• $8,1069
  • €9,7929
  • 464.143
  • 1365.27
16 Kasım 2014 Pazar 00:35 | Son Güncelleme:

‘‘Oğlum nasıl yedin Ortega‘yı?‘‘

‘‘Oğlum nasıl yedin Ortega‘yı"‘‘

Ceyhun Eriş benim için özel bir futbolcu olmuştur hep. Belki hayran olduğum Cruijff’un numarası 14’ü giyişinden, belki mesafe tanımaksızın vurduğu sert şutlardan, belki de Fenerbahçe’de oynadığı yıllardaki iyi performansından.

KAAN KAVUŞAN
kaan.kavusan@aksam.com.tr

Fırtınalı bir kariyeri oldu. Ortega, Fenerbahçe, Galatasaray, 6-0, Trabzonspor, Şenol Güneş, Kore, Milli Takım, İsveç… Birçok önemli ana tanıklık etti. Ben sordum, Eriş yanıtladı.

Futbola başlangıç hikâyeniz nasıl başladı?
Babam hep, “Bir oğlum olsun, futbolcu olsun” dermiş. Daha çok ufakken önüme top atıp uğraşırmış. (Gülüyor) 87’de    Galatasaray seçmelerine katıldım ama geç kalmışım. Sonuçta girdim.

Aileniz hangi takımlıydı?  Siz bir takım tutuyor muydunuz?
Sülale komple Fenerbahçeli’ydi bizde.
Tabii durum o olunca, ben de Fenerbahçeliydim küçükken.

FATİH HOCA STOPER OYNATTI

Aslında bayağı da parladınız Galatasaray alt yapısında. Gazeteler büyük yıldız olacağınızdan bahsediyordu…
Grame Sounness döneminde profesyonel oldum. Souness ayrılınca Fatih Hoca geldi. Bazı maçlarda stoper oynatmıştı hatta. Ben pek gönüllü değildim tabii. (Gülüyor) O dönem kadro yapısı değişti. Hagi geldi, Popescu, Filipescu, Okan, Suat var. Üç dört kere kiralık gittim sonra da bonservisimle sattılar. Ayrılmak istemiyordum. Çünkü bir-iki sene içinde muhakkak fırsat yakalayacağımı biliyordum. Her işte bir hayır var; Siirt’e transfer oldum.

Oradaki performans da sizi Fenerbahçe’ye getirdi. O zaman Fenerbahçe’de Denizli vardı değil mi?
Beni o dönem ilk 11’de çok oynatmamış olmasına rağmen Mustafa Hoca’yla ilişkilerim çok iyiydi. Oyuna ilk giren oyuncu hep ben oluyordum, goller atıyordum. Mustafa Hoca eleştiri alıyordu hatta. “Niye bu çocuğu oynatmıyor” diye. Keşke daha uzun çalışsaydı, ikimiz açısından da farklı olurdu.

Türkiye’nin 3 büyük hocasıyla çalıştınız…
Üçü de müthiş. Mustafa Hoca’nın futbolcularla arası iyidir, keyifli konuşur.
Fatih Hoca tatlı-sert, babacandır, motivasyonu iyidir. Şenol Hoca’nın futbol bilgisi, teorisi müthiştir.

Bir de Lorant var tabii…
Ardından atıp tutuyor gibi olmayalım ama Lorant o kadroyu taşıyabilecek bir teknik direktör değildi. Elinizde o kadar yetenekli, ünlü ve uğraşılması zor adam varsa, daha göz önünde olan, otoritesi sorgulanmayacak ve kariyerli bir hoca gerekir.

Ama bir 6-0 yaşattı.
Hâlâ arkadaşlarım arasında esprisi döner. 11 sene geçmiş, Galatasaraylı arkadaşlar “O beşinci golü atmayacaktın”
derler bana. (Gülüyor) Böyle tarihi bir olayda bulunmak keyif.

Ortega’yı siz mi gönderdiniz peki? (Gülüyorum)
(Gülüyor) Arkadaşlarla bir başka geyik de şudur; “Ulan oğlum nasıl yedin Ortega’yı be!” Ben nasıl yerim Ortega’yı. O kadar güçlü olsam ben kalırdım. Adını duyunca bile takım heyecanlanmıştı aslında.

ORTEGA İÇİNE KAPANIK BİRİYDİ

Kırılgan, içine kapanık biriydi galiba, öyle mi?
İçine kapanıktı, uyum sağlayamadı. Sorunu daha çok Lorant’la ilgiliydi. Ben Lorant için, hep “O dönemki kadro için yetersizdi” derim ama ne olursa olsun bir Alman disiplini vardı. Kabak benim başıma patladı. (Gülüyor) Ama beni etkileyen, değiştirmek istediğim tek bir an var. 2002-03 sezonunda Fenerbahçe’de oynarken Samsun’la oynuyoruz.
Sol ayak bileğim döndü. 10 ay sakat kaldım. Fenerbahçe’den ayrılmama Ortega değil; bu sebep olmuştur aslında.
O sakatlığı yaşamadan ilerleseydim nasıl olurdu çok merak ederim hâlâ.

Bu meseleden sonra problemli yıldız algısı oluştu galiba. Trabzonspor, Ankaragücü, yurt dışı... Ama hiç iki tam sezonu geçmediniz.
Maalesef bu üzerime yapışan sorunlu, geçimsiz yıldız sıfatından dolayı çok takım değiştirdim. Teknik adamların
bakışı da bu minvaldeydi. ‘Bununla uğraşamayız’ önyargıları vardı.
Ya sakatlandım ya teknik adamla kimyamız uyuşmadı ya da uyuştu da teknik adam durmadı takımın başında.

ŞENOL HOCA: SİSTEME UYMUYORDU

Tam potansiyelinize ulaştığınızı düşündünüz mü? Kendini harcayan oyuncu listelerine    girersiniz hep dergilerin gazetelerin? Çok da geç milli oldunuz…
Tabii doğru koyarlar o listelere beni. Biraz da doğrudur. Daha iyi olabilirdim. Milli konusuna gelince, 32 yaşında A Milli oldum. Fenerbahçe’de olduğum dönem Şenol Hoca vardı A Milli Takım’da. Yöneticimiz Hamdi Akın vardı. Şenol Hoca’yla denk gelmişler bir yerde. Hocaya “Neden almıyorsun Ceyhun’u?” diye sormuş. Hoca da “Şu an mevcut sistem Ceyhun’a uygun değil” diye cevap vermiş. Ama şöyle bir durum da söz konusu; “5 sene sonra yani 2007’de Şenol Hoca, Kore’de Seul’u çalıştırıyordu. Beni kendi takımına aldı.

Orada da sadece 5 maç oynadınız…

Orada hastalık geçirdim. Zona deniyor halk dilinde. Normalde bel ya da göğse yakın yerlerde çıkan sinir ucu iltihabıdır. Benim sol gözümle beraber, kafamın sol yarısına yayılmıştı. Çok fazla insan bilmez, orada 3 ay futboldan uzak kalmam gerekti. 

TEKNİK DİREKTÖR OLACAĞIM

Güney Koreli futbolcuları da gözlemlediniz. Güney Kore, Türkiye için bir transfer pazarı olabilir mi? Hem ucuz hem kaliteli oyuncular bulmak çok olası…
İngiltere Premier Lig’i için oluyor, Türkiye için de olmalı. Seoul’de oynadığım dönem her maça eksiksiz ligde oynanan maçta, yurt dışından en az 15-20 gözlemci geliyordu. Ben hiçbir Türk’ün Güney Kore’ye gidip maç seyrettiğini duymadım.

İsveç’e de gittiniz…
İlki zorunluluktandı. Transferin son günü evraklarım yetişmedi. “Para önemli değil, ben oynamak istiyorum. Fit kalayım” dedim ve gittim. İkinci gidişimdeyse futbolu bırakacaktım. Bir teklif geldi, “Durum kötü” dediler, “düşüyoruz.” Gittim, sondan bir önceki hafta kazanırsak kalacağız, oynadım, gol de attım. Görevimi de yaptım.

Gelecekte ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Ben teknik direktör olmak istiyorum tabii. Şu an UEFA B lisansım var. Elime bir fırsat gelirse olayın içinde olmak için antrenörlük yapmak istiyorum. Yaparım biliyorum…

QUEEN HASTASIYIM

Twitter’dan şarkı paylaşıyorsunuz ara sıra. Müzikle aranız nasıl?
Çok severim. Her türlüsünü de dinlerim. Klasik de hard rock da dinlerim, metal de. Mesela 16-17 yaşımdan beri Queen’in hastasıyımdır. Yüzde 80’ini 90’sını bilirim şarkıların. Sonra Led Zeppelin ve Metallica’nın hepsini değil ama bazı şarkılarını çok severim. Pink Floyd’u ayrı severim. Çok ekstrem ve ayrı bir gruptur bence. Ama bak şimdi Enigma da severim meselâ. Apayrı bir tür… Türkler’den çok var ama saymayayım işte, uzar gider müziği çok sevdiğim için.

İKİ AY KAFAYI CARL SAGAN’LA BOZDUM

Otobiyografi yazmayı düşünüyor musunuz?
Yok düşünmüyorum. Benim işim yazmaktan çok okumak.

Neler okuyorsunuz?

Çok okuyorum. Çocuklarıma da hep öğütlerim. Siyasi konulardan cinayet romanına kadar okuyorum.

Mesela Carl Sagan hayranıyımdır.

Yazdığı evrenle, evrenin işleyişiyle, uzayla ilgili üç dört kitabını okudum. İki ay boyunca kafamı sadece ona yorduğum olmuştur. Dan Brown’u seviyorum. Cehennemi okudum en son. Ama beni etkileyen tek kitap vardır. Kısa bir hikâyedir; Simyacı…

14’ÜN SEBEBİ CRUIJFF’TUR

Hep 14 numarayı giyiyordunuz, 14’ün hikâyesi neydi. Daha önce sohbet ettiğimizde Cruijff olduğunu söylemiştiniz.
Kesinlikle. Ben Cruijff’u ilk kez Türkiye’de televizyonlarda gördüm. 74’te kaybettikleri finaldi. Topu ayağına alır almaz hayran oldum. Ne Maradona ne Pele kaldı benim için ondan sonra. Galatasaray genç takımında oynarken takıma çok yurt dışı daveti geliyordu. Yurt dışı turnuvalarına gittiğimde de mağazalardan video kasetleri toplardım. En büyük hayranlarından biriyimdir büyük ihtimalle. 14’ün de sebebi odur zaten. Hâlâ zaman zaman açıp bakıyorum. Çocukken Real Madrid taraftarıydım. 80’lerin o Butragueno’lu kadrosunu hâlâ ezbere bilirim ama ne zaman Cruijff Barcelona’ya teknik direktör oldu ben de Barça’cı oldum. Bir anda sattım Real’i. (Gülüyor)

<p><span>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenl

Bahçeli'den CHP ve İYİ Parti'ye yeni anayasa çağrısı: Gelin bu onurun içinde siz de yer alın

EURO 2020 kupası Roma'da sergilendi

Devrilen tırın altında kalarak alev alan otomobilin sürücüsü hayatını kaybetti

Aksaray'daki gizemli yer altı şehri ziyaretçileri kendine hayran bırakıyor