• $9,2643
  • €10,7604
  • 526.555
  • 1409.56
11 Nisan 2013 Perşembe

Kimiz?

Siyasette samimiyet, siyasette dostluk, siyasette tek tek bireyler arasında olduğu gibi ahlakın olamayacağını söyleyenler sorumluluklarının farkındalar mı? Siyaseti, ikiyüzlülükle, yalanla, gizli hesaplarla yürütülen bir güç kazanma oyunu olarak anlamayı sürdürdüğümüz sürece bu dünyaya, elbette ülkemize, kültürümüze çok büyük kötülük etmiş oluyoruz. Eğer demokratik bir yönetimi arzuluyorsak, kültürümüzün temellerindeki hikmet geleneğine saygımız varsa "beni güce götüren her yol mubahtır" sözüyle eylemde bulunmak, siyasette ahlakın olmayacağını ya da siyasetteki ahlakın geleneksel ahlakla alakasının olmadığını savunmak yanlış olur.
Siyasette başarı oyların artması mıdır yalnızca? Siyasi tarih sadece iktidar kavgalarının, insanın kültüründen, ahlakından, değerlerinden, bu gezegendeki hayatın kalitesinden soyutlanarak anlatımı mıdır? İnsanın kendinden başkasıyla yaşamasının, yaşamı paylaşmasının tarihi ne zaman yazılacak? "Başka"nın, "öteki"nin, "bizden olmayanın" tarihi ne zaman yazılacak? İnsanlar kendi tarihlerini yazarken hep kendi açılarından, kendi çıkarlarından yola çıkarak yazıyorlar. Peki, ne zaman kendimizi başkasının gözüyle görmeyi öğrenecek, ne zaman başkasının tarihini başkasının gözüyle görüp yazmayı öğreneceğiz? Ne zaman kendi küçük çıkarlarımızı yüce ideallerin arkasına saklamaktan vazgeçeceğiz? Ne zaman içtenlikle korkmadan kendi özeleştirimizi herkesin önünde yapmayı öğreneceğiz? "Halkımız yüksek perdeden konuşmayı, pek haklı çıkmayı, rakibe sürekli vurmayı sever" diyerek siyaseti ahlaktan azade bir hale getirerek o oy aldığımız halka kötülük etmekten ne zaman vazgeçeceğiz?
Kendimizi dar bakışların, çıkarların uzağında kâinat ölçeğinde değerlendirmeyi ne zaman öğreneceğiz? Şimdi kendimizi görmenin evrensel boyutları üzerine birkaç ipucu vermeyi deneyeceğim. Günübirlik yaşayıp, miyop siyaset anlayışıyla yaşayanların dediklerimi uçuk kaçık bulmayacağını umarak başlıyorum.      
 
***
Kimiz biz? Örneğin ben, Sandıklı'lıyım diyorum hemen. "Kimlerdensin?" diye soruyorlar, söylüyorum. Ülkemin dışında bir yerlerde isem "Türk'üm" diyorum. Kapıyı çaldığımda eşim soruyor: "Kim o?" "Aç, benim" diyorum. Kimim ben bu örneklerde? Bir "Sandıklı'lı" oluyorum, bir "Türk", bir "ben"... Daha kimbilir neler olabilirim hayatın değişik durumlarında? Kimliğimde ne yazıyorsa o muyum yoksa?
Önce evrende yıldız tozlarıyla kardeş bir varlığız. Dünya denen gezegende, insan denen canlı türünde içinde kâinatı taşıyan, düşünen, duyan, yaşamdan sorumlu olan bir varlığız. Evrendeki yerini unutan, varlık okyanusunda bir damla olarak içinde bu okyanusu taşıdığını bilmeyen biri "şuyum" ya da "buyum" dese hep eksik söylemiş olur. İnsana at gözlükleri takarak ona "kim olduğunu" dayatmak dünyada sürüp gitmekte olan anlamsız kavganın amansız ateşine odun atmak olur.
 "Biz kimiz" diye soruyoruz. Kim oluşumuzu kim belirliyor? Bir takım güçlerin elinde damgalar mı var, vuruyor üstümüze, siz şusunuz, siz busunuz diyor? Kim oluşumuzu kim belirliyor?
Genlerimiz mi? Belli bir soyağacının devamı oluşumuz mu? Belli bir kültüre, topluma, topluluğa, cemaate bağlı olmaklığımız mı? Belli bir zamanda belli bir yerde doğmuş olmak mı belirliyor bizi?
Unutmayalım: Bizi hep bir sınıfa, bir gruba sokup bir ad verebilirler. Biz de diğer insanlar için aynı şeyi yapmıyor muyuz? Damgalıyorlar, damgalıyoruz. Kim olduğumuza iç gücümüzü artırarak özerk biçimde kendimiz karar vermeliyiz. Bağımsız ruh sahibi insanlar, tüm insanlığa, geçmişin yüce değerlerine sahip çıkıp, başka insanlarla birlikte yaşamanın türlü sıkıntılarını çekmeyi gönülden isteyerek yaşayan insanlardır. İşte biz böyle insanlar olmaya çabalayan insanlarız.

 

<p>İstanbul Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eray Güçlüer, terör örgütü DHKP-C operasyonuna i

Kılıçdaroğlu'nun iddiası yeniden gündemde

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi