• $9,2981
  • €10,8444
  • 530.313
  • 1429.85
18 Temmuz 2021 Pazar

DEAŞ 15 Temmuz ihaneti

Adını doğru koymak lazım, 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye'de yaşananları bir darbe girişimi olarak adlandırmak olayı küçümsemek anlamına gelir. O gece yaşananlar bir darbe girişiminden çok daha fazla ve çok daha öteydi. FETÖ liderliğinde ülkemize düşman bütün unsurlar birleşmiş ve adeta zehirli bir örümceğin kolları gibi Türkiye'yi boğmaya çalışmışlardı. Sadece FETÖ değil o gece PKK/PYD, DEAŞ ve içerideki diğer aşırı unsurlar da harekete geçirilmişlerdi. O gece hainlerin asıl amacı ülkede bir iç savaş çıkarmaktı. Bunun için birinci aşamada devlet elitini yok etmek veya enterne etmek, başta yüce meclis olmak üzere karar mekanizmalarını ortadan kaldırmak hedeflenmişti. Halkın susturulması için üzerlerine acımasızca mermi yağdırılmış, direnenler tereddüt edilmeden FETÖ'cü alçaklar tarafından vurulmuştu. Ancak hainler birinci aşamayı geçemediler. Milletin tokadını yedikten sonra çözülmeye ve teslim olmaya başladılar.

Peki, birinci aşama gerçekleşseydi ikinci aşamada ne olacaktı? Bunun için FETÖ'cüler önceden hazırlıklarını yapmışlardı. Neredeyse komutanlarının tamamı FETÖ'cü generallerden oluşan güney sınırımızdaki askeri birliklerde görevli askerlere mevzilerini boşaltmaları ve geriye çekilmeleri emri verilmişti. Yani özellikle 15 Temmuz gecesi Suriye sınırı boşaltılmış ve Suriye'den Türkiye'ye geçmek isteyen PKK/YPG'li teröristler için hiçbir engel kalmamıştı. Aynı gece içinde Suriye ve Irak'ta Türkiye sınırına yakın bölgelerdeki birden fazla noktaya bir gün önceden toplanan DEAŞ'lı militanların malum güçlerin helikopterleriyle İskenderun'dan Silopi'ye kadar olan alandaki kritik bölgelere atılmaları planlanmıştı. Şayet yapabilselerdi bu hainler Türkiye'de atılacakları bölgelerde sivillere karşı o gece katliamlara girişeceklerdi. Türkiye'de DEAŞ katliam yapıyor diyerek PKK/YPG'liler Suriye sınırını rahatlıkla geçerek Türkiye'de sınıra yakın bölgelerde katliam yapmakla görevlendirilen DEAŞ'lılarla çatışmaya başlayacaklardı. Ve doğal olarak PKK Suriye sınırı ile yakın civarlarında önceden sözde kantonlarla işaretlenmiş ve Akdeniz'e çıkışı olan yerlerin kontrolünü ele geçirecekti. Böylece deniz bağlantısı olan hem Türkiye içinde hem de Suriye'de toprakları bulunan sözde Kürdistan bir gecede kurulmuş olacaktı. Ve DEAŞ'la çatıştırılan PKK/PYD kahramanlaştırılacaktı. Ancak o gece süratle İncirlik'in kontrol altına alınabilmiş olması, helikopterlerin kalkmalarının önlenmesi ikinci safhadaki planlarını da bozdu. Tabi hainlerin planları bu kadarla da kalmıyor, ikinci günden itibaren ülkemizin başka yerlerinde düzenlenecek provakatif eylemlerle toplumsal fay hatları harekete geçirilerek tam bir kaos ortamının oluşturulması mümkün hale gelecekti. Sonuç olarak İstanbul'da başında FETÖ liderinin olduğu Vatikancık benzeri bir devletçik, güneyde sözde Kürdistan, doğuda sözde Ermenistan, diğer yerlerde adları sonradan konacak federatif tipi yapılar oluşturulacaktı. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti parçalanacak, Türk milleti tarih sahnesinden silinecekti. 1920 yılında uygulanamayan Sevr, bir gecede hayata geçirilecekti. Şimdi soruyorum 15 Temmuz'da yaşananlara sadece darbe girişimi denebilir mi?

Son beş yılda ülkemizde FETÖ ile mücadelede çok önemli başarılar elde edildi. 198 üst düzey FETÖ militanı MİT tarafından yurt dışında yakalanarak ülkemize getirildi. İçimizdeki hainler temizlendikçe hem MİT'in hem de TSK'nın etkinliği son derece arttı. Özellikle bu iki kurum yaptıkları operasyonlarla adeta tarih yazmaya başladılar. Ancak tehlike henüz geçmiş değil. Evet, yurt içinde FETÖ'ye karşı çok önemli başarılar elde edildi ancak FETÖ'ye dışarıdan sağlanan istihbarat desteği, teknik ve taktik destek ile ekonomik destek ve bağlantılar devam etmektedir. Fırsat bulduğunda kendini yeniden üretebilen virüs karakterindeki bu hain örgütle mücadele bir bütün halinde devam etmelidir. 50 yıldan fazla geçmişi olan FETÖ terörünün beş yılda bitirilmesi çok mümkün değildir. FETÖ'cülerin özellikle hukuki boşluklardan yararlanarak yeniden devlet içine sızma girişimlerinin olduğunu unutmamak lazım. Hala dışarıdan bunlara ümit pompalandığını bilelim. O yüzden sadece koordinasyon kurulları, savcı, hâkim ve polislerle değil bir üst devlet aklıyla sürecin uzun süreli olarak yürütülmesi önem arz etmektedir. Bu coğrafyada hayatta kalmak istiyorsak güçlü olmak, her zaman uyanık bulunmak zorundayız.

O gece FETÖ'cü hainlere karşı kahramanca direnen milletimizin kahraman evlatlarını saygıyla selamlıyorum. Şehitlerimize Allahtan rahmet, gazilerimize şükranlarımızı sunuyorum.

Durmuş Eray GÜÇLÜER

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi

<p><i>'Allah bir nefes gibi yakın</i></p><p><i>Gökyüzü bir nefes kadar uzakta.</i></p><p><i>Gidecekt

Bayraktar olmak, bayrağa adanmak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Togo'ya geldi

Bufalonun hatası canına mal oluyordu! İşte o anlar...

İsrailli dalgıç Akdeniz'de Haçlılardan kalma kılıç buldu