• $8,6223
  • €10,1239
  • 491.878
  • 1385.61
17 Haziran 2021 Perşembe

NATO Liderler Zirvesi - Konsept 2030

Dr. Eray Güçlüer
Dr. Eray Güçlüer
Dinle

14 Haziran tarihinde Brüksel'de gerçekleştirilen NATO Zirvesi önümüzdeki 10 yılda yaşanabilecek küresel güç mücadelesinin yol haritasını göstermesi bakımından son derece önemli görüşmelere sahne oldu. Son 30 yılda Rusya'yı tehdit olarak kabul etmeyen ABD, önümüzdeki dönemde Rusya'yı hedefin merkezine koyan bir bildiri yayımladı. Çin'den de bahsedilen bu bildiride Rusya'ya yönelik atılacak somut adımlardan bahsedilmesi Rusya'nın öncelendiğini göstermektedir. Zaten ABD'nin yeni başkanı Biden'ın dış politikasında belirgin hale gelen en önemli husus "Çin ile Rekabet", Rusya ile Mücadele", "İran'la Denge" stratejisinin ortaya konulmasıydı. Bu kapsamda Çin'i artık durduramayacağını anlayan ABD'deki küresel elitin, İran'ı nükleer anlaşmayla dengede tutarak Çin'den önce Rusya'ya yönelmek istediği gözlemleniyor. 2030 yılında ekonomik, askeri ve siyasi açıdan ABD ile küresel ölçekte boy ölçüşebilecek bir seviyeye ulaşması beklenen Çin'in zayıflatılması, yalnızlaştırılması hatta tecrit edilmesi için bu 10 yıllık sürenin ön görüldüğü söylenebilir. Dolayısıyla küresel sistemler üzerinde gerilim ve baskının gittikçe artacağı yeni bir döneme girmiş bulunmaktayız.

ABD'nin bu anlattığım stratejik amacını gerçekleştirebilmesi için zirve sonrası yayımlanan bildirinin 34.maddesine bakmak yeterli. İran dengede tutulurken ilk adımda Karadeniz-Karabağ-Hazar Denizi-Fergana Vadisi-Kabil ekseninde ABD'nin hakimiyetinde bir kuşak oluşturulması ve böylece güneyden Rusya'nın çevrelenmesi, Doğu Türkistan'la fiziksel temas sağlanarak Çin üzerinde baskı kurulması, Türkiye ve İran'ın Rusya-Çin hattıyla bağlantısının kesilmesi amaçlanıyor olabilir. ABD hakimiyetinde Kafkas kuşağının oluşturulabilmesi için ise düşünülen yöntemin adı ise muhtemelen "Kafkas Baharı" olabilir. Çok tanıdık geliyor değil mi? Daha bitmedi. Bu süreçte ve devamında Rusya'nın; Libya, Mısır, Suriye, Karabağ ile halen işgal ettiği Kırım ve Dombask alanlarında asimetrik çatışmalarla yıpratılması, şimdilerde Moskova'nın kuzeydoğusundaki Vladimir bölgesindeki çok sıkı korunan bir hapishanede tutuklu bulunan Rus muhalif lider Navalny üzerinden içerinin hareketlendirilmesi ve ekonomik baskılarla Rusya'nın yorulması gibi senaryolar da aktive edilebilir. Bütün bunlar göz önüne alındığında önümüzdeki dönemde Doğu Akdeniz'den sonra Çanakkale ve İstanbul Boğazlarıyla birlikte kuzeyimizdeki Karadeniz'de de NATO üzerinden birtakım hareketlenmelerin olma ihtimali yüksek görünüyor. Öyle ki buradan devamla batı Hazar bölgesinin kapısı durumundaki Karabağ'ın Kafkaslara girişte küresel güçler için çok daha önemli stratejik bir merkez haline geldiğini söyleyebiliriz. Tam da NATO Zirvesi sonrasında olası risk ve tehditlere karşı Türkiye ile Azerbaycan arasında daha güçlü askeri yardım ve iş birliğini öngören Şuşa Beyannamesinin işgalden kurtarılan Karabağ'da imzalanması fırtına öncesi sessizlikte verilen anlamlı jeopolitik mesajlar olarak okunabilir. Olası bir Kafkas Baharına karşı Türkiye'nin Karabağ'da bulunması başta Azerbaycan olmak üzere bölgenin istikrarı ve huzuru için en önemli teminatıdır.

Adı her ne kadar NATO Zirvesi olsa da adeta Türkiye-ABD zirvesi şeklinde geçen görüşmeler sonucunda önümüzdeki dönemde Türkiye-ABD ilişkilerinin üç boyutta yürüyeceğini ön görmek mümkün. Birincisi iki ülke arasında geliştirilebilecek ve iş birliğine dönüştürülebilecek olan hususlar. Afganistan'daki Kabil havalimanının korunması ve oradaki TSK varlığının devam ettirilmesi konusunda NATO'nun Türkiye'nin taleplerine destek vermesi ile Türkiye ile ABD arasındaki 25 milyar dolarlık ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılmak istenmesi söylenebilir. İkincisi ise çözümü zamana ve görüşmelere bırakılan S-400 ve F-35 gibi konular. Üçüncüsü ise henüz çözülemeyecek olan PKK/PYD ve FETÖ gibi sorun alanları. Ama sonuçta mevcut sorunların iki ülke arasında yeni krizlere yol açmaması konusunda her iki lider de ciddi bir niyet ve irade ortaya koymuşlardır. Fakat bu sürecin devamı bize ne getirir ne götürür diye bakacak olursak Türkiye kendisine tehdit olabilecek her türlü terör oluşumunu nerede olursa olsun etkisiz hale getirmekte bundan sonra da tereddüt etmeyecektir. Irak'ın kuzeyindeki dağlık alanlardan tasfiye olan PKK'lı teröristlerin bu bölgelerden kaçarak Suriye'ye geçtikleri biliniyor. Suriye'de de Fırat'ın doğusuyla Sincar arasında giderek sıkışan terör örgütü PKK/PYD'nin, hareket alanının daralması kalan artık ve aparatların daha güneye inmeleri için ciddi baskı oluşturmakta. Ayrıca Doğu ile Batının daha da şiddetlenen küresel mücadelesi Irak, Suriye ve Kafkaslarda Türkiye'ye yeni alanlar açabilir. Zira hem doğunun hem de batının geçmişten daha fazla bize ihtiyacı olduğu da bir gerçek. Bu bağlamda Türk-ABD ilişkilerinde zamana ve görüşmelere bırakılmış olan sorunların çözümünde ABD'nin göstereceği tavır ve sergileyeceği tutum, Türkiye'nin hangi eksene daha fazla destek vereceğinin de belirleyicisi olabilir. Sonuç olarak 2.Dünya Savaşından sonra belki de en yüksek seviyeli krizlerin, karşılaşmaların ve meydan okumaların yaşanabileceği yeni küresel mücadele sistematiğinde kimin ne yapacağını tam olarak önceden bilmek bazen güç olabilir ama Türkiye bu ortamda ne yapacağını gayet iyi biliyor. Bakınız zamansal kesişmenin 2030 olacağını tahmin edersek o tarihe kadar Türkiye'deki gelişmelerin yüksek seviyeli küresel gerilimleri karşılayacak şekilde planlanmış olduğu da rahatlıkla görülebilir. Yeter ki ülke ve millet olarak birlik ve beraberlik içinde ayrılıklara düşmeden yolumuzda yürüyebilelim.

<p>Milli insansız hava araçlarından TEKNOFEST uçuşu... Bayraktar ve Akıncı birlikte uçacak.</p>

Bayraktar ve Akıncı birlikte uçacak

Galatasaray Kayseri'de

Etna Yanardağı'ndaki hareketlilik korku yarattı

TEKNOFEST İstanbul'da Türk Yıldızları'ndan muhteşem gösteri