• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
04 Kasım 2012 Pazar

Balonlar söner mi?

Ben şapkamı kaybetmekle meşhurum. Geçenlerde yıllardır kafamda dolaştırdığım şapkamı odamda aradım durdum. Bakmadığım yer kalmadı. Sonra okulun koridorlarında düştüm peşine. Açık olan kapısının önünden defalarca geçtiğim bir dostum: 'Hayrola hoca, bu kaçıncı geçişin' diye sordu, merakla. 'Şapkamı kaybettim, onu arıyorum' dedim, telaşla; 'yavaş yavaş gerçekleşiyor bu işler, önce şapkayı kaybediyorsun, sonra şapkanın altındakini.'
Sonunda, nice kaygılı arayışlardan sonra buldum şapkamı. Bir dahaki yitirişe kadar şimdilik rahatım. Bu kaçıncı kaybedip buluşum şapkamı. Neden bana haber vermeden bir yerlere gider anlamıyorum. Çok da alıştım kendisine, İstanbul'da Eminönü'ndeki bir şapkacıdan almıştım özenle. Öyle çok anım var ki onunla. Anılar kimi zaman çok ağırlaşıyor, kafamda kocaman bir kazan taşıdığımı sanıyorum.
ÖLÜM YAŞAMA DAHİLDİR
Daha önce yitirip bulamadığım epey şapkalarım olmuştur. Unuttum onları. Nice şemsiyeler unutmuşumdur Kadıköy vapurlarında.
Şapkam çıplak kafamla ilgilidir. Çıplak ruhumu ne örter bilmem. Freud'u pek seven öğrencilerimin bu unutmalarımla ilgili, çok özel olduğu için burada yazamayacağım yorumları vardır.
Belki de kendimi unutmak için unutuyorum bir yerlerde şapkamı. Nasıl oluyorsa buluyorum yeniden.
Dostlarımızı kaybetmeye ne dersiniz? Şapkamız gibi midir dostlarımız? Bir anlamda evet. Başımız üstünde yerleri vardır. Çoğu yitince, bir daha bulunmuyor. Yeniden bulduklarımıza seviniyoruz bazen. Bazen de, eski tadı alamıyoruz onlardan.
Yitmeyen şeylerin ardına düşüyoruz. Ölümsüzlüğe inanıyoruz. Bu dünyadaki konukluğumuzda ölümsüz değiliz. Türkçemizin o güzel deyimiyle, kimse kazık çakmıyor bu dünyaya. Gidiciyiz.
Ne zaman şapkamı kaybetsem aklıma ölüm gelir. Ölüm yaşama dahildir çünkü. Ölmeyecek olanın ardına düşmüşüz biz insanlar. Teker teker, bireyler olarak ölürüz ama çocuklarımızın bu bize bitimli olan hayatı sürdüreceğini düşünürüz. 'İlelebet payidar' olacak bir hayata adarız kendimizi.
BALONU REDDEDEN KIZ
Yıllar önce doğduğum yer olan Sandıklı'lı bir akrabamı daha üç yaşında bir çocukken dedesi İstanbul'a gezmeye getirmişti. Torununu mutlu etmeye çalışan dede, onu İstanbul'un caddelerinde elinden tutup dolaştırırken, ona şekerler, dondurmalar, pastalar teklif ediyordu. Birden rengarenk balonlarını sevinçle elinde tutan baloncunun yanında durdular. Dedesi torununa Sandıklı ağzıyla: 'Gızım sana balun alıverem mi?' deyince torunu biraz kaygılı, biraz mahzun dedesini yanıtladı: 'Neyneyen balunu, sönüveri!' Küçük kız çocuğu sönebileceği için balonu reddediyordu.
Dedesi ben olsaydım torunuma şöyle derdim belki de: 'Olsun, her balon bir gün söner, sönünceye kadar bizimdir ama. Alalım elimize balonu, sevinçle dolaşalım sokaklarda.'
Her balon sönmeye mahkumdur. Sönmediği sürece yaşayabiliriz onu. Balonları tatmayı bilmek gerekmez mi? Gereğinde elimizle patlatmak. Üstelik şöyle bir mani de düzerdim torunuma ben:
Balon güzel balon da
Oynayalım salonda
Sönerse varsın sönsün
Ölümsüzlük yok onda.
Bu yazımda şapkamı, balonları anlattım. Siz artık ne anlarsanız anlayın.

<p>Libya açıklarında batmak üzere olan şişme bottaki 97 düzensiz göçmen, bölgedeki Deniz Kuvvetleri

MSB duyurdu: Mehmetçiğin dikkati faciayı önledi

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi