• $8,2966
  • €10,0877
  • 489.923
  • 1444.87
16 Kasım 2018 Cuma

Gel yeniden çekelim!

Klasik/kült filmleri veya gişede çok iyi iş yapmış ana akım filmleri yeniden çekmek (remake) her ülke sinemasında aslında oldukça bilinen bir ticari yaklaşım. Türkiye’de de yabancı filmlerin/dizilerin yerelleştirilmiş versiyonlarını izledik, izlemeye devam ediyoruz. Kimileri aslına sadık kalmayı tercih ederken içeriğin asıl büyüsünü oluşturan kültürel farklılıkları da atlayarak hoop çuvallıyor; kimi yapımlar da yeniden çevrimi daha akla yatkın bir çerçevede, kendince yorumlayarak yeni bir izleyici kitlesini de yanına alıyor. İşte tam da bu sırada, Daria Argento’nun 77 yılında çektiği ‘Suspiria’ filminin İtalyan yönetmen Luca Guadagnino tarafından yeniden çevrimi hem sinefiller hem de Guadagnino takipçileri için belki de uzun zamandır beklenildiğinden bambaşka anlamlar taşıyor.

‘I am Love’, ‘A Bigger Splash’ ve ‘Call Me by Your Name’ gibi karakterlerin duygu dünyasını yarattığı sinematik evrenin en merkezine alıp tüm olay örgüsünü aslında bu duygularla ören yönetmen Luca Guadagnino, kült korku filmi ‘Suspiria’da aslında tam da kendi tarzına ve sinema diline uygun bir yeniden çevrim ile karşımızda… Şu an nispeten klişe sayılabilecek gerilim tekniği ve technicolor formatında kırmızıya boğan bir renk paletinde izlediğimiz ilk filmle karşılaştırıldığında yeni ‘Suspiria’da daha kült, daha gizemli, daha huzursuz edici bir sürükleyicilik bizi bekliyor.

Film özetle, muhafazakâr bir ailede büyümüş olan Amerikalı Susie Bannion’ın Ohio’dan Berlin’e gelerek dünyaca ünlü dans okulu Markos Tanz Company’e katılmasını ve bu esnada dans okulundaki tuhaf gelişmelerle Susie’nin de hem dansta hem de kendi içindeki olağanüstü değişimini konu alıyor. Susie’nin yerine geçtiği eski öğrenci Patricia aniden kaybolmuştur ve Patricia’nın psikoloğu Dr. Josef Klemperer bu gizemli dans okulunda olup bitenleri takip etmeye devam etmektedir. Susie’nin (Dakota Johnson) okulun sanat yönetmeni Madame Blanc’ın (Tilda Swinton) gözdesi olmasıyla tüm dengeler daha da değişir. Okulun Susie için planları vardır ancak bir süre sonra Susie’nin de başka planları olduğu anlaşılır. Yönetmen Guadagnino, ilk filmle kıyaslandığında ‘Suspiria’yı tamamen kendince yorumlayarak gerek hikâye örgüsünü gerekse de karakterlerin varoluşlarını yeniden oluşturuyor. Haliyle yeniden çevrimde bambaşka bir son izliyoruz.

İÇİNDE NE VARSA ONU BÜYÜTÜRSÜN

Yönetmen Luca Guadagnino’nun filmlerinde, karakterlerin hep hislerinin peşinden giderek gerçek kimliklerini keşfedişlerini, ruhlarının en derininde sakladıkları ne varsa iyi, kötü, kabul edilir veya değil eninde sonunda duygularıyla birlikte kendi yollarını bulmalarını görürüz. Guadagnino’nun ‘Suspiria’sında da kendi duygusunun peşinden giden bir Susie var; içindeki hissin gittikçe büyümesine izin veren, ona bu şeytani dünyanın kapılarını açan dans okulundan aldığı güçle içindeki kötülüğü yansıtmaya fırsat bulan bir karakter. Bu anlamda Dakota Johnson, filmin sonuna kadar iyi mi kötü mü olduğuna karar veremediğimiz, gizem ve gerginliğin ele ele tutuştuğu, nefes aldırmayan bir oyunculuk sergiliyor. Luca Guadagnino’nun bir diğer alametifarikası olan Tilda Swinton hayranlığı Madame Blanc karakterinde harikalar yaratmasa da izleyiciye unutulmaz kareler bırakıyor. Son kertede, Luca Guadagnino’nun Suspiria’sından akılda kalan, aslında yeteri kadar güç ve imkân verildiğinde herkesin içindeki duyguyu daha da büyütebilecek olması… Filmde anlatıldığı üzere minik bir kötücül alevin, şeytani bir yangına dönüşmesi gibi.

<p>Meteoroloji'nin son verilerine göre hafta ortasında hava sıcaklıkları yükselecek ve yağışlı hava

Ramazan Bayramı'nda hava durumu nasıl olacak?

Demir yoluyla taşınan bor, seramik ve mermer miktarı arttı

Bakan Karaismailoğlu, Trabzon'da inceleme ve ziyaretlerde bulundu

Osmaniye'de tarlada bulunan yaban kedisi yavruları bakıma alındı