• $28,9201
  • €31,3461
  • 1886.82
  • 8087.24
24 Ocak 2022 Pazartesi

Ukrayna'da üçüncü seçenek

Rusya'nın Ukrayna sınırına çok sayıda askeri güç yığmasıyla artan tansiyon ve iki ülke arasında oluşan kriz şimdilerde yeni bir boyut kazanmaya başladı. Artık Ukrayna'daki sorun üzerinden saflar netleşmeye aralıklar sıklaşmaya doğru gidiyor. Üç gün önce ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile Rusya Dışişleri bakanı Lavrov arasında gerçekleşen Ukrayna görüşmesinden barışa yönelik bir sonuç çıkmayacağını daha önce söylemiştim. Bu toplantıdan çıkan en önemli sonuç Ukrayna sorunu görüşülürken görüşmede Ukrayna temsilcisinin olmamasıydı. Yani Ukraynasız Ukrayna'nın görüşüldüğü ironik bir toplantı oldu. Demek ki aslında kimsenin Ukrayna'yı düşündüğü yok, herkes kendi politik çıkarlarını ve amaçlarını gerçekleştirme peşinde. O yüzden Ukrayna'nın bu gelişmeler karşısında sessiz kalmaması, gerektiğinde sesini yükseltmesi lazım.

Peki taraflar kimler ve ne istiyorlar diye soracak olursak ilk önce Rusya'dan bahsetmemiz gerekir. Rusya büyük miktarda askeri gücünü Ukrayna sınırına yığarak psikolojik bir üstünlük sağlamaya çalışıyor. Böylece rakiplerini korkutarak ABD ve AB'nin askeri gücünün, kısacası NATO'nun Ukrayna'ya girmesini engellemek istiyor. Ama o kadar büyük güç yığmasına rağmen Ukrayna'ya da girmiyor. NATO'dan Ukrayna'ya girmeyeceği garantisini yazılı olarak vermesini, Ukrayna'dan da 2014 yılında yapılmış olan MINSK anlaşmasına uymasını talep ediyor. Bu arada kısaca bilgi vereyim Minsk Protokolü, Ukrayna'nın Donbass bölgesindeki savaşı durdurmak için Ukrayna, Rusya Federasyonu, RF tarafından Ukrayna topraklarında kurdurulan Donetsk Halk Cumhuriyetciği, Luhansk Halk Cumhuriyetciği ve Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) temsilcileri tarafından 5 Eylül 2014 tarihinde imzalanan bir anlaşmadır. Bu anlaşmada o dönemin Almanya Dışişleri Bakanı olan Steinmeier'in hazırladığı formül benimsenmişti. Buna göre Ukrayna anayasasında Donetsk ve Luhansk Halk Cumhuriyetciklerine özel statü verilmesi için düzenleme yapılması öngörülüyordu. Dolayısıyla Almanya'nın desteğiyle Rusya'nın Ukrayna topraklarında meşruiyetini sağlayacak MINSK anlaşmasının yeniden işlerlik kazanması Rusya'nın üç gün önceki toplantı sonucunda ortaya koyduğu taleplerden biriydi.

Taraflardan ikincisi doğal olarak ABD ve AB. ABD'nin stratejik amacı Rusya'nın zayıflatılarak kontrol edilebilir hale getirilmesi. O yüzden Ukrayna ülkesi ABD için sadece bir mücadele sahası. Bu saha istikrarsızlaşabilir, hatta Ruslar belirli bir derinliğe kadar ilerle yedebilir. Önemli olan Rusların girmesi durumunda Ukrayna'da güç kaybedecekleri bir bataklığın oluşması. Yani yıpratma stratejisi. Bu nedenle Rusların askeri tehditlerine karşı ABD ve Batı askeri güçle karşılık vermiyor. Politik baskılardan, ekonomik yaptırımlardan söz ediyorlar. Enteresan şekilde silahla paranın asimetrik mücadelesine şahit oluyoruz. ABD'nin bir diğer amacı ise tek başına mücadelede yetersiz kaldığı için Rus korkusunu artırarak AB ülkelerini NATO ittifakı üzerinden kendine daha bağımlı hale getirmek. Çünkü başta Almanya olmak üzere Almanya merkezli kıta Avrupa ülkeleri Rusya'daki çıkarlarından vazgeçmek istemiyor, bu nedenle tam olarak ABD ile birlikte hareket etmiyorlar. Almanya'nın bir taraftan ABD ile birlikteymiş gibi görünürken alttan alta Rusya'nın önünü açmasının sebebini geçmişteki tarihi sebeplerden ziyade Rus doğalgazına ve Rusya'yla olan ticaret hacmine bağlamak daha mantıklı olacaktır. Sonuçta Rusya Ukrayna'ya girmek istiyormuş gibi yapıyor ama aslında girmek istemiyor, ABD ve Batı Rusya'nın Ukrayna'ya girmesini istemiyorlarmış gibi görünüyorlar ama aslında girmesini istiyorlar. Herkes "mış" gibi davranıyor. Bu arada söyleyeyim bugünden yarına Rusya'nın Ukrayna'ya top yekûn konvansiyonel bir harple girmesi şimdilik uzak bir ihtimal. Bu konuda henüz diplomatik süreçler bitmiş değil. Rusya'nın taleplerinin görüşüleceği NATO toplantısı önümüzdeki ay yapılacak. Dolayısıyla bundan sonraki süreç hibrit savaş yöntemlerinin kullanıldığı düşük yoğunluklu çatışmalar şeklinde devam edebilir.

ABD ve Batı ile Rusya'nın Ukrayna'daki mücadelesinin nihai amacının Çin olduğunu hatırlatmak isterim. Mevcut küresel sistemin dengesini bozan başat güç Çin olduğu için Çin merkezli yeni küresel sistem oluşmakta. Bu çatışma ve çalkantılar daha büyük kırılmaların ayak sesleri. Daha önce de hangi bahaneyle olursa olsun ABD, Batı ve Rusya'nın girdiği yerlerde orada yaşayan insanların ve onların sahip oldukları devletlerin düşünülmediğini, ülkelerin sadece büyük güçlerin mücadele sahası haline getirildiklerini Irak'ta, Suriye'de, Libya'da ve daha pek çok yerde gördük. Maalesef sırada Ukrayna var gibi görünüyor.

ÜÇÜNCÜ SEÇENEK TÜRKİYE

Tam da bu klasik emperyalist yöntemler Ukrayna üzerinde uygulanmaya devam ederken Türkiye'nin arabuluculuk teklifi gündeme geldi. CB Erdoğan'ın inisiyatifiyle emperyalizmden uzak hümanist yeni bir süreç başlatıldı. Aslında arabuluculuktan çok denge buluculuk olarak adlandırılabilecek olan bu girişim hem Rusya'dan hem de Ukrayna'dan kabul gördü. Türkiye sorunun taraflarını muhatap alan bir diplomatik çözüm önerdi aslında. Bu çözümün başarılı olması temelde Türkiye'nin taraflar üzerinde süreci yürütmesini sağlayabilecek etki kapasitesinin olup olmadığıyla ilgilidir. Kimse merak etmesin Türkiye'nin bölgedeki etkisi fazlasıyla mevcut. O yüzden Türkiye'nin denge buluculuğu hem Rusya'dan hem de Ukrayna'dan kabul görüyor. Türkiye bir taraftan Montrö Boğazlar sözleşmesini sıkı sıkıya uygulayacağını deklere ederek Karadeniz'de Rusya'nın güvenliğine katkıda bulunurken, diğer yandan da Ukrayna ile kurduğu çok yönlü ilişkilerle de Ukrayna'nın istikrarsızlaşmasını önlemeye çalışıyor ve Rusya'yı dengede tutuyor. Türkiye aynı zamanda NATO üyesi bir ülke olarak süreçte ABD ve AB'nin gizli emperyalist amaçlarının Ukrayna üzerinde gerçekleştirilmesinin de panzehiri oluyor. Modern tarihte belki de ilk defa mavi doktrindeki bir aktörün (Türkiye) kırmızıyla (Rusya) mavi (NATO) arasında köprü olabileceği ve böylece yeni bir denge kurabileceği, Beyazın (Ukrayna) ise daha istikrarlı hale getirilebileceği bu tarz bir gelişme yaşanıyor. Süreci merakla izliyor olacağız.

KÜRESEL GÜÇ OLMANIN PARAMETRELERİ

Yukarıda belirttim maalesef dünyamız çok boyutlu ve çok katmanlı daha büyük kırılmalara doğru hızla sürüklenirken yeni küresel sistemin başat aktörü durumundaki Çin henüz topa girmiş değil. Bu zaten bugünden yarına olacak bir şey de değil. Biraz daha zaman var. Ama batı ve güney kuşağında hareketlenmeler yaşanırken Çin küresel güç olma yolundaki hazırlıklarına hızlı biçimde devam ediyor. Bizim de hazırlıklarımızı hızlandırmamız gerekmekte. Bunun için yapılması gereken çok şey var ama iki kelimeyle özetlemek gerekirse üstat Necip Fazıl'ın "Bir Şey koptu içimden, her şeyi tutan Bir Şey" mısrasında belirttiği ülkemiz için aslında her şey olan "Milli Eğitim"dir. Dostlar gündemdeki yoğun konular nedeniyle şimdilik belki de çok dikkat çekmiyor ama Milli Eğitim'de ümit veren gelişmeler yaşanıyor. Bu önemli gelişmelerden bir dahaki yazımda bahsedeceğim. Şayet bu ülke aydınlık geleceğe güçlü bir şekilde ulaşacaksa bu kuracağı Milli Eğitim sistemi sayesinde olacaktır.

<p>Gaziantep'te polise silahla ateş açan şüpheli operasyonla gözaltına alındı. </p><p>Güzelyurt Maha

Gaziantep'te nefes kesen operasyon

Türkiye'nin tek su altı deniz parkı! Yıldızkoy'da mikroplastik tespit edildi

6 Aralık 2023 ŞOK aktüel ürünler kataloğu

Merapi Yanardağı kül püskürttü! Patlamalar nedeniyle 11 dağcı hayatını kaybetti