HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 5,3419
  • 6,0786
  • 214.005
  • 92.227
SON DAKİKA HABERLERİ
Tümü
Reklamı Kapat

Sanat hayatı kolaylaştırmalı

Onu önce Kanıt dizisinde canlandırdığı Komiser Selim karakteriyle tanıdık. Ardından Muhteşem Yüzyıl’da Şeyh Maşuki olarak çıktı karşımıza. Çalıkuşu'nda hayat verdiği Doktor Selim’le ekranların en karizmatik kötüsü oldu.

x

Tiyatro seyircisiyse onu çok daha önce keşfetmişti. Şimdiyse seyirciyi ters köşe yapmaya hazırlanıyor Deniz Celiloğlu. 23 Nisan’da vizyona girmesi planlanan Öğrenci İşleri’nde Bobin Nuri karakteriyle ilk kez bir komedi filmiyle karşımıza çıkacak.  

ARZU AKYOL
arzu.akyol@aksam.com.tr

“Öğrenci İşleri”yle ilk kez komedi türünde bir filmde rol aldın...
Aslında bugüne kadar canlandırdığım her rolde komediyi kullanmaya çalıştım. Bana tiyatroda Brecht’in öğrettiği bir şeydir bu. Çünkü hayatın daha çok dram tarafıyla karşı karşıyayız. Sanat bu anlamda hayatı biraz kolaylaştırmalı. Oyuncu olarak böyle bir sorumluluk hissediyorum ve yaptığım işlerde buna dikkat ediyorum. Ama şimdiye kadar hiç baştan 
sona bir komedi filminde yer almamıştım. 

Biraz anlatır mısın; nasıl bir film oldu?
Senaryoyu Geniş Aile dizisinin senaristlerinden karikatürist Kamuran Süner yazdı ve senaryonun bir karikatüristin elinden çıkması işin beni en çok cezbeden tarafıydı. Türkiye’de komedi yapanlar kitlenin ihtiyacını karşılamayı seçip biraz kolaya kaçıyorlar.

“Kitlenin ihtiyacını karşılamak” doğru bir formül değil mi?
Yeni jenerasyonda bu formülün tutmadığını düşünüyorum. Sektörün çıkmaza girmesinde bunun da etkisi var. Eskiden yakışıklı abiyle güzel ablayı yan yana koymanız yeterliydi. Bunlar bir de medyatik isimlerse oyunculukları önemli değildi. Fakat yeni jenerasyonu kandıramıyorsunuz. Çünkü dünyayı takip ediyorlar. O yüzden bu işin Kamuran gibi işin inceliklerini bilen bir karikatüristin elinden çıkması benim için çok önemli. 

Rolünü anlatır mısın peki? 
Filmdeki karakterler içinde en absürt olanı ‘Bobinci Nuri’; hapishane kaçkını bir mahkûm. Garip bir adam. Saksıdan toprak yiyip “Çok güzelmiş” diyor mesela. Bunun dışında bir sinema filmi daha var. “Efsane Takım”... Senaryosunu yine Kamuran yazdı. Sivas’ta bir 2. Lig takımının mücadelesi anlatılıyor ve ben de takımın asbaşkanı rolündeyim. O da bir komedi filmi.

Tercihin komedi mi dram mı? 
Fark etmez. Asıl olan senaryodur. Yönetmen, oyuncu, çaycı; hepsi senaryoya hizmet ediyor. Bütün bu oyunculuk serüveninde benim için tanrı senarist. 

İlginç bir yaklaşım... 
Bu rol genellikle yönetmenlere biçilir. 
Böyle bir şey yok. Düşün ki ortada senaryo yok; beş tane oyuncu, bir tane yönetmen, bir tane tasarımcı var. Sadece birbirlerine bakıp kahve içebilirler. Bütün fikirleri yaratan senaryo. Biz bu ülkede bunu çok unutuyoruz bazen. Örneğin bir dizi çıkacak piyasaya; kim oynuyormuş, kim çekiyormuş, hangi kanaldaymış, bunlar merak ediliyor. Yahu geç onları! Kim yazıyormuş diyen yok. 
Senaryolarımız bunun için kötü, bunun için işler tutmuyor. Bakıyoruz en popüler isimler de oynasa üç bölüm sonra patlıyor.  

Sen yazmayı düşünüyor musun peki?
Tiyatro için bir şeyler yazıyorum. Aklımda iki tane de sinema dili ve görselliğiyle anlatabileceğimi düşündüğüm hikâye var. 
İkisi de dram. Sosyal sıkıntılarla ilgili...  

Yazarken ya da oynarken illa sosyal bir meseleye değme derdin var mı?
Evet, kesinlikle böyle bir derdim var. Bir de sokaktaki insanı sanatla daha çok buluşturmak gibi bir derdim var. Hem bireysel hem toplumsal çıkmazlarımızın sanatla çözüleceğine inanıyorum. Umarım bir gün bu konuda aklımdaki fikirleri hayata geçirebilirim. 

Yeni kuşağın en yetenekli oyuncularından biri olarak görülüyorsun. Nasıl hazırlanıyorsunuz rollerine? Bu kadar gerçek olmanın sırrı ne? 
Teşekkür ederim. Kimi oyuncu “Ben tamamım” der ve üzerine bir şey eklemez. İnsanların almaya alışık olduğu şeyleri verir, bunun ekmeğini de yer. Kimisi de zor olanı yani yeteneğini hep bir basamak yukarı taşımayı seçer. İkinci yol emek ister. Ben zor yolu seçtim. 

“Ah şu rolü oynasam” gibi bir hayalin var mı?
Batman’daki Joker’i oynamayı çok isterdim. Ben daha çok malzemesi bol, oyuncu olarak sınırlarımı zorlayacak, 
rolleri tercih ederim.  Mesela yan roller eni daha çok cezbediyor.  Yan rollerin o sınırsızlığını seviyorum. Daha çok malzemesi var. 

BAZILARI BİZİ META GİBİ GÖRÜYOR

Popülerliğin Çalıkuşu'yla arttı. Bu iyi bir şey mi?
Değişiyor... Yaptığınız işin karşılığını sokakta bire bir almak güzel ama sosyal hayatının kısıtlanması sıkıntı olabiliyor. Televizyona çıktığınız için sanki kamu malı oluyorsunuz ve artık herkesin sizin hayatınıza istediği gibi erişme hakkı varmış gibi bir izlenim doğuyor. Bazı insanlar sizi basbayağı meta gibi görüyor. Bu sınır ince bir çizgi... Herkes saygılı bir 
duruş sergilediği zaman sorun olmuyor.

Şöhretin insana taktığı kanatlarla uçmamak için ne yapıyorsun?
Ben bu işe tiyatroyla başladım ve hep insanların arasındaydım. Hiçbir zaman kanatlarım olmadı bu anlamda. Dizi çekimi hayatımın küçük bir bölümü. Onun dışında tiyatro yapıyorum ve normal bir insan gibi yaşıyorum. 

Tiyatro demişken seni tiyatroda izlemek için nereye gelelim...
“Bir Halk Düşmanı” oyunun programı şu an belli değil. “İstenmeyen”in programı da mart ayında belli olacak. 

Yeni dizi projeleri var mı?
TRT’nin Çanakkale’nin 100. yılı münasebetiyle çektiği 4 bölümlük bir öykü dramada rol alacağım. Onun dışında da bazı görüşmeler var ama netleşen bir şey yok henüz. 

EN BÜYÜK TRAVMAM GÖÇMEN OLMAK 

Biraz da Deniz’i tanıyalım. Deniz kimdir;  kişisel yolculuğunda nasıl hikâyeler var?
Deniz’in yolculuğundaki en belirleyici hikâye göçmen olması... Karakterimi, kişiliğimi bugün ne olduysam onu, o göçmenlik durumu çok etkilemiştir. Ben Bulgaristan’da doğdum.  Bulgaristan’da faşist bir hükümet var. Türklere yapılan baskılar giderek artıyor. Özal kapıları açıyor ve insanlar bir gecede Türkiye’ye geliyorlar. Yıl 1989... Annem, babam, kardeşim, anneannem ve dedem 6 kişi iki bavulla geliyoruz biz de. Ben 3 yaşındayım. 

O yaşta nasıl bu kadar belirleyici oldu?
Tam da bu yüzden aslında... Geçmişin, köklerin yok. Kültürler farklı. Liseye kadar bütün hayatım ev-okul, okul-ev şeklinde geçti. 
Sosyalleşmeye lisede başladım. Böyle kayıp bir dönem gibiydi çocukluğum benim. 

Bu senin travman anladığım kadarıyla...
Evet, travma da denilebilir. Yani bu olay olmasaydı daha normal bir çocukluk ve gençlik geçirebilirdim. O göçmenlik duygusunu hiçbir şekilde yenemiyorsunuz. Buraya adapte olmak zordu. Liseye kadar sürdü bu. 

Göçmen olmak her yere ait olmak mı hiçbir yere ait olmamak mı? 
Zenginleştiriyor mu eksiltiyor mu?
Çoğunlukla hiçbir yere ait olamamak. 
Buna rağmen zenginleştiren bir durum. 
Çünkü o zaman sorgulamaya ve başka yollar bulmaya çalışıyorsunuz. Mesela bu durum beni sanata, tiyatroya itti. Göçmenlik duygusunun hayatımda yarattığı olumsuzluktan kurtulmam tiyatroyla tanışmamla oldu. 

Hayatta çarptığın ilk duvar göçmenlik anladığım kadarıyla. Başka duvarlar var mı peki?
Çok şanslıyım ki olmadı. Annem her zaman “Çok şanslı çocuksun ama aynı zamanda zekiydin. Onu da bunu da isteyeyim diye kendini kaybetmezdin. Ne isteyeceğini bilirdin ve hedefe odaklanırdın. ” der. Herhalde bu yüzden genelde doğru seçimler yaptım ve duvara çarpmadım. Gerçekten de yaptığım bütün seçimler bir şekilde gerçekleşti. 

EVLİLİĞE HALA İNANIYORUM

Evliliğin sona erdi. Neden olmadı?
Tamamen bireysel sebeplerle bitti. Ne oyunculuğumla ne de çağla alakası var. “Artık uzun ilişkiler bulunmuyor”a da inanmıyorum. Bu insanların sorumluluktan kaçmak için uydurdukları bir bahane. 

Evliliğe inanıyor musun hâlâ?
Tabii ki.

Yani “Boşandım kurtuldum. Bir daha mı asla” demiyorsun...
Hayır, demiyorum. Ben gerek kadın erkek ilişkilerinde gerek insan ilişkilerinde doğru paylaşımda bulunan insanların dünyayı güzelleştirdiklerine inanıyorum. Sevgi de paylaşarak büyüyecek bir duygu. Bu yüzden yalnız kalamam. Mutlaka seveceğim, beni sevecek birine ihtiyacım var. Bunun için evliliğe hâlâ inanıyorum. Ayrıca çocuk yapmak istiyorum zaten. Sonuçlanmasını istediğim büyük projelerimden ve isteklerimden biri de baba olmak...

Neden?
Çünkü çocuk demek sizin bu hayatta arkanızda bıraktığınız varlık demek. Hayatı ancak böyle güzelleştirebilir anlamlı kılabilirsiniz. Ben 10 numara baba olacağıma inanıyorum. 

EVCİL BİR ADAMIM
Oyunculuk dışında ilgilendiğin şeyler var mı?
Ben çok evcil bir adamım. 
Evde vakit geçirmeyi severim. Çok sosyal biri değilim. Yengeç burcuyum zaten; benden başka bir şey beklenemez yani. 

Evde ne yapıyorsun peki?
Müzik yapıyorum... Profesyonel bir müzik dinleyicisiyim. Özellikle 60-70 döneminin klasik rock’ını çok severim. Gitar da çalıyorum. Bestelerim de var, söylüyorum da... Kıyıda köşede yarım kalmış bestelerimi bitirmeyi çok istiyorum. Ondan 
sonra belki bir albümle ya da dijital ortamda insanlarla paylaşmak istiyorum. 

Tarzın ne?
Gerçekten bilmiyorum. 
Aranjesinden sonra belli olur herhalde. Benim sevdiğim ve duymak istediğim tarz Progresif Rock... Bu daha fazla enstrümanın hatta senfonik enstrümanların bulunduğu bir aranje biçimi. İçinde gitar da var piyano da. Küçük bir orkestra çalıyormuş gibi. Bir de tamamen akustik müzik. Zaten elektronik müziği hiç sevmem. 

Son dakika haberleri, son dakika haber, son dakika gelişmeleri
Son dakika haberleri
Meksika´da yaşanan meteor kayması heyecan yarattı. Çapının yaklaşık 500 metre olduğu açıklanan gökta

Meteor kayması böyle görüntülendi

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Yerli Cirit füzesine Mısır'dan talep

Çevik Kuvvet aksiyon filmlerini aratmadı!

En Çok Okunanlar