• $9,3121
  • €10,8453
  • 529.803
  • 1429.85
18 Nisan 2015 Cumartesi

Dikkat, hayat sürprizlerle dolu

2015 yılının başında ABD’nin hızla büyüme sürecinin temposunu yükselteceğini ve yüzde 3 büyüme oranına ulaşacağını düşünenler vardı. Bu da ABD Merkez Bankası'nın parasal genişleme sürecini durdurup para politikasını faiz yükselmesine neden olacak bir şekilde daraltmaya geçeceğinin düşünülmesine yol açmıştı. Tabi bu durumda da dolar değerlenmeye devam edecekti.
Diğer taraftan da Avrupa’nın ekonomik sorunlarından çıkmasının kolay olmayacağı ve bu nedenle de Avrupa Merkez bankasının QE denen parasal genişleme politikasına geçmesinin acilen gerektiği fikri ortalığa hakim olmuştu.
Peki bugün neredeyiz?
2015 Mart ayında ABD’nin 2015 yılında yıllık yüzde 3.1 büyümesi ve 2016 yılında da 2.9 büyüme sergilemesi beklentisi piyasaya hakim olmuştu. Buna karşılık Avrupa Birliği'nin bütününün 2015 yılında yıllık ancak yüzde 1.4 büyümesi ve 2016 yılında da 1.7 büyüme hızına zar zor çıkması bekleniyordu.
Ancak Nisan ayında bazı değişmeler ortaya çıktı. ABD’nin büyüme hızının bir ay evvelki yüzde 2.5 büyüme hızından sadece yüzde 2 civarına gerilediği ve Avrupa Birliğinin ise geçen ayki yüzde 1.4 büyüme hızından yüzde 1.7 yıllıklaştırılmış hıza yükseldiği hesabı gündeme geldi. Yani ABD ve AB arasındaki büyüme farkı 2014 yazında yüzde 3.5 kadar iken şimdi sadece yüzde 0.3 puana düşmüş oluyordu.
Tabii bu değişimin tüm nedenleri bilinmiyor ama , petrol fiyatlarının düşüşü, eueronun hızlı değer kaybı ve İspanya ve İtalya gibi hala krizde olacağı düşünülen ekonomilerin toparlanmış olması gibi faktörler düşünülebilir.
Avrupa’da petrol üreticisi yok, ve petrol fiyatlarının düşmesi Avrupa için önemli bir avantaj yaratıyor. Diğer taraftan ABD’de petrol fiyat düşüşü daha az etki üretmekte .
Avrupa’da Birliğin parası euro’nun, Aralık 2013 ile Mart 2015 arasında dış ticaret ağırlıklı reel efektif döviz kuru endeksinde yüzde14 değer kaybetmiş olması, Avrupa’ya global ihracat üzerinden önemli kazançlar getiriyor.
ABD’de görülen son yavaşlama FED’in para politikasını sıkılaştırmada daha tedbirli davramasını gerektirecek. ABD’de yüksek borçluluk durumu, doların değer kazanması ve yatırımın yavaş artıyor olması sorun yaratıyor.
Türkiye’ye bakılırsa da milli gelirin 2013 yılındaki 823 milyar dolarlık milli gelir rakamından 2014 sonunda 800 milyar dolara düşmüş olması ve kişi başına gelirin 2013 yılında 10 822 dolardan 2014 sonunda sadece 10404 dolara inmesi ve son üç yılın ortalama büyümesinin yüzde 3.1 düzeyinde kalması ciddi bir sorun olarak görülmeli. Türkiye’de görülen , döviz kurunun değişerek TL’nin hızlı değer kaybı nedeniyle, ekonominin reel büyümesinden yüksek olması kur etkisi sonucu ülkenin dolar bazında büyümemesi demek. Sürekli kur artışı geliri artırmıyor ama enflasyon, faiz artarken, kişi başına geliri düşürüyor. Çünkü kur artışı ihracat sektörüne sanıldığından az yarıyor ama vatandaşın çoğunun gelirini de önemli boyutta düşürüyor ve böylece tüketim frenlenmiş, genel talep düşmüş oluyor.
Bu yazının doğal yorumu ABD’nin faiz artırımının sanıldığından daha geç geleceği ve Türkiye ihracatının döviz kurunun dışında, dış alemin büyümesine de bağlı olduğunun düşünülmesi gerektiği olmalı. Kurlar ABD’yi frenliyor, Avrupa’yı destekliyor, Türkiye’yede ise iç dengeleri, tüketim ve yatırım talebini bozuyor.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Başkan Recep Tayip Erdoğan'a Angola ziyaretinde  eşlik eden eşi

“Geleceği kadınlar belirleyecek”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Togo'ya geldi

Bufalonun hatası canına mal oluyordu! İşte o anlar...

İsrailli dalgıç Akdeniz'de Haçlılardan kalma kılıç buldu