• $ 6,8612
  • € 7,7521
  • 392.135
  • 115748
Haber Hattı
Haber hattı
0530 708 54 54
Bip""/
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

1920’lerde söyleyemediğini bugün söyleyen ülke

20. Yüzyıl’a girerken bir imparatorluk kaybeden bu ülkenin insanlarının o günkü problemi var olmaktır. Karşılarında Düvel-i Muazzama denilen sanayinin gücünü arkasına almış, bütün dünyayı yağmalayıp kontrol altına sokmuş, yeryüzünün haritalarını masa başında çizen, coğrafyayı düzenleyen Batı vardır.
Batı’nın yükselişinin sadece biz Müslümanların, Türklerin değil, bütün Doğu’ya, Asya’ya, Afrika’ya ve Batılı-Beyaz-Hıristiyan olmayan insanlara ödettiği ağır bir bedel vardır. Ayrıca bu yükselişin Batı içinde de yol açtığı sömürüyü, sınıflar arasındaki baskıyı, ayrımcılığı ve ırkçılığın sebep olduğu acıları da düşününce, bunun bir insanlık kaybına yol açtığını görmemek mümkün değildir.
Türklerin 1920’lerde Batı’ya karşı ilk Milli Mücadele’yi vermesinin ve bu savaştan başarıyla çıkmasının başta Hindistan olmak üzere, bütün mazlum milletler tarafından sevinçle karşılanması, Batı’nın mağlup edilebilir olduğunun ortaya çıkması ve sömürge halkların bağımsızlık ümidinin yeşermesiyle ilgilidir.

Eski dünya çöküyor

1920’lerde başlayan mücadele zaferle sonuçlanmıştır fakat haritalar Sykes-Picot’ya göre çizilmiş, barış ise Lozan’da imzalanmıştır. Bunun anlamı açıktır: 1920’lerde itiraz edilemeyen, edilse de kabul görmeyen “söylenemeyen sözler“ vardır.
Bugün bu “eski dünya” değişmektedir. Eski dünya genel olarak Doğu’nun kaybetmesi üzerine kurulan “bir ilişkiler sisteminin” adıdır. İşte değişim, bu ilişkilerin yapısında başlamıştır. Bütün zamanların en önemli toplum filozofu “İbn-i Haldun’un haklı çıktığına” bir kez daha tanıklık etmekteyiz. Değişim dalgası, bu defa Doğu’dan yükselmektedir. Önce Uzakdoğu, sonra Asya, yakın zamanlarda başta Türkiye olmak üzere yaşanan değişmeler, Ortadoğu’da meydana gelen “bahar devrimleri” bu dalganın yansımalarıdır.
Eski dünyada, bütün bu coğrafyalarda “Batı’yla uyumlu düzenler” kurulmuştur. Eski Türkiye denildiğinde anlaşılması gereken de budur. “Batı-merkezli bir dünya görüşüyle” hareket eden aydınlar, bürokratlar, askerler; kendi halklarını Batı’ya adapte etmek için kurdukları baskıcı rejimlerle ülkelerini yöneten Batıcı elitlerdir.
Şimdi eski dünya sistemi değişirken, bu sisteme bağımlı, doğrudan doğruya bu yapının ürettiği muhtelif ülkelerdeki “eski siyasal yapıların” değişmesi de kaçınılmazdır.

Samsun’dan başlamak

Burada eski Türkiye’nin değişip “yeni bir Türkiye’nin kurulmasının” bütünüyle farklı bir anlamı vardır. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Birincisi, Türkiye emperyal bir gelenekten geldiği için meseleye 1920’lerin konjonktürünü aşan bir “vizyonla bakacak birikime” sahiptir. İkincisi, Türkiye İslam’ı bir “kabile asabiyesi”, bir “mezhep taassubu” ile değil, bir “medeniyet ufkuyla” anlayıp yorumlayan, yaşayan büyük bir tecrübeye sahiptir. Üçüncüsü ise, Türkiye’nin Batı’yla “yoğun etkileşimi” başta bilim ve din, bilim ve ideoloji olmak üzere arasındaki ilişkileri daha üst bir düzeyde ele alarak, Batı’nın “materyalist-idealist dualizminin” ötesine taşıma potansiyeli ve bunun imkânları bulunmaktadır.
Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimine, Samsun’dan başlaması, Erzurum’da devam etmesi bu bağlamda anlamlı bir olaydır. Bu durumu kavrayamayanların ”Kemalizm” benzetmesi meseleye bakıştaki sığlığın ifadesidir. Bunu sadece bir seçim stratejisi olarak değerlendirmek de yetersizdir. Samsun’dan başlamak 1920’lerdeki o mücadelenin “Kuvay-ı Milli ruhuna sahip olma bilincini” ortaya koyduğu kadar, o gün söylenemeyen şeyleri bugün söyleyip yapacak bir vizyonun iddiasını taşıdığını da ortaya koymaktadır. Bu “yeni bir dünya var ve yeni bir Türkiye kuruluyor” demektir.

Atlı Birliklerden denetim

Atlı Birliklerden denetim

Komşudan yeni korona tedbiri! İşte sokaklara yansıyan kareler...

Komşudan yeni korona tedbiri! İşte sokaklara yansıyan kareler...