• $12,8294
  • €14,4989
  • 736.145
  • 1808.79
19 Ekim 2014 Pazar 02:02 | Son Güncelleme:

Sözümüz Türkiye’nin Batı yakasına

Sözümüz Türkiye’nin Batı yakasına

A. Haluk Ünal, Ezel Akay, Serpil Güler, Cem Terbiyeli ve Önder İnce bir araya geldi ve bir belgesel yaptı. Türkiye'nin batısında yaşayan insanlar izlesin, anlasın ve barışmak kolay olsun diye... Adı ‘Küçük Kara Balıklar’. Güneydoğu’da çocuk olmayı anlatıyor ve Türkiye’nin Batı yakasına ‘Hiçbir şey bildiğiniz gibi değil’ diyor.

ARZU AKYOL
arzu.akyol@aksam.com.tr

Rojin Canan Akın ve Funda Danışman 2011 yılında 90'lı yıllarda Güneydoğu'da çocuk olmayı anlatan ‘Bildiğin Gibi Değil’ adında bir kitap yazmışlardı. 90'lı yıllarda Güneydoğu'da kiminin çatışma, kiminin terör, kiminin de savaş dediği koşullarda çocukluğunu bırakmış ve şimdilerde 30'lu yaşlarını süren 19 Kürt gencin hikâyesini anlatan bu kitaptan yola çıkan beş yönetmen ‘Küçük Kara Balıklar’ adıyla bir belgesel yaptı. A. Haluk Ünal, Ezel Akay, Serpil Güler, Cem Terbiyeli ve Önder İnce tarafından çekilen belgesel, kitaptaki gibi sadece 90’larla da sınırlı kalmıyor, 2000’ler ve 2010’larda Güneydoğu’da çocuk olanların hikâyelerine de yer veriyor. Belgeselde, ‘Güneydoğu'da savaşın ortasında çocuk olmak nasıl bir haldir?’ sorusunun cevabı aranıyor ve cevap ülke barışına katkı sağlamak amacıyla çocuk ve gençlerin tanıklıklarıyla veriliyor. Belgeselin adı İranlı yazar Samed Behrengi'nin kitabı ‘Küçük Kara Balık’tan geliyor. Bu adı çekim esnasında ‘Küçük Kara Balık’ın hikâyesini anlatan küçük bir çocuk koymuş. 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde izleyicisiyle buluşan ve herkesi gözyaşlarına boğan belgeselin yönetmenlerinden 
A. Haluk Ünal, hem belgeseli hem de sansür iddialarına rağmen Altın Portakal’da kalmalarının sebeplerini anlattı. 

VİCDANİ VE AHLAKİ BİR SORUMLULUK

Bir kaç yıl önce Metis Yayınları, ‘Bildiğin Gibi Değil’ adında çok önemli bir kitap yayınladı. Funda Danışman ve Rojin Akın, 1990’lı yıllarda Türkiye'nin Doğu yakasında Kürt toplumuna dönük inkâr ve imha politikalarıyla çocuk yaşta tanışan, 19 kişinin tanıklıklarını derlemişti. Drama İstanbul Film Atölyesi'nin kurucusu Serpil Güler ve ben kitaptan çok etkilendik ve kitabın haklarını aldık. Hedefimiz, Türk aydınları, sanatçıları olarak Kürt toplumu dışında kalan herkesi, ‘savaşın çocukları’yla tanıştırmaktı. Bunun farkında olan bizlere de bu yanlışı düzeltmek düşerdi tabi ki. Herşeyden önce bizim için, vicdani ve ahlaki bir sorumululuktu bu. Aslında yönetmen sayısı başlangıçta 10 olacaktı, yani kollektif bir sinemasal eylem gibi düşünmüştük. Ancak kala kala beş yönetmenle yola devam ettik ne yazık ki.

ÇEKİMLER 2 YIL SÜRDÜ

Filmin proje tasarımına Serpil’le (Güler) birlikte 2012’de başladık. Bölgeyi çok iyi tanıyan Yavuz Ekinci’yi de danışman olarak tasarım sürecine dâhil ettik ve ilk bölge gezimizi gerçekleştirdik. Ancak bölgeye gittiğimizde kitaptaki gibi 90’larla sınırlı kalınmaması gerektiğini, 2000’ler ve 2010’lardan da tanıklarla konuşmamız gerektiğini anladık. Böylece filmin kapsamı değişti. Kitaptan üç tanık dışındaki bütün tanıkları yeniden araştırıp bulduk. Hayal ettiğimiz gibi kendi dışımızda 7 yönetmenle ilişki kurduk. Kararlılık gösteren 5 yönetmen, 12 kişilik bir ekiple Ekim 2012’de bölgeye gittik. Fakat tarihin en sert çatışma sürecinin içinde bulduk kendimizi. Duygusal kırılmanın da tavan yaptığı bir süreçti. Buna rağmen 8 farklı şehirde 10 gün çekim yaptık. 10 gün bittiğinde istediğimiz birçok şeyi çekememiştik. Film yarım kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Yeni kaynak arayışına girdik. 
2013 Kasım ayında ben, Serpil Güler, Cem Terbiyeli ve Recep İçen’den oluşan bir ekip yeniden gittik. Bu kez kameraları Cem’le ben kullandık. Recep de muhteşem bir joker eleman; sesçimiz, asistanımız, bazen ışıkçımız oldu. 

SAMİMİYSENİZ BAŞLARINDA TAŞIYORLAR

Güneydoğu’da çalışmak eğer çatışmalı bir dönemse elbette hiç kolay değil ama halkın tutumu olağanüstü. Eğer istismar etmeyeceğinizi, samimi olduğunuzu anlarlarsa, insanı başlarında taşıyorlar. Film, 1990, 2000 ve 2010’da savaşın içinde büyümüş tanıkların anlatılarından oluşuyor. Güneydoğu'da savaşın ortasında çocuk olmak nasıl bir haldir? Bu çocuklar neden dağa çıktı ve çıkıyor? 
Bunu öğrenmek isteyenlerin mutlaka izlemesi gereken bir film. Türk kökenli bir Anadolu çocuğu olarak bu konuda Kürtlere anlatacağımız bir şey yok ama Türkiye’nin Batı yakası başta olmak üzere bütün dünyaya bu tanıklıkları 
anlatmak bir ahlaki sorumluluktur.

ÇÖZÜM SÜRECİ ÖNEMLİ

Beni en çok etkileyen, bütün hikâyelerde var olan ortak bir gerçek. Bu çocukların hepsinin hayatında küçük yaşlarda büyük, şiddetli kırılma anları var. Ve ondan itibaren hepsi bir gecede 20 yaşında bir ergene dönüşüyor sanki. Ölümden daha kötü... Sıfat bulamıyorum… Kürt toplumu hayranlık verici bir ağırbaşlılık ve sağduyu gösteriyor bence... 70 yıllık hayal kırıklığına rağmen toplumsal bir nefret ve öfke barındırmıyorlar. Dilerim bu olmadan barış olur. Çatışmaların durması, dağdaki abinin ölmeyeceğini, şehirdeki ananın evinin yakılmayacağını bilmek, hükümetin bu sorunu ‘çözebilme ihtimaline’ inanmak büyük ferahlık. Batı yakası, gerçeği öğrendikçe, sorunun çözümünün inanılmaz kolaylaşacağından eminim. Bizim gibi Türk, demokrat aydınlara çok büyük görevler düşüyor. Özellikle de sinema gerçeklerin anlaşılmasında en güçlü silahımız olabilir. Çözüm süreci başlayana kadar bölgede büyük bir değişiklikten söz etmek mümkün değil. Çözüm süreciyle birlikte çatışmanın durması, barış koşullarının yaratacağı verimli toprağa dair çok fikir veriyor.

ANTALYA TÜRKİYE SİNEMASININ BİRİKİMİDİR

Türkiye sinemasının geleneği, birikimi Antalya'dır. Hem sembolik önemi vardır hem de en eski ve köklü ulusal festivaldir. Hepimiz, kendimizi ve filmlerimizi burada tanıttık sektöre ve halka. Bu yıl Ulusal Belgesel Yarışma kategorisinde yarışacak 15 belgeselden biri de ‘Küçük Kara Balıklar’dı. Yaşanan tartışmaların ardından diğer belgeseller çekildi. Biz ise Altın Portakal’dan çekilmeme kararı aldık. Festival yönetiminin tamamı yıllardır tanıdığımız, sansürcülükle suçlanamayacak arkadaşlarımız. Kolaycı sansürcü suçlamalarından da ayrı durduk. Festivali boykot, olacak şey değil. Yani diyorsunuz ki biz festivali çöpe atıyoruz, bizden sonrası tufan. Dikkat ederseniz eski, deneyimli, profesyonel sinemacıların tamamı, ‘festival bizimdir’ şiarıyla, boykot tavrına ortak olmadı. Boykot ateşine benzin dökenlerin bir kısmını da açılış kokteylinde görünce de şaşırmadım doğrusu. Ayrıca burada festival yönetiminin getirdiği yabancı konuklarla buluşunca, ustalarla buluşma toplantılarına katılınca, dünyanın en önemli belgesel festivalinin direktörüyle toplantı yapınca, bütün sektöre filmi izletip, üç festivalden kesin davet alınca, talep üstüne ek gösterim konulunca, festivalin ne kadar değerli ve önemli olduğunu; başından beri ilkeli, müzakereci ve yapıcı davranmakla ne kadar doğru yaptığımızı bir kez daha gördük. Gururla söyleyebilirim ki bütün sektör duymuş ve filmimizi konuşuyor. Yoğun talep üzerine 17 Ekim Cuma ek gösterim koydular. 

'Türkiye'nin enerji cenneti haline gelecek'... Tarihi proje için geri sayım
'Türkiye'nin enerji cenneti haline gelecek'... Tarihi proje için geri sayım

"Türkiye'nin enerji cenneti haline gelecek"... Tarihi proje için geri sayım

Kayseri Havalimanı yeni terminalinin yüzde 37'si tamamlandı
Kayseri Havalimanı yeni terminalinin yüzde 37'si tamamlandı

Kayseri Havalimanı yeni terminalinin yüzde 37'si tamamlandı

Masadaki rakam belli oldu! Asgari ücrette 2022 maaşına yüksek zam formülü!
 Masadaki rakam belli oldu! Asgari ücrette 2022 maaşına yüksek zam formülü!

Masadaki rakam belli oldu! Asgari ücrette 2022 maaşına yüksek zam formülü!

<p> </p>

Sergen Yalçın'ın istifasına ret kararı

Uşak'ta dere yatağında patlamamış top mermisi bulundu

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (29 Kasım 2021)

Kuvvetli lodos hayatı olumsuz etkiliyor