• $9,2985
  • €10,7938
  • 527.614
  • 1413.22
18 Kasım 2016 Cuma

Yeni bir ‘Interstellar’ mı geliyor?

Birçok izleyicinin ‘Sicario’ filminden tanıdığı yönetmen Denis Villeneuve’in son filmi ‘Arrival’ (Geliş) daha vizyona girmeden, belli bir beklentiyi ve acaba yeni bir ‘Interstellar’ mı geliyor sorusunu da beraberinde getirdi.

Film, tanımlanamayan 12 objenin dünya üzerinde çeşitli ülkelerde belirmesinin ardından, bu objelerle birlikte dünyaya iniş yapan varlıklarla iletişim kurabilmek için görevlendirilen dil bilimcisi Dr. Louise Banks’in hikâyesine odaklanıyor. Dr. Banks, kendisine yardımcı olması için seçilen fizikçi Ian Donnelly ile birlikte dünyaya iniş yapan bu varlıklarla yani uzaylılarla görüşerek, niyetlerinin ne olduğunu, barışçıl mı yoksa istilacı mı olduklarını bulmakla yükümlü. Haliyle ilk defa iletişime geçeceği bu varlıkların tanımlanamayan seslerden ibaret iletişim dilini yorumlamak başlı başına bir stres iken başına gelen olaylarla kafası, ruhu, dünyası allak bullak oluyor. Anlattığı konu itibarıyla çok soğuk, duygusuz ve yüzeysel olabilecek bir bilim kurgu öğesinin içine anlam katabilmek ve konuyu bir insan hikâyesine dönüştürerek daha büyük bir resme bakabilmek gerçekten dikkate değer bir çaba. Uzaylıların dünyayı tehdit edişini konu alan sayısız bilim kurgu filminden farklı olarak insanın kendisiyle ve evrenle olan bağını, dünyadaki varlığını dolu dolu felsefik alt metinle izleyiciye sunan bir yapım ‘Arrival’.

Ted Chiang'in yazdığı “Hayatının Hikâyesi” (Story of Your Life) isimli kısa öyküden uyarlanan film, yazarın minimal öykü anlatım stilini de benimseyerek, Dr. Louise Banks’in hayatını değiştiren olay örgüsüyle birlikte ana karakterin düşünsel açıdan da nasıl değiştiğine odaklanıyor. Henüz izlemeyenler için filmin tadını da kaçırmadan, Dr. Banks’in uzaylılarla karşılaşmasının yarattığı sonuçlar altı fazlaca çizilmeden, sadece ana karakter ekseninde ve onun dilinden anlatılıyor. Filmin ortalarında sarkan birkaç yerde aslında Dr. Banks karakterinin daha derinlerine gidilebilir ve biraz da karakterin iç dünyası, beklentileri, hisleri verilebilirdi. Bunun yerine yönetmen Villeneuve, bu his dünyasını Amy Adams’ın oyunculuğu, bakışı ve mimikleriyle vermeyi tercih etmiş. Başroldeki varlığıyla filmin tümünü sırtlayan Amy Adams, bence bu filmle birlikte oyunculuk anlamında bir üst kulvara oynamayı hak ediyor. Hatta filmin bol soru işaretli hikâyesi ve soğuk renk paleti, Adams’ın çizdiği kendine güvenli karakter ile adeta ısınıyor. Başrollerde Adams’a eşlik eden Jeremy Renner'ı ise daha edilgen bir rolde izliyoruz. Yazının başındaki soruya geri dönersek, ‘Arrival’ yeni bir ‘Interstellar’ olamasa da eşine az rastlanır biçimde bir bilim kurgu öğesini naif ve sade bir dille anlatma yolunu seçiyor ve “yaşayacaklarını önceden bilseydin yine de aynı seçimleri yapar mıydın? sorusuyla bizi baş başa bırakıyor.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Haftanın gündemine oturan en önemli gelişmelerden biri Uzay Yolu

Elon Musk ve Jeff Bezos arasında sular durulmuyor | TeknoZone #5

Servis minibüsüyle kamyonet çarpıştı: 2 ölü, 11 yaralı

Motosiklet kazası sonrası şartlı uzlaşma

Binlercesi kıyıya vurdu! İzmit Körfezi'nde korkutan görüntü