• $7,9008
  • €9,4176
  • 460.609
  • 1333.33
22 Kasım 2020 Pazar 14:05 | Son Güncelleme:

'Kutsal Emanetler'in düşman eline geçmesine izin vermemişti: Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa'nın kahramanlığı tarihi belgelerde

'Kutsal Emanetler'in düşman eline geçmesine izin vermemişti: Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa'nın kahramanlığı tarihi belgelerde
AA

72 yıl önce bugün, 22 Kasım 1948'de Ömer Fahreddin Türkkan Paşa, İstanbul'da vefat etti. Medine'yi açlığa karşı çekirge yiyerek müdafaa eden, Kutsal Emanetleri İstanbul'a getirerek, İngilizlerden kurtaran Fahreddin Paşa, gerek Türk gerekse İslam tarihine ismini altın harflerle yazdırdı. Medine müdafisi Fahreddin Paşa'nın kuşatma altındaki Medine'de halkı ve şehri koruyup gözeten, muhtaçlara para ve buğday yardımında bulunan bir komutan olduğu Osmanlı arşivlerindeki belgelere yansıdı.

Medine Müdafaası ile tanınan "çöl kaplanı" lakaplı Fahreddin Paşa'nın kahramanlıkları yıllardır tarih sayfalarını süslüyor.

AA'da yer alan habere göre, Fahrettin Paşa (Ömer Fahreddin Türkkan) 1868'de Bulgaristan'ın Rusçuk şehrinde dünyaya geldi. 93 Harbi'nden sonra ailesiyle birlikte İstanbul'a yerleşti. Mekteb-i Harbiye'yi birincilikle bitirdi. Erkan-ı Harbiye Mektebi'nden sonra 1891'de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle göreve başladı. Balkan Savaşı'nda Çatalca savunmasında ve Edirne'nin geri alınışında hizmet etti.

I. Dünya Savaşı başladığında 4. Ordu'ya bağlı 12. Kolordu komutanı olarak Musul'da bulunan Fahrettin Paşa, 1915'te 4. Ordu komutan vekilliğine getirildi. Urfa, Zeytun, Musadağı ve Haçin'deki Ermeni isyanlarını bastırdı. 1916'da 4. Ordu komutanı Cemal Paşa tarafından Medine'deki Hicaz Kuvve-i Seferiyesi komutanlığına atandı. İngilizlerin desteğinde isyana girişen Şerif Hüseyin'in ordusuna karşı, kısıtlı imkanlara rağmen yaptığı Medine Müdafaası büyük takdir topladı. Türk orduları kuzeye doğru geri çekilmeye başlamışken etrafındaki Türk birlikleriyle irtibatı tamamen kesilen Fahreddin Paşa, şehri savunmaya devam etti.

Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesini imzalayarak I. Dünya Savaşından çekildi. Osmanlı devletinin teslim olmasından sonra 72 gün daha Medine'yi savunmaya devam eden Fahreddin Paşa, yiyecek, ilaç ve cephanenin bitmesi nedeniyle 13 Ocak 1919'da savunmayı durdurdu. Böylece Medine'de 400 seneden beri süren Türk hakimiyeti sona erdi.

İngilizler tarafından "Çöl Kaplanı" ismi verilen Fahreddin Paşa, savaş esiri olarak önce Mısır'a daha sonra da Malta'ya gönderildi. 8 Nisan 1921'de Malta'dan kurtulduktan sonra Kurtuluş Savaşı'na katılmak üzere Ankara'ya geldi. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından Güney cephesinde Fransız Ordusu'na karşı savaşan Türk kuvvetlerini birleştirmekle görevlendirildi. Fransızlarla Ankara Antlaşması'nın imzalanmasıyla güneyde savaş sona erince, 9 Kasım 1921'de TBMM tarafından Kabil Büyükelçiliği'ne atanan Fahreddin Paşa, Türk-Afgan dostluğunun gelişmesinde önemli rol oynadı.

1936'da ordudan emekli olan Fahreddin Paşa, 22 Kasım 1948'de bir tren yolculuğu sırasında Eskişehir yakınlarında kalp krizi geçirerek vefat etti. Vasiyeti üzerine Aşiyan Mezarlığına defnedildi. 

Ravza-yı Mutahhara'yı savunan kahraman askerlerimizin samimiyetini, son Osmanlı erlerinin ihlasını İdris Sabih Bey bir şiirle dile getirmiştir.

Yapamaz Ertuğrul Evladı sensiz 

Can verir canânı veremez Türkler 

Ebedi hadimü’l-Harameyniniz 

Ölsek de ravzanı ruhumuz bekler

"KUTSAL TOPRAKLARIN KAYBEDİLMESİNE GÖNLÜ RAZI OLMUYOR" 

Medine Müdafiği Fahreddin Paşa'nın hayatını ölümünün 71. yılında AA' ya anlatan Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet İpşirli, paşanın şerefli komutanlar zincirinin önemli halkalarından biri olduğunu belirtti.

Prof. Dr. İpşirli, Fahreddin Paşa'nın İngilizlerin desteği ile ayaklanan Şerif Hüseyin'in ordusuna karşı kutsal toprakları savunurken çok büyük zorluklarla karşılaştığını vurgulayarak, şöyle konuştu:

"Düşman amansız bastırıyordu. İngilizler, Şerif Hüseyin'i halifelik vereceklerini söyleyerek kışkırtıyordu. İlk kez Müslüman bir devlet, Gayrimüslüm bir devlet ile anlaşarak, Osmanlı'ya savaş açtı. Bu kışkırtmada en etkili isimlerden biri de İngiliz casus Lawrence oldu. Fahreddin Paşa, yaklaşık 3 yıl boyunca destansı bir mücadeleyle düşmana karşı koydu. Hastalık, açlık, gibi çeşitli zorluklarla karşılaştı. Hatta açlığa karşı çekirge yemek zorunda kaldılar. En üzücü tarafı da kendi askerlerinin de bu zorluklar karşısında baş kaldırmasıydı. Mondros Mütarekesinin imzalanmasının ardından kendisine dön emri verilse de 'Allah'ın emri, peygamberin rızası ve padişahın iradesi devam ettiği sürece burayı savunurum.' dedi. Padişah iradesine rağmen geri çekilmek istememesinin nedeni isyan değil, kutsal toprakların Müslümanların elinden alınmasından rahatsız olmasıdır. Emir gelse bile kutsal toprakların kaybedilmesine gönlü razı olmadı. İngilizlerin eline geçmesin diye Medine'deki kutsal emanetleri, ihtiyacı olmasına rağmen 2 bin askerle İstanbul'a gönderdi."

İngilizlerin kışkırtmasıyla Osmanlı'ya saldıran Şerif Hüseyin'in de sonunda bu ihanetinin bedelini ödediğini anlatan İpşirli, "İngilizler onu da aldattılar, vaat ettikleri hiçbir şeyi kendisine vermediler. Perişan bir vaziyette yaptıklarına bin pişman olarak ortada kaldı." dedi.

Prof. Dr. İpşirli, Fahrettin Paşa'nın uzun bir mücadeleden sonra teslim olmak zorunda kaldığını dile getirerek, "İngilizler kendisini önce Mısır'a daha sonda Malta'ya sürdü. Daha sonra Mal'tan kurtulup Berlin'e giderek, Enver Paşa ile bir araya geldi. Moskova'da Ruslarla mücadele konusunda Enver Paşa kendisinden yardım istedi. Daha sonra Milli Mücadele döneminde Atatürk ile canı pahasına davaya hizmet etti. " dedi.

"KUTSAL EMANETLERİN DÜŞMAN ELİNE GEÇMESİNE İZİN VERMEDİ" 

Tarihçi-yazar Azmi Özcan da Fahreddin Paşa'nın tarihteki kahraman unvanına en layık isimlerinden biri olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kendisi çok ibretlik olaylara imza atan bir kahramandır. Günümüze kadar devam eden bir destanın lideridir. Fahreddin Paşa denince ilk akla gelen, mukaddes emanetleri İstanbul'a intikal ettirmesidir. Eğer bugün Topkapı Sarayında o değerli eşyaları görebilme imkanına sahipsek bunu tamamen Fahreddin Paşa'ya borçluyuz. O kadar zor durumda iken bile 2 bin askerini kutsal emanetleri sağ salim İstanbul'a götürmeleri için görevlendirdi. Kutsal emanetlerin düşmanın eline geçmesine izin vermedi. Sadece bu hassasiyeti için bile kendisine çok şey borçluyuz. Medine Müdafaası sıradan bir cephenin müdafaası olarak değerlendirilemez. Medine Müdafaası, Türklere emanet edilen İslam tarihinin taçlandığı sayfalardan biri olarak değerlendirilmelidir.

Fahreddin Paşa, Medine'yi Hz. Muhammed'in türbesini ve sahabenin emanetini düşmana teslim eden bir komutan olarak tarihe geçmek istemediği için savunmaya devam etti. Bu savunma, insanlık tarihine iftar vesikası olarak geçmiştir. Tam 2 yıl 7 ay dışarıdan hiçbir yardım gelmeksizin tamamen kendi imkanlarıyla mücadelesini sürdürdü. Tarihe, bir açlık, sabır, tahammül ve fedakarlık olayı olarak geçmiştir bu savunma. Birçok kaynakta bu açlığa susuzluğa çekirge yiyerek katlandıkları yazar."

Özcan, bu kahramanlık destanının yeni nesillere anlatılması gerektiğini vurgulayarak, "Bunun için konuyla ilgili sinema gibi çeşitli sanatsal çalışmalar yapılabilir. Zira o savunmada çok dramatik sahneler yaşandı. Kendisine İstanbul'dan teslim ol çağrısı gelmesine rağmen, askerlerine 'Ben Hz. Muhammed'in türbesini ve kutsal emanetleri düşmana teslim edemem.' dedi. Fahreddin Paşa, son dönem Osmanlı tarihinin en büyük kahramanlarından biri olarak mazide yerini aldı. O olmasaydı kutsal emanetlerinin Topkapı'da değil de belki İngiltere'de sergilendiğini görecektik. Dolayısıyla sadece Türklerin değil bütün Müslümanların onurunu korumak bakımından da çok önemli bir görev yaptı. Bize de büyük bir onur bıraktı." şeklinde konuştu.

"HAYATININ BEYAZ PERDEYE AKTARILMASINDAN MUTLU OLURUZ" 

Fahreddin Paşa'nın torunu Zeki Türkkan da dedesinin Medine müdafaası konusunda gösterdiği kahramanlığın hem İslam hem de Türk tarihinde önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayarak, "Medine İslam dünyası için çok önemliydi. Medine'nin müdafaasında Fahreddin Paşa'nın gösterdiği kahramanlık, Halide Edip Adıvar'ın Sultanahmet'de yaptı mitinglerde, 'Medine hala direniyor' şeklinde dillendiriliyor. Direnmenin bir sembolü oluyor Medine." diye konuştu.

Dedelerinin hayatıyla ilgili film yapmanın çok istendiğini hatta yönetmen Metin Erksan'ın bir senaryo bile hazırladığını anlatan Türkkan, bu projenin bir türlü hayata geçmediğini ama dedelerinin hayatının beyaz perdeye aktarılmasından çok mutlu olacaklarını söyledi.

Ömer Fahreddin Türkkan da aile sohbetlerinde dedelerinin kahramanlıklarını dinleyerek büyüdüklerini belirterek, mücadele ettiği İngiliz casus Lawrence'ın bile yazdığı bir kitapta dedesinden övgüyle bahsettiğini dile getirdi.

Ayşegül Konuk ise dedeleriyle gurur duyduklarını dile getirerek, "Ölümünün üzerinden 71 yıl geçmesine rağmen hala saygıyla anılması bizleri çok duygulandırıyor ve onurlandırıyor. Kendisi vefat ettiğinde henüz 2 yaşındaydım pek bir hatıram olamadı ama tarih kitaplarında onun kahramanlıklarını okudukça ailecek gurur duyuyoruz." dedi.

FAHRETTİN PAŞA'NIN  KAHRAMANLIĞI TARİHİ BELGELERDE

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed'in, Twitter'da bir kullanıcının mesajını paylaşmasıyla gündeme gelen Medine müdafisi Fahreddin Paşa'nın gösterdiği şanlı direniş sırasında halkının her türlü ihtiyacını düşündüğü, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan Osmanlı arşivlerindeki tarihi belgelerle ortaya çıktı.

"Çöl Kaplanı" ve "Medine Kahramanı" olarak da bilinen Fahreddin Paşa, teçhizat ve mühimmatı azalan, gıda malzemesi biten askerlerini, çekirge yedirerek ayakta tutan ve Medine'nin İngilizlere karşı müdafaasından vazgeçmeyen bir komutan olarak tarihe adını yazdırdı.

MUHTAÇ DURUMDAKİLERE PARA DAĞITTI 

Fahreddin Paşa'nın Medine müdafaası sırasında açlık ve yoklukla mücadele eden Medine halkının gıda ihtiyacının karşılanmasına ilişkin faaliyetleri, Osmanlı arşivlerinde bulunan 9 Kasım 1915 tarihli belgeye yansıdı.

Belgede, Fahreddin Paşa'nın Medine-i Münevvere'de muhtaç durumdaki halka dağıtılacak buğday bedeli için nerelere, kaçar kuruşluk havale ödenmesi gerektiğine ilişkin bildirim yazısı yer aldı.

Ayrıca 1 Eylül 1916 tarihli bir başka belgeye göre, Fahreddin Paşa, merkez ile yaptığı bir yazışmada, "Medine Muhafızlığına gönderileceği bildirilen para miktarının, Medine'deki muhtaç durumda olan Müslüman halka para verileceği için yetersiz kalacağını” aktardı.

Bu sırada 12. Kolordu Komutanı olan Fahreddin Paşa'nın 20 Mayıs 1916'da Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Kumandanlığına tayinine ilişkin belge de Osmanlı arşivlerinde saklanıyor. Bu görevi sırasında Fahreddin Paşa'nın 21 Ağustos 1917'de Medine Menaha Meydanı'nda, Haremi Şerif-i Nebeviye'nin Babüs Selam Kapısı tarafında 20 metre genişliğinde yapılan caddenin açılışının Ramazan Bayramı'na rastlaması dolayısıyla yapılan merasim hakkında merkezi bilgilendirdiği telgraf da tarihi belgelerle ortaya çıktı.

Söz konusu tarihi belgeler, Fahreddin Paşa'nın İngiliz kuşatması altındaki halkının gıda ve para ihtiyacının yanı sıra kentin ihtiyaçlarını da gözeten bir komutan olduğu gerçeğini ortaya koydu.

"TÜRKİYE İMAJINI ZEDELEMEYE YÖNELİK PROVOKATİF BİR AÇIKLAMADIR" 

Fahreddin Paşa'nın Medine müdafaasındaki rolüne ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan tarihçi-yazar Enes Demir, Paşa'nın Medine'yi 2 yıl 7 ay boyunca kahramanca savunan bir komutan olduğunu söyledi.

Demir, "30 Ekim 1918'de tüm cephelerdeki Osmanlı ordusu teslim olmasına rağmen Medine müdafisi Fahreddin Paşa, Osmanlı Başkumandanlığının emrini de hiçe sayarak, Hazreti Peygamberimizin şehrine ve kabrine sahip çıkmıştır. Yaklaşık 72 gün, hiçbir destek almadan, teçhizat ve mühimmatı azalmış, gıda malzemesi bitmiş bir vaziyette askerleri ile direnişini sürdürmüştür ki Medine'ye İngiliz ordusu ve onların piyonu çöl Arapları girmesin diye." değerlendirmesini yaptı.

İngilizlerin daha önce işgal ettiği yerlerden birçok kültür ve medeniyete ilişkin malzemeleri çalarak Londra'ya götürdüğünü anlatan Demir, Fahreddin Paşa'nın bunu bildiği için 1918 yılı ortalarında kutsal emanetleri, özel koruma birlikleri ile İstanbul'a ulaştırdığını söyledi.

Demir, "Fahreddin Paşa'nın bir Osmanlı Paşası olarak, Hazreti Peygamberimizin emanetlerini, İslam'ın sancağını, İslam'ın şerefi olan sembolleri, İslam'ın başkenti İstanbul'a göndermesinden daha doğal ve haklı bir şey olamaz." diye konuştu.

BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed'in sosyal medya paylaşımına ilişkin olarak ise Demir, şunları kaydetti:

"Bakanın bu açıklaması tamamen politiktir. Özellikle son yıllarda güçlenen Türkiye'nin bölgesinde ve küresel çapta bir lider ülke olması, İslam'ın şerefini ve haysiyetini korumaya çalışması bunda etkilidir. Son olarak Kudüs kararının Türkiye’nin önderliğinde alınması, 100 yıldır zor durumda olan İslam coğrafyasındaki milletlerin de İslami ruh ve bilinçlenme yolunda dikkatini çekmiştir. Bilhassa Arap coğrafyasında, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde artan Türkiye imajı, özellikle siyonist-haçlı yapısı ile ittifak eden BAE ve Suudileri rahatsız etmiştir. Dolayısıyla bu açıklama, kendi kamuoyunu ve Arap coğrafyasını yanlış bilgilendirmeye, Türkiye imajını zedelemeye yönelik planlı ve provokatif bir açıklamadır." 
<p class='MsoNormal'>Fransa’da ortam çok gergin ve endişe duyuyoruz diyen Sirene,  sığınmacıla

“Fransa'da polis şiddeti olaylarını yayınlamak yasak olacak”

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Diyarbakır'da 448 kilogram esrar ele geçirildi

İstanbul'da terör örgütü yönelik şafak operasyonu