hiçe sayan pratiklerinin tabanda tepki uyandırmamasının bu ruh haliyle ilgili olduğu çok açık. Erdoğan liderlerden bir lider değil, bir korkunun gerçekleşmesi gibidir. Dolayısıyla yapılan seçimler de hasımdan kurtulma fırsatı anlamına gelir ve her yol mubah olabilir.

Maalesef bugünkü durum bunu onaylıyor. 15 Temmuz gibi ortak bir felaketin sahiplenilememesi buna acı bir örnek.

Aslında beyaz Türkler için gerçekten de bir kayıp vardır. Onlar için muhafazakârlar ile eşit duruma gelmek gerçekten bir kayıptır. On milyonlarca kişinin ekonomi, siyaset ve hayatın tüm alanlarına girmesi bu kayba işaret eder. Esasen “türban” meselesi de, muhafazakârları kamusal alan ve imkânlardan uzak tutmanın siyasi sembolüydü. 28 Şubat da bunun darbesiydi. İmtiyazın bir ahlaki sorun olduğunu göremeyen bir kibir bilinçleri esir almış vaziyette.

Peki biz nasıl normalleşeceğiz? Nesillerin değişmesi deva olabilir mi? Erdoğan ve AK Parti ağzıyla kuş tutsa ne kadar etkili olur? Bir “anti siyasetçi” olarak Kılıçdaroğlu bir neden mi, bir sonuç mu?

Sorun daha derinlerde, birlikte yaşama, farklılıklardaki hikmeti anlama, çeşitliliğin bu dünyanın laneti değil, bereketi olduğuna ikna olma sorunudur.

Ben naçizane düşünmeye devam ediyorum. Bir şeyler bulduğumda sizlerle paylaşacağım.

<p>Kansızlık hangi durumlarda oluşur?<br />
Kansızlık nelere yol açar?<br />
Kansızlığın belirtile

Kansızlık Belirtileri Nelerdir? Kansızlık İçin Hangi Besinler Tüketilmeli? | Diyet Günlüğü

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

iPhone'larda yeni dönem: Müzik paylaşımı

Türkiye'nin elektrikli zırhlısı ilk kez arazide