• $ 7,8228
  • € 9,4308
  • 459.326
  • 1328.83
Reklamı Kapat

Ahmet Kekeç'le yağmurdan önce

Bu yazıyı yazmak için bilgisayarda ‘Ahmet Kekeç’ sayfası açarken tarifsiz kederle doluyum.

Daha düne kadar gazetedeki odasında edebiyattan, kitaplardan, güncel meselelerden konuştuğumuz Ahmet ağabeyimizi ebediyete uğurluyoruz bugün...

Meslek gereği ömrümüz yazmakla geçiyor.

Fakat gidenin ardından yazmak o kadar zor ki; kurşun gibi ağırlaşıyor her kelime...

Epey zaman önceydi...

Oturup konuşmuşuz Ahmet ağabeyle.

Zamanda yolculuk yapıp uzun uzun konuşmuşuz.

Malatya’ya gitmişiz; çocukluk yıllarına, doğduğu eve...

Kitabın, hele hele kitap okuma alışkanlığının hiç olmadığı; gelinlerin, torunların, yeğenlerin hep bir arada yaşadığı bir ev burası.

Bu büyük ve kalabalık evin kitaplarla ünsiyeti olan tek üyesi, ‘çocuk Ahmet’ kendini yapayalnız hissediyor.

Hiç kimsenin teşviki olmaksızın, çocukluktan edindiği okuma alışkanlığını hayatı boyunca sürdürecek...

İlk gençlik yıllarında daha çok romanlar, ardından yakın tarih okumaları, hatıratlar...

Oyunsuz, oyuncaksız geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarında en yakın dostları roman kahramanları...

Taşrada, cehenneme dönüşen ilk gençlik yıllarında, kitapların dünyasına sığınarak avunuyor.

Bir yanda kitapların engin dünyası, diğer yanda ‘kapalı’, ‘sınırlı’ Malatya...

Bu iki dünyanın tam ortasında (kendi ifadesiyle) kitapların iğvasına (kışkırtıcılığına) kapılıyor Ahmet.

Hep bir tatminsizlik hep bir kendini aşma isteği...

Başka şehirlerde, başka insanların arasınna karışmayı hayal eden bir ‘düş gezgini.’

Ortaokul çağlarında sular seller gibi okunan Reşat Nuriler, Aziz Nesinler ‘genç Ahmet’i yazı denemelerine başlatsa da asıl ‘sıkı’ yazıları için Başkent yıllarını beklemesi gerekecektir.

Üniversite çağına geldiğinde Ankara’nın yolunu tutan Ahmet, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne kaydını yaptırdığında, artık, hayatının baharında, idealleri olan, taşradan gelmmiş bir gençtir.

Ancak 1980 öncesinin o malum çalkantılı yılları.

Üniversitelerin (eğitim, öğretim gibi asli işleriyle uğraşmaktan çok) siyasi kamplaşmaları tercih ettiği yıllar...

Aileden gelen ‘sağ cenah’a ait olma duygusuna rağmen, herhangi bir marjinal oluşuma iltifat etmeyen Ahmet, zaten öğrenciliği de beceremeyince, okulu ‘boşlayıp’ Ankara’nın edebiyat mahfillerine girip çıkmaya başlar.

İlk yazıları mizahi öykülerdir.

Henüz Malatya’dayken yazmaya başladığı bu öyküleri dönemin en büyük mizah dergisi Gırgır’a gönderir.

Gırgır’da öyküler yayınlandıkça kendisine telif ödemesi yapılır.

Daha ilk yazdıklarıyla para kazanmaya başlayan ‘yeniyetme’ yazarın ilk işi kendine güzel bir daktilo almak olur.

O daktiloyla daha sonraları mizah değilse bile ciddi öyküler yazılacaktır.

Sonradan, 1985’te ‘Son İyi Şeyler’ adıyla kitaplaşacak olan ilk öyküler Aylık Dergi, Mavera, Yönelişler gibi dönemin popüler edebiyat dergilerinde yer bulur kendine.

Bütün bunlar iyi hoştur amma, çocukluğundan beri içine sinen ‘yetinememe’ duygusu, Ankara’nın dar geldiğini fısıldır ona.

Okuldan da vazgeçen ‘genç yazar’ böylece İstanbul’un yolunu tutar.

Dergiler, yayınevleri yine uğrak yerleridir.

1984 yılında Milli Gazete’de Mehmet Erdemir müstearıyla siyasi kulisler kaleme almaya başlar.

Sonraki yıllarda, Ahmet’in dünyası (matbuatın o zamanki merkezi olan) Cağaloğlu’nda şekillenir.

Gazete, olmadı yayınevi, yahut bir dergi...

O yıllarda Ahmet, levantenlerin yaşadığı Tepebaşı’nda bir bekar pansiyonunda kalır.

Daha çok Yeşilçamcıların, sanatkar takımının kaldığı bu pansiyonda Ahmet’in yazı hayatı bir hayli verimli geçerken, okumaları da tüm hızıyla sürer.

Oğuz Atay, Kemal Tahir, Adalet Ağaoğlu, Selim İleri her dönem okuduğu yazarlardır.

Sonra Sait Faik, Yahya Kemal, Tanpınar... Ahmet’in ‘duygu ve bilinç dünyasının’ şekillenmesinde rol oynayan isimler...

Bir Kemal Tahir’in, bir Tanpınar’ın bugünün Türkiye’sinde dahi aşılamadığını düşünür.

Kitapların ‘uygar’ dünyası Ahmet’in tek tip düşüncelere saplanıp kalmasını önleyen birer fener olur.

İyi bir hatıra kkitapları koleksiyonu olan Ahmet, meslekten tarihçi olmamasına rağmen tarihe meraklıdır.

Ki sonradan Yakın Tarih Ansiklopedisi’nin yazarlarından biri olacaktır.

Yazdıklarına bakarak, kimilerince ‘radikal’ olarak değerlendirilse de, Ahmet’e göre bu doğru değildir.

Kekeç’in şu cümlesini defterime yazmışım: Radikal olarak anılacaksam bile edebiyatın radikali olarak anılmayı isterim.

Devam ediyor: Gazetecilik serüvenimde hangi düşünceyi savunursam savunayım hiç bir zaman keskin olmadım. Belli çevrelerce küçümsenmek pahasına da olsa, hiç bir düşüncenin militanı olmadım, insanları herhangi bir ideolojik görüşe davet etmedim. Geçmişimde utanacak bir yazım yok.

Kırk yaşındayken hakkında açılmış otuz dava vardı Ahmet’in.

Belki de Türk basınında bir rekoru elinde bulunduruyordu.

Ona göre insanlar ikiye ayrılıyordu; farkında olanlar ve farkında olmayanlar...

Zor bir ülke Türkiye. Kırk yaşındayım ama kendimi 70 yaşındaymış gibi yorgun hissediyorum.

Futbol izlemeyi severdi, arkadaşlarıyla sıkı bir tavla onu keyiflendirirdi.

Mütemadiyen kitapçı dükkanlarına uğrardı.

Bir kitap kurdu, bir polisiye severdi...

İki de tatlı belam var; sigara ve çay...

Gündüz gazeteci gece yazardı Ahmet Kekeç.

Has edebiyatçıydı...

Gazetecilik onun için bir ‘iş’ti.

Ama asıl ‘gönül işi’ edebiyattı.

Son olarak yine bir roman üzerinde çalışıyordu; finale kadar gelmişti...

Çok sevdiğim ‘Son İyi Şeyler’ ve ‘Yağmurdan Sonra’nın yazarı Ahmet Ağabey, seninle ‘Yağmurdan önce’ tanışmıştık, ‘Yağmurdan Sonra’ yine aynı gazetede çalıştık.

Aradan otuz yıl geçmiş.

Bana hep ‘yaz’ demiştin.

Ardından yazacağımız bilememiştim işte...

Hakkını helal et.

Falcao ve Atiba gidiyor mu?

Falcao ve Atiba gidiyor mu?

Türkiye genelinde, saat 05.00 itibariyle cadde ve sokaklarda hareketlilik başlad

Türkiye genelinde, saat 05.00 itibariyle cadde ve sokaklarda hareketlilik başladı

Engelli gencin dalış hayali Pamukkale'de gerçek oldu

Engelli gencin dalış hayali Pamukkale'de gerçek oldu

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları ve özellikleri

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları ve özellikleri