• $ 6,0839
  • € 6,7873
  • 249.438
  • 86.222
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Bu yeni sayfa hepimizin…

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile belki Osmanlı Batıcılaşması serencamından itibaren ilk kez demokrasi ve liyakatin mezcedilebileceği bir fırsatı kurumsal olarak yakaladık. Bunun kendisi dahi birkaç yüzyıllık zamana ve burada özetlenemeyecek bedellere mal oldu. Dolayısıyla bu konuyu ciddiye almak, üzerinde nezih ve kapsamlı şekilde tartışmak zaruri gözüküyor.

Siyasi referanslarımız ve zihniyet yaklaşımlarımız ne olursa olsun, tarihimizde öne çıkan aktörlerin “niyet”ini sorgulamak konusunda soğukkanlı ve adil olmalıyız. Bu bizi birçok gereksiz tartışmadan ve enerji kaybından koruyacaktır. Tarihle yüzleşmek, oradan yeni düşmanlar çıkarmak veya kendi sübjektif tezlerimizi güçlendirecek kazılar yapmak değildir.

Bu açıdan bakıldığında, Küçük Kaynarca Anlaşması ile şoke olup acilci bir şekilde ordu merkezli Batıcılaşmayı başlatan 1. Abdülhamid de, süreçleri acemice yürütmekle de suçlanan 3. Selim ve 2. Mahmud da, Tanzimatçı paşalar, Genç Osmanlılar, Jön Türkler, 2. Abdülhamid de, İttihatçı devrimciler, Mustafa Kemal ve bunların karşısında yer alan bazen liberal, bazen bazen İslamcı kesim de, özde niyet olarak samimi bir fikirde birleşiyorlardı: Çöken memleketi kurtarmak…

Tüm kesimler arasında ideolojik keskinliklerden ziyade bu acil sorun ortaklaşmasından mütevellit geçişkenlikler söz konusuydu. Yoksa başka türlü 2. Abdülhamid’e karşı, ulemanın İttihatçıları desteklemesi nasıl açıklanırdı? Bu acilcilik ciddi manada hatalara da neden olmuştur.

Ama artık, bu acılı hikayenin üzerinden en az 100 yıl geçti. Türkiye güçlü ve egemen bir ülke olarak tarihte yerini yeniden almıştır. Bunda tüm süreçlerde yer alan aktörlerin payı vardır. İmparatorluğu 33 yıl ayakta tutan 2. Abdülhamid’in de, kimsenin şans vermediği anda küllerin arasından yeni bir ülke çıkaran Mustafa Kemal Atatürk’ün de…

Tabii esas aktör, en ölümcül anlarda tarihi değiştiren bir şekilde sahne alan aziz milletimizdir.

Şimdi tüm bu tecrübeler ile elimizde yeni bir dönemin imkanları var. CHS’nin verdiği imkanla, liyakatin ön planda olduğu bir yönetim organizasyonunda niyetinden asla şüphe etmeyeceğimiz tüm kesimlerden faydalanmak ve demokrasimizi de bu şekilde güçlendirmek için yola koyulabiliriz.

Liyakatin esas alınması, yeni bir seçkinler sınıfı oluşturmak anlamına gelmemeli, demokrasi ile meritokrasi arasındaki farka dikkat edilmelidir. Farklılaşan fikirlerimiz ne olursa olsun, davranışlarımızın temelinde yurt ve insan severlik olmalı, adalet ise bu zihniyetin kalbi olarak güçlü şekilde atmalıdır.

Bu ağır ve onurlu görev sadece iktidarın sorumluluğunda olamaz. En az iktidar kadar, muhalefet de bu süreci kolaylaştıracak bir tavır içinde olmalıdır. Artık kutuplaşmadan medet umulmamalı, Türkiye ve insanının ihyası için güçler seferber edilmelidir.

Çin’in Hainan eyaletine bağlı Ledong bölgesinde Deniz Kuvvetlerine ait bir savaş uçağı okulun yanına

Çin’de Savaş Uçağı Okulun Yanına Düştü: 2 Ölü

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Küçük yaşta gönlünü ünlülere kaptıran isimler!

612 yıllık minare yeni yerinde yükseliyor