• $ 6,0835
  • € 6,8198
  • 251.269
  • 86.072
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Muhafazakar algısı Türkiye'de sorunlu

Önceki haftalarda gazete köşelerinde başlayan, sosyal medyada, resmi makamlarda karşılığını bulan bir 'muhafazakar sanat' tartışması sürüyor. Konuyu, bu tür tartışmalar hakkındaki yazılarını okumaya alışkın olduğumuz, fakat bu kez geride duran sanat eleştirmeni Profesör Hasan Bülent Kahraman'la konuştuk.

Eyüp Tatlıpınar
eyup.tatlipinar@aksam.com.tr


Önceki haftalarda Zaman Gazetesi yazarı İskender Pala, Şehir Tiyatroları oyunlarında müstehcenliğin konu edilmesine karşı bir tavır takınırken, Şehir Tiyatroları'nın Sanat Yönetmeni Kenan Işık'a da 'dokundurmuştu'. Gazete sayfalarında Işık'ın cevabını görmemiz gecikmedi. Aynı günlere denk gelen başka bir 'olayda' bu kez, programında 'aile değerlerine' aykırı filmlere yer verdiği için !f İstanbul Film Festivali muhafazakar kesimden bazı yazarların tepkisini çekti. Tartışma gazete köşelerinde başka yazarların dahil olmasıyla genişledi. Yusuf Kaplan'ın, Fatih Özgüven'in, Uğur Vardan'ın, Nihal Bengisu Karaca'nın konuyla ilgili yazdıklarının dumanı henüz tüterken Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, divan edebiyatı uzmanı Profesör Mustafa İsen'in çıkışını gördük. 'Muhafazakar sanatın yapısını oluşturmalıyız' diyordu İsen. Bu sözlerin yankısı da büyük oldu.
Biz de 'muhafazakar sanat' tartışmasıyla ilgili genel bir değerlendirme almak için, sanat eleştirmeni Profesör Hasan Bülent Kahraman'la görüştük...
- Tartışmayla ilgili gözleminiz nedir?
Şimdi 'Muhafazakar sanat nedir, ne değildir?' gibi bir şeyi tartışıyoruz. Muhafazakar bir sanatı tartışmak ya da sanatın muhafazakar bir türü olduğunu söylemek doğrusu kolay algılanacak bir şey değil. Bu biraz bize özgü. Örneğin İngiltere, popüler bilinç açısından muhafazakar bir ülkedir. Ama İngiltere'de 'muhafazakar sanat' başlıklı bir tartışma yoktur. Orada empresyonist sanat yapmakta ısrar ederseniz, belki modern sanata göre daha muhafazakar çizgide yer alırsınız. Halbuki bizim muhafazakarlık algılımız böyle değil. 
- Bizde nasıl?
Biz bir muhafazakar alan tanzim etmeye çalışıyoruz. Bu da kendi kültürel geçmişiyle bağlarını çok travmatik biçimde koparmış bir toplum olmamızdan kaynaklanıyor. Uzun bir süre insanlar o 'eski' kültürel birikimle ilişki kurmayı, onu yücelterek öne çıkarmayı, ona referansla bir şeyler üretmeyi bir anlamda 'muhafazakar sanat' diye tanımladılar. Halbuki mesela 1970'lerde geçmiş kültürle ilişki kurarak oradan bir sentez türetmek ilerici sanatın kabulleri arasındaydı.
Attila İlhan'ın 'ulusal birişim', 'ulusal sentez' dediği tez aslında, divan edebiyatı gibi bizim kendi klasik kültürümüze referans vererek, 'acaba nasıl yeni bir şey yaratırız?' çabasıydı. Biz Tanzimat'tan beri Doğu-Batı 'sentezi' yapmaya çalışıyoruz ve Kemal Tahir'den Cemil Meriç'e, Tanpınar'dan Peyami Safa'ya kadar bu konu üstünde düşünmemiş edebiyatçımız olmamıştır.
MUHAFAZAKåR 'KİÇ' 
- Muhafazakar sanatın bugününe baktığınızda bu çabayı görüyor musunuz?
Türkiye'de bugün muhafazakar sanat tanımıyla yapılana baktığımda öncelikle kiç'i görüyorum. Kiç gerçekliği olmayan bir sanatsal üslup üretmektir. Duyarlılığı sahtedir, taklide dayalıdır. Dolayısıyla bizim muhafazakar kabul ettiğimiz biçimlere, formlara çıplak referanslarla bu iş olmaz. Kendine ait bir zihinsel algının, düşünce sistematiğinin; o günkü hakim teknoloji tarafından, kendi otantikliği içinde ortaya çıkarılmasıyla anlamlı olabilir böyle bir sentez. Ancak bu da çok zor ve kapsamlı bir şeydir.
Kalıplarla değil kavrayışlarla, içselleştirmelerle üretilir. Halbuki bizde çıplak referanslar yeterli kabul ediliyor. Bana göre eski dilin sözcüklerini şiirde kullanmak ve o kadarıyla yetinmek tam da budur, kiç'e dönük bir çabanın içinde bulunmaktır. 
- Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Profesör Mustafa İsen'in çıkışını nasıl yorumluyorsunuz?
Onun söylediği, anladığım kadarıyla, 'sentez' konusunda belirttiğim gibi, kısıtlayıcı değil açımlayıcı bir hareket noktası oluşturmak, bunun için referanslar aramak. Kültürel planda mevcut olan dönemler arası kopukluğu aşacak bazı hareket noktaları inşa etmek istiyor. Bu olmaksızın olamaz. 
KLASİĞE YÖNELMELİYİZ
- 'Kısıtlayıcı' derken...
Biz bir kanon yaratmaya çalışıyoruz. Kanon donuk bir kategoridir. Kilisenin kabul ettiği temel metinlerdir, kanundur. Dışına çıkılamayacak bir çerçevedir. Bunu biraz tehlikeli buluyorum. Bugün Batı'da süren tartışma da bu. Orada da 'beyaz adamın' mitolojisini oluşturan kanonlardan söz ediliyor. 1990'larda feministler, azınlıklar, alt kültürler bu kanonik anlayışa karşı çıktılar. Daha çoğulcu, daha demokratik, çok kültürlü bir yaklaşım önerdiler. 
- Biz kanona karşı ne yapacağız?
Kanona karşı yapılması gereken 'klasikle' hareket etmek. Klasik olan yoruma açıktır. Her nesil tarafından yeniden yorumlanır, yeniden üretilir. En önemli iş budur. Shakspeare'in 18. yüzyılda algılanışı farklıdır, 21. yüzyılda farklı... Şimdi biz klasiğini tanımayan, klasiğini eksik bırakmış bir toplumuz. Bence İsen'in söylediği budur. Klasiğe dönmek, onu bilice taşımak önerisidir.
- Bazı sanatçılar sözünü ettiğiniz kanonik yaklaşımdan 'tasfiye' kokusu alıyor olabilir mi?
Türkiye zamanla birlikte nasıl dönüşecek henüz bilmiyoruz ama tabii öyle bir endişe belli bir kesim tarafından dile getiriliyor. Bunun da bir gerçekliği var. Yani ekonomide Anadolu sermayesi İstanbul sermayesiyle savaşıyor, bu bir gerçek. O kesim iktidarı eline geçirirse bunun bir kültürel boyutu da olacak. Nitekim bugün yavaş yavaş bunu yaşıyoruz. 
'KORKMAYIN' DİYORUM 
- Bugünkü tartışmayı bunun parçası olarak görebilir miyiz?
Evet, uzantısı olarak görüyorum. Türkiye Fransa tarzı sekülarizasyonunu bitirdi, dayatmayla kamusal alanın, toplumsal alanın dinden temizlenmesi gibi girişimler ortadan kalktı. Bu daha özgürlükçü ve ilk defa burada kullanayım daha özgünlükçü yani daha sentez içeren bir kültürel anlayışın önünün açılması demek. Fakat tekrar edeyim içe dönük, dışa kapalı bir biçimde olmaz bu iş. Sadece kendimize referansla halledemeyiz bu sorunu, evrensel antolojiyi de başucu kitabı yapmamız gerekir. Bu da eğitim sisteminin öncelikle kültürel bir arka plana yaslanmasını sağlamakla inşa edilebilir.
- Kişisel bir tedirginliğiniz var mı?
Tam tersine, bütün yazılarımda tedirginlik duyanlara 'Korkmayın, kültürel birikimle barışmadan, onu yok sayarak, onu güncelleştirmeden, içselleştirmeden bir yere varamayız' diyenlerdenim, belki otuz yıldır. Kişisel hayatımda Osmanlı müziğiyle, edebiyatıyla kendi kuşağımda hiç kimsenin uğraşmadığı kadar uğraşmış bir insanım. Bunda korkacak bir şey yok. Okullara divan edebiyatı dersi, Osmanlı müziği dersi konulsun isterim yıllardır, seçmeli olarak... Yani şunu söyleyeyim; Türkiye'de daha liberal bir perspektif oluşuyor. İsterse 'Muhafazakarım' diyen bir iktidar bunu yapsın. Türkiye'de oluşan bir perspektif daha muhafazakar bir perspektif değildir. 
- Dini referansların öne çıktığını ya da 'kutuplaşmanın' derinleştiğini düşünüyor musunuz? 
Muhafazakarlık bizde İslami öğelerden başka şeyler barındırmaz. Büyük muhafazakar kitlenin Mehmet Akif'ten, Necip Fazıl'dan daha fazla bir şey bildikleri kanısında değilim. Toplumsal planda bu kadar hareketli bir ülkenin, kültürel bakımdan muhafazakar olması imkansız denecek kadar zordur. Türkiye'de muhafazakarlık meselesini modernite meselesiyle birlikte düşünmeden bu sorunun içinden çıkamayız. O zaman senin söylediğin gibi bu kutuplaşmaya düşmemiz kaçınılmaz olur.
- Tiyatroda, sinemada erotizmle, cinsellikle ilgili unsurların kullanılmaması talep ediliyor bazen...
Kategorik olarak 'Sanatçıların figür resmi yapması yasaktır, sanatçıların erotik resim yapması yasaktır' derseniz bu olmaz. Neyin yapılıp neyin yapılmayacağına önceden karışılmaz. Kimse de benden her türlü sanatsal üslubunu benimsememi isteyemez.

TÜRKİYE'NİN MUHAFAZAKåRLARI DA BATI PENCERESİNDEN BAKAR
- Muhafazakarlar ile modernizm arasında bir uçurumdan söz         edilebilir mi? 
Bizim muhafazakarlık meselesini tartışırken karşısına koyduğumuz kavram aslında modernite değil Batı'dır. Biz Batı tarzı bir moderniteyi kabul ettiğimiz için Batı derken moderniteyi, modernite derken aslında zihnimizin arkasındaki Batı'yı öne alırız. İstedikleri kadar eleştirsinler gene de kimse beni Türkiye'nin muhafazakarları için de Batı'nın öncelikli kültürel pencere olmadığına inandıramaz. Belki Cumhuriyet'in benimsediği ölçüde benimsemiş olmayabilir Batı'yı; onunla biraz daha mesafeli, biraz daha soğuk bir ilişki yaşayabilirler ama Batı, Türk muhafazakarlığının da gözünü diktiği, bu perspektiften etkilendiği bir olgudur. O bakımdan eskiyle yeni arasından bir sentez çıkarsa; bu kültür geniş kitlelere ulaşırsa; mesela divan edebiyatı öğretiminde yaşandığı gibi, bu iş baştan savılacak bir bela gibi görülmezse sanıyorum bu tartışmalar da daha somut düzeyde belli dönüşümlere açılacaktır. Biz Batı metodolojisi içinde Sinan'ın kubbesiyle, Itri'nin tekbiriyle, Baki'nin şiiriyle ne yaptığını açıklayamazsak ve bunu kuşakların bilincine taşıyamazsak bir yere varamayız. Muhafazakarlığı donuklaştırıcı, sınırlayıcı bir kavram olarak değerlendirmiyorum. Moderniteyle muhafazakarlık iç içe geçmiştir ve bizatihi muhafazakarlığın kendisi modern bir kavramdır. Dolayısıyla bu dönüşüm ileriye doğru gidişin bir adımı olacaktır.


 

Son dakika haberleri, son dakika haber, son dakika gelişmeleri
Son dakika haberleri

´Ben yolda düz yürümeyi zor başarıyorken Allah kimilerine sınırsız yetenek vermiş´ diyenler, merhaba

Yetenek Dediğin

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor