• $13,6472
  • €15,5278
  • 783.572
  • 2004.55
11 Mart 2013 Pazartesi

Polis mi doktor mu?

Henüz dört yaşında bir çocuğum,
Her gün biraz daha
büyüyorum
Keşfetmeyi seviyorum, benim adım Hayu
Yapılacak bir sürü şey var
Her gün görülecek yepyeni şeyler var
Bunları sizinle paylaşacağım, benim adım Hayu
Dünya dönüyor ve değişiyor
Anne ve babamla birlikte
Ben de kendi yolumu buluyorum, benim adım Hayu

Gerçekten de bir ana-babanın çocuğu olduğunuz statüden, bir çocuğun ana-babası olduğunuz statüye geçtiğiniz anda yaşamınız tamamen değişir. Manevi anlamda geçirdiğiniz idrak ve aydınlanmanın yanında, gittiğiniz mekanlar, konuştuğunuz konular, birlikte zaman geçirdiğiniz arkadaşlar, seyrettiğiniz TV programları vb. hepsi değişir. Buna direnç göstermeye çalışsanız bile doğal olarak değişir. Ben de iki yıldan beri bu dönüşümün içindeyim.

Geçenlerde, bizim çocukların favori çizgi filmlerinden birinin İngilizce jenerik müziği dikkatimi çekti. "Dünya dönüyor ve değişiyor, anne ve babamla birlikte ben de kendi yolumu buluyorum." Dört yaşındaki bir çocuğun "kendi yolunu" ana-babasının yardımıyla buluyor olması bizim toplumumuz için ne kadar geçerlidir diye düşünmeden edemedim. Ana-baba olmanın doğal refleksi çocuğunu korumaktır. Bu korumacılığın seviyesi ve üslubu toplumdan topluma değişir. Batı toplumları ile Doğu toplumları arasındaki en büyük fark sanırım çocukları yetiştirirken benimsenen korumacılık üslubundan kaynaklanıyor. Aklıma hemen 2008 senesinin güz aylarında yaşadıklarım geldi.

2008 tercih döneminin ardından üniversiteye kesin kayıt sürecinde, görevli olduğum üniversitede gençler ve aileleriyle sohbet etme, davranışlarını gözlemleme şansım olmuştu. Önemli bir yol ayrımında olan gençlere ailelerinin yoğun ilgi gösteriyor olması hiç de şaşılacak bir durum değildi. Ancak gördüklerimde içime sinmeyen, tam da tarif edemediğim bir çarpıklık olduğunu söylemeliyim. Konuşmalarda hep ana-baba önde, çocuk ise ikinci plandaydı.

Bu dönemin ardından akademik çalışmalar yapmak için İngiltere'ye bir üniversiteye gittim. Orada bulunduğum tarihler, İngiltere'de gençlerin üniversite ve bölüm seçimi yaptıkları döneme denk gelmişti. İngiltere'deki süreç ülkemizden farklıdır, merkezi yerleştirme yoktur. Üniversiteler öğrenci kabul etmek için gereken şartları belirlerler, öğrenci bu şartları sağlıyor ve o üniversitede okumak istiyorsa, eğitim ücretini yatırarak kayıt yaptırır. Kampusta geçirdiğim uzun saatler boyunca, üniversiteyi gezmek için gelen İngiliz öğrencileri ve ailelerini gözlemleme şansım oldu.

YGS VE LYS ÖNCESİ

İlgimi çeken ilk şey ailelerin ilgisiydi; neredeyse tüm öğrenciler aileleriyle kampusa gelmişlerdi. Sanılır ki Avrupalı aileler çocuklarını başı boş bırakırlar, onlarla pek ilgilenmezler. Hiç de öyle değildi. Birlikte kampusu gezdiler, kütüphaneyi incelediler, yurtları dolaştılar, aralarında bol bol sohbet ettiler. Kesin kayıt kararından sonra ana babalar bizzat çocuklarının yurda yerleşmesine yardımcı oldular. Şaşırdığımı söylemeliyim.

İşte bu gözlemler, Türkiye'de görüp de tanımlayamadığım gerçeği kafamda netleştirdi. İngiltere'de hep çocuk öndeydi, ana-baba ise arkada. Çocuk başroldeydi, ana-baba yardımcı. Çocuk arayıştaydı, ana-baba ona destek. Ana-baba polis gibi değildi; doktordu, yaşam tecrübesini gençle paylaşan bir dosttu. Ortada bir ana-baba, bir de çocuk vardı ama ana-baba o çocuğun artık yetişkin bir birey olduğunun farkındaydı.

YGS ve LYS'lere yaklaşırken ana-babalar ile paylaşmak istedim.

<p>Sosyal medyada birçok dizi yayınlandığı gün TT listesinde kendisine yer buluyor. Tarih dizileri g

Kasım ayının en çok izlenen ilk 10 dizisi

Ankara'nın Beypazarı ilçesinde yerlerinden kopan kayalar evlerin üzerine düştü

2021 yılında Türkiye'de en çok yapılan aramalar

Trabzon'da 4 farklı noktada orman yangını