• $15,5869
  • €16,2698
  • 901.845
  • 2423.06
6 Nisan 2012 Cuma

Neredeyse acıyacağız...

Ne zaman 12 Eylül konusu açılsa ve ne zaman Evren ve arkadaşlarının ve de dönemin, darbenin yargılanma meselesini ekranda tartışanları görsem, aklıma sadece o dönemde acı çekenler gelmiyor...
Almanca'da 'Heuchler' dedikleri bir tanım daha sık aklıma gelir oldu şu sıra. Türkçesi yaklaşık 'iki yüzlü' ya da daha iyisi Osmanlıca'dan 'müra”'... İki yüzlülük müra”lik kadar iyi anlatmıyor durumu... Oysa kastımız çok net. 12 Eylül'ü takip eden gün, ay ve yıllarda 'Ordumuz devletine sahip çıkmıştır. Sokağa çıkamıyorduk! Oh be, dünya varmış!' şeklindeki tezahüratla 'darbe' yerine İngilizcesini bile 'military intervention' diye uydurarak 'askeri müdahale' diyen, 1982 Anayasası referandumuna canı gönülden (ya da korkudan) katılmış (katılım oranı %91 civarında) ve 'Evet' demiş (oyların %91.37'si) arkadaşların bazılarının bugün kalkıp mangalda kül bırakmayacak şekilde medyaya maydanoz olmaları ve veryansın etmeler ağrımıza gidiyor. O yıllarda akılları henüz baliğ olmamış olanları, diyelim bugün 50 yaşın altındakileri, tabii ki bu duygumun dışında tutuyorum.
Benim duygularıma en iyi tercüman olan gazeteci, hiç şüphesiz Bilal Çetin'di... Olay ekseninden kaymak üzere. İntikam, hesaplaşmanın önüne geçmek üzere... Biraz daha yüklenseler, kafes içinde getirin falan getirin diye ısrar etseler, kamu vicdanı bu kadidi çıkmış iki adama acımaya başlayacak... Aman, özellikle 'müra” maydanozlara' dikkat!...

Şahane Misafir kaçırılmaz
DünyanIn en zor işlerinden biri 'üslup sahibi' olmaktır. Sanatçının imzasını görmeden, eserinin ona ait olduğunu anlamamızı sağlayacak olan melekeyi, kendini yenileyerek, bir şekilde kendini hiç tekrarlamayan yaratıcılığı ortaya koyma sanatı olarak ifade edebiliriz.
Kapaklarını koparın. Verin herhangi bir Attila İlhan ya da Kemal Tahir romanını eline, eğer seçimi doğru yaptıysanız deneğiniz mutlaka ustayı tanıyacaktır... Bir Wagner eserinin kime ait olduğunu anlamayan bir klasik müzik meraklısı, daha önce hiç görmediği Brueghel tablosunu imzaya bakmadan fark edemeyecek bir  resim hayranı nasıl olmazsa, sinema ustalarının da tarzını ayırt edemeyen sinema tutkunlarını  düşünmek mümkün değildir.
 Ancak filmin jeneriğini görmeden kime ait olduğunu bilebileceğimiz yönetmenler, dünya sinema sanatı tarihinde ölümsüzleşirler; diğerleri değil...
  Ferzan Özpetek de bu tür bir yönetmendir. En beğendiğim filmi, Romy Schneider'den sonra ruhumda ikinci sıraya yerleşmiş olan Giovanna Mezzogiorno'nun (Kolera Günlerinde Aşk) başrolünü oynadığı La finestra di fronte, Karşı Pencere'dir... Ancak ustanın son filmi Şahane Misafir (Magnifica presenza) çok 'şahane' olmuş... Hangi anlamda? Brecht'in sinema ve tiyatroya getirdiği tanımlardan biri hemen akla geliyor. Nedir o tanım? Şudur: Sinema ve tiyatronun birinci işlevi seyirciyi eğlendirmektir!.. İşte bu anlamda Özpetek'in filmi 10 numara...
Türkiye seyircisi için afişlerde Cem Yılmaz'ı ön plana çıkarmış olmalılar. Ancak İtalyan sinemasının son yıllardaki en büyük oyuncularından Elio Germano filmi alıp neredeyse tek başına götüren oyuncu. Cem'e de bayıldım. Ama o konuda sübjektif olabilirim. Cem benim dostum. Dediğimiz gibi bu film, sadece Germano'nun performansı için bile izlenebilir.
Bizimkiler döktürecekler... 'Kara mizah' diyecekler, 'Anti faşist' diyecekler, 'Ferzan İtalya'nın geçmişiyle hesaplaşacağına Türkiye'nin geçmişiyle hesaplaşan bir film de yapmalı' diyecekler... Cem Yılmaz'ı öve öve bitiremeyecekler.
Bence siz hiçbirine kulak asmayın. Kendinizi Sezen Aksu'nun bu film için bestelediği olağanüstü parçası 'Gitmem Daha'nın kanatlarına ve filmin tümüne hakim olan Alfred Adler'in 'Toplumsallık Duygusu' diye tanımladığı 'beşeri yücelmeye' bırakıp yükselmeye bakın...
Not: Halit Refiğ'in kült filmi 'Gurbet Kuşları'nı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema TV Bölümü, Sigorta Şirketi Groupama'nın mali desteği ile mükemmel şekilde onarmış. Daha önce Bereketli Topraklar Üzerinde, Vurun Kahpeye, Selvi Boylu Al Yazmalım, Üç Arkadaş filmlerini de pırıl pırıl bir hlae gelmesini sağlamış olan ekip, bu kez de mükemmel bir iş çıkarmış. İzledik. Bugün de Film Festivali'nde (Nişantaşı City's) gösterilecekmiş. İzleyin, bir ustanın 50 yıl öncesinden bugünü nasıl gördüğüne tanıklık edin...

<p>T-129 ATAK ilk uçuşunu 17 Ağustos 2011 tarihinde gerçekleştirdi. Helikopterin ilk teslimat ise  2

TAARRUZ VE TAKTİK KEŞİF HELİKOPTERİ - T129 ATAK

Okul bahçesine inşa ettiler! ''böcek oteliyle'' canlıların yaşamını öğreniyorlar

NASA görüntüleri paylaştı! Mars'taki gizli geçidin sırrı ne?

Hayvanların şaşırtan dostluğu! Onları hiç böyle görmediniz