• $13,5513
  • €15,1222
  • 777.583
  • 1983.18
7 Temmuz 2014 Pazartesi

‘Maratoncu‘

Tam 42 yıl olmuş.

Başbakan ve Cumhurbaşkanı Adayı Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi hayatından söz ediyorum.
Adaylık sürecini, “Bu bir veda değil bir başlangıç” diyerek başlattı.
Siyaseti gençlik kollarından parti genel başkanlığına, belediye başkanlığından başbakanlığa kadar her kademede başarıyla yaptı.
Hal böyleyken, emeklilikten, yorgunluktan, misyonunu ve sorumluklarını yerine getirmiş olmaktan dem vurmak yerine, “bu bir başlangıç” diyerek hâlâ “durmak yok yola devam” iddiasının altını dolduruyor olması, liderlik vasıflarına işaret ettiği kadar, onun "100 metreci" değil "Maratoncu" olduğuna da işaret ediyor.
"Maratoncu", Köşk yarışına, 12 yıl içinde Türkiye’de katıldığı tüm seçimleri kazanmış bir lider olarak giriyor.
Bu seçimi de kazandığı takdirde -ki öyle görünüyor- siyasi rakiplerine açıkça tur bindirmiş olacak.
Adeta Türkiye liginde tüm birinciliklere ambargo koymuş bir takım gibi rakipsizliği, sık sık onun küresel ligdeki rakiplerle karşı karşıya gelmesine neden oluyor.
Nitekim bu defa cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde de öyle oldu.
Geçen hafta ne yazdıysak aynen çıktı.
Hatırlatacak olursak; geçen hafta “muhalefetin çatı adayı konusunda ‘uluslararası prestij’ söylemli siyasal iletişimi bu adayı milletin gözünde yedi düvelin, uluslararası kurum ve kuruluşların ortak adayına çeviriyor.
İstiklal savaşı vermiş bu milletin hafızasında yedi düvel hâlâ çok taze ve bu noktada refleksleri de çok sağlam”
demiştik.
Bu milletin içinden gelen ve onu en iyi tanıyan Recep Tayyip Erdoğan’ın onun ruh halini okuyamaması söz konusu olabilir miydi?
Olamazdı, olmadı da…
Erdoğan kampanyasını nereden başlattı?
Samsun’dan…
Nereden devam ediyor?
Erzurum’dan…
Bu rota neyin rotasıdır?
Kurtuluşun, bağımsızlığın rotasıdır…
Siyasal iletişim açısından bu mesajlar yeterince açık değil mi?
Bu politik atmosferde nihayetinde nasıl bir seçim sonucu çıkabileceğini kestirmek çok mu zor?
Hayır değil…
Peki, bu kadar basit, açık ve net bir mesajı almak muhalefet için neden bu derece zor?
Yanıtı çok basit: Yabancılaşma…
Bunun adı ülkesine, toplumuna, değerlerine, geçmişine dolayısıyla geleceğine de yabancılaşmaktır.
Muhalefet için bu yabancılaşmanın düzeyi o kadar yüksek, frekansı o kadar şiddetli ki, bu vahim durum Türkiye’yi, ülkesini seven hiç kimseyi mutlu etmemelidir.
Bu vahim durum AK Partili seçmeni, hatta bu partinin seçmeni olmayan ama Köşk yolunda Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyen milyonları da mutlu etmemeli.
Bu ülkenin yalnızca hükümetinin, cumhurbaşkanının değil muhalefetinin de yerli olması, ayaklarını kendi ülkesinin topraklarına basması, kaygılarının halkının kaygıları olması gerekir.
Trabzon ziyaretinde futbol üzerinden basit bir seçim popülizmi yapmayı deneyen Çatı Adayı'nın Trabzonspor’dan ligde şampiyonluğun yanı sıra dünya şampiyonluğu da beklediğini açıklaması herkesi güldürdü.
Oysa bu acı bir durum; komik değil aslında trajikomik…
Yüksek düzeyde, şiddetli bir frekansta diyerek altını çizdiğimiz yabancılaşma düzeyinin en dramatik hali…
Daha da acısı bu “gaf” bahsettiğimiz dramatik hale tek örnek de değil maalesef…
İsrail’in geçen hafta öldürülen vatandaşlarını bahane ederek Gazze’yi tekrar vurduğu bir dönemde seçim kampanyasının ilk televizyon programına katılıp bu ülke insanının gözlerinin içine bakarak, “Türkiye Filistin sorununda tarafsız olmalıdır” diyebilecek kadar ülkesine ve milletine yabancı…
Bu örnekler çoğaltılabilir ama gerek var mı?
Tabii ki yok, bence resim çok net…
Türkiye’de muhalefet cephesinde hal böyleyken, "Maratoncu" uzun ince bir yolda olduğunu söyleyerek, rakipleriyle arayı her gün biraz daha açarak koşusuna devam ediyor.
Adeta koca bir ülke nefesini tutarak izliyor.
"Maratoncu", hem de tur bindireceği bu tarihi koşunun bitiş çizgisine doğru emin adımlarla yaklaşıyor.

<p> </p>

Muhalefet liderleri neden Sedef Kabaş'ı savundu?

Lahiti açan öldü! Firavunun mezarında lanet mi var?

Türkiye'den vize istemeyen ülkeler hangileri? Vizesiz kaç gün kalınabiliyor

Her gün yumurta yerseniz ne olur? İşte cevabı