• $ 5,7477
  • € 6,3537
  • 276.526
  • 100237
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Tarım işçisi emeklisiyim

100 yıllık sinema tarihimizin neredeyse 70 yılında vardı Eşref Kolçak. Hatıraları, yaşadıkları, deneyimleriyle yaşayan tarih oldu, ilham verdi, örnek alındı, hâlâ da filmlerle yeni kuşaklarla kucaklaşıyor. Eşref Kolçak ile Malatya Film Festivali’nde buluştuk, sinemayı ve sorunlarını konuştuk.

SAYIM ÇINAR
[email protected]

Antalya Altın Portakal Film Fetivali’nde 2002 yılında, Sinema ve Telif Hakları Kanunu’nun eksik taraflarıyla ilgili ince bir ayar vermiş, büyük alkış ve destek almıştınız. Bugün ne noktadayız?
Gelecek yıl Türk sineması 100 yaşında. Neredeyse 70 yılında ben vardım. Hiç mi hakkım yok bu durumda? En çok üzüldüğüm nokta, bizim zamanımızın büyük yapımcıları, büyük şirketleri hep büyük yanlışlar yaptı, bizleri mağdur etti, kötüye kullandı. 128 film yaptım. Yalnızca üç firma paramı ödedi. Geri kalanların hiçbiri tam anlamıyla hakkımı vermedi. Bize hep senet verildi. Yüzde 90’ı ödenmiyordu. Almadığımız paraların vergisini verdik bizler. Oyuncu her zaman göz ardı edildi. Bu günler unutulmaz, bu yaşananlar unutulmaz. 70 yılımı verdim ikinci bir 70 yılım yok. Devlet haklarımızı vermek zorunda, ben avanta istemiyorum. 

‘New York’ta Beş Minare’de vardınız. Akılda kalan, önemli bir filmdi. Amerika’da enteresan olaylar yaşadığınızı, sendikal haklarla ilgili önemli şeylere tanıklık ettiğinizi biliyorum… 
Şu kadarını söyleyeyim: Türk sineması 80’li yıllardan sonra büyük çöküşe geçti. Pornolar vs. rezil filmler çekildi. Sinemamıza çok kötülük yapıldı. Örf ve âdetlerimize karşı şeyler yapıldı. Mahsun’dan (Kırmızıgül) evvel bu ölmüş sinemayı ‘Güle Güle’ adlı filmle geri getirdik. Tekrar bizim sinemamız haline geldi sinema bu filmle. Bunu pekiştiren de Ata Demirer ve Mahsun Kırmızıgül oldu. O dönem içinde ‘Eşkıya’, ‘Babam ve Oğlum’ da çekildi. Çok önemsiyorum bu filmleri de. ‘New York’ta Beş Minare’ye dönersek... Dünyanın hiçbir yerinde bizdeki kadar başıboş çalışma yok. Amerika’da çalışanlar için limit 8 saattir. 8 saati geçerse çalışan, hemen bırakıyor. Hiç unutmam, tek bir gün bir plan kalmış, onu da bitirelim, 10 dakika dedik, hemen sendikadan adamlar geldi. 3.000 dolar ceza ödendi. Bir diğer hatıram… Filmde küçük bir büfe var, oradakine “Temiz pak giyin” demişler. Yine sendikadan adamlar gelmiş “Bunu yapamazsınız, böyle kullanamazsınız” demişler. Adamlar sokağı kapatıyor tamamen, öyle çekim yapılıyor. Büyük bir disiplin ve organizasyon var. 

Siz yıllarca Muhterem Nur ve Neriman Köksal’la çalıştınız... 
İkisini de çok severim, Belgin Doruk’u da saymalı. Sinemamızın hanımefendisiydi. Müthiş saygısı vardı. 8.30’da alacağız dediklerinde 6’da kalkarım ben. Bizde böyle bir gelenek vardır. Yokluk içinde çektik filmleri. Makyaj, ulaşım yoktu. Dönemin büyük yapımcıları kazandı hep. Bir de üzerimizden masraf gösterildi. 1970 ila 1990 arası yapımcıların çoğu hiçbir zaman oyuncuların parasını ödemediler. Devlete de masrafın iki üç katını gösterdiler. Bugün geride kalan kim var? Afrika’daki yamyamlar güler bizim teknolojimizi görünce. Stüdyomuz, hiçbir şeyimiz yoktu. 

Neriman Köksal, hep katı sert görünürdü, gerçek hayatındaysa tam bir melekmiş. Sinema izleyicisinden de bahsedelim isterim… 
İzleyicimiz çok duygusaldır. Kendinden bir parça görmek ister hep. Sevgilisini, dedesini, nenesini görmek ister. Öyle zevk alır filmden. 

Oyuncular yalnız bırakılıyor tuhaf bir biçimde. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Benim bir emekli maaşım var. Tarım işçisi emeklisiyim. Sinema sanatçısı emeklisi değilim hâlâ. Nedeni de şu: 1949’da Tepebaşı Gazinosu’ndaydım. Hepimizi kaydettiler. Çalıştığımız firmalar primimizi yatırmadı. Bir gün geldiler “Sosyal sigortalı değilsiniz!” dediler, düşünebiliyor musunuz? Onlar prim yatırmadı, mağdur olan biz olduk. Ümit Utku adında bir arkadaş sayesinde tarım işçilerinin yanında yer buldu bize, bu şekilde ancak emekli olabildik. 

Yeni Türk sineması nasıl peki?
Dediğim gibi Mahsun’un, Ata’nın filmlerini çok önemsiyorum. Çağan Irmak da önemli. 

‘Berlin in Berlin’ çok önemli bir filmdir. Cem Özer, Hülya Avşar… Nasıl bir kadroydu, bu kadar ses getireceğini düşündünüz mü?
Hiçbir zaman ödül beklentimiz olmadı. Neresinden bakarsanız yaşanmış bir hikâye görürsünüz. Kendimden bir parça görmediğim filme mesela kovboy filmine girmem ama çobanı oynarım… 

HARUN’UN İSTİSNAİ BİR YAPISI VARDIR

Harun Kolçak’ın babası olmaktan söz edelim biraz da. Onun şarkılarını dinlerken duygulanıyor musunuz?
İstisnai bir yapısı var. Küçücüktü konuşmasını bilmezdi. Plaklar vardı o zaman evimizde. Harun filancanın plağını getir derdik, gider bulur getirirdi. Özel bir çocuktu. 

Büyük hit şarkılar yarattı Harun Kolçak, sizce hak ettiği yerde mi?
Ne yazık ki en çok darbeyi de o yedi. Harun’u perişan ettiler. Yıllarını yediler. Hem bizler için hem Harun için teklif ediyoruz kabul etmiyor diyorlar. Oysa o kadar öyle değil ki. Büyük bir rahatsızlık geçirdi. Duygusal bir insandır Harun, annesini de kaybedince çok üzüldü. 

Çocukların baba kompleksi vardır ama Harun ezilmedi altınızda. Bunu da çok önemli buluyorum... 
İlk öğrettiğim şu oldu, sakın Eşref Kolçak’ın oğluyum deme. Sen Harun Kolçak’sın. 

Son dakika haberleri, son dakika haber, son dakika gelişmeleri
Son dakika haberleri

Pendik´te Ormanı Kundaklamaya Çalışan Kişi Gözaltına Alındı!

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Kenger sakızı geçim kaynağı oldu... Kilosu 500 liradan alıcı buluyor

Oğuz Boyu geleneğini Trabzon'da sürdürmeye çalışıyor