• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
15 Kasım 2012 Perşembe

Yaşanmak üzerine

Çağımın sisi yaşanmayı güçleştiriyor. Göremiyoruz birbirimizi. Birbirini göremeyenler nasıl yaşayabilir birbirini? Görünmüyorsam, nasıl yaşanabilirim?
Aklımızı böyle sorunlara takmış düşünür çocuklar olarak (Dünyada sanki bir başka sorun kalmamış gibi!) soruyoruz annemize:
- Anne ben niçin görülmüyorum?
- Yaşanmıyorsun da ondan.
- Öyleyse anneciğim yaşanmıyorsam, insan yerine konulmuyorum demek ki!
- Sen de insan ol evladım, yaşanmayı diliyorsan; insanları yüreğinle, aklınla, işinin tüm zenginliği ile yaşamasını bil!
- İnsan yaşamayan, insan göremez; insan göremeyen, yaşayamayan, yaşanamaz öyle mi?
- Öteki insanları, saygının, sevginin çiçek açtığı gönül kırlarında dolaştırabilenler, onların da gönül bahçelerine girebilirler. Önce, aç gönlünü, bak bakalım bahçen var mı, seni yaşamak, görmek isteyen insanlara açabileceğin?
- Gönül ne demek anne?
- İçin ve dışın demek yavrum, her yanın, her şeyin demek.
- Demek, ben, yaşanmayı umduğum insanları her yanıma alacağım.
- Can evine alacaksın. Yüreğinin ve beyninin oturduğu eve!
- Can evim var mı benim anne?
- Dinlersen, içindeki derinlikleri bulursun yavrum. İçimize, kapı ve pencerelerimizi kırarak giren kaba insanların bizi yaşamasının ne anlamı var? Bizi işgal eden, düşünce ve duygularımızı sömürenlerin içimizde ne işleri var? Can evimiz, canımız olanları, gönül bahçelerimizi gönlümüzce paylaştıklarımızı buyur ettiğimiz içimizdeki içtir. Sevebiliyor, içinde sönmeyeceğini düşündüğün ateşle, insanlara salt görülmek, salt yaşanmak amacıyla değil de, tüm insanlığa özgü olduğunu düşündüğün yaşama sevincini karşılıksız
sunabiliyorsan, can evin vardır yavrucuğum. Her insanın can evi vardır ya, çoğu haberli bile değildir; kapısını, penceresini bir kez olsun açmamışlardır!
Yaşanmak öğrenilebilir. Yaşamak öğrenilebilirse. Yaşanan insansa, onu duyularımızla, duygularımızla, düşüncelerimizle yaşıyorsak, saygı ve sevgi içinde var ediyoruz demektir.
Bu sorular çağımın sisi içinde yitip gidiyor. 'Nasıl yaşıyorum?' sorusu entelektüel bir özenti değilse, sosyo-ekonomik bir sorgulamaya dönüşmüş. 'Nasıl yaşanıyorum?' sorusundan haberli olan çok az.
Böyle sorulardan haberli olanlar, kitapçılara koşuyor, internet sitelerine. Kitapçılarda, bu tip sorulara yanıt veren kitaplardan oluşan, özel köşeler yaratılmış. Yaşamla ilgili sorunları olan herkesin talepleri var: Nasıl mutlu olunur? Nasıl sevgili olunur? Nasıl sevişilir? Nasıl
başarılı olunur? Maşallah bu sorunların yanıtlarını bilen o kadar çok insan var ki! Psikolog, psikiyatr, sosyolog, siyaset bilimci, felsefeci, tarihçi... Yaşama uzmanları, bakmışlar bu işte satış var, girişmişler... Ben de onlardan biriyim ve hayat hakkında tüm soruları
biliyorum. Sorun, size tüm gizlerini söyleyeyim yaşamanın; ne gibi yaşam sorunlarınız var, şıp diye bilir, yanıtlarım. Ahmet Abla'nızın bilmediği hiçbir şey olamaz. Hasbelkader felsefeci olduğu için, söylediği her palavranın felsefi olduğu sanılır.

<p>Pendik'te drift yaparken iki sürücüden biri kaza yaptı, diğeri yoldakilerin üzerine aracını sürdü

İstanbul'da drift dehşeti! Otomobili vatandaşların üzerine sürdü

Yer siyah, gök beyaz; şampiyon Beşiktaş!

Filistinlilerin evleri yerle bir oldu

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı