• $8,6231
  • €10,1238
  • 492.467
  • 1385.61
16 Nisan 2017 Pazar 01:00 | Son Güncelleme:

'Lise Arkadaşları' unutulmaz

'Lise Arkadaşları' unutulmaz

SİBEL ATEŞ YENGİN

sibel.ates@aksam.com.tr

İzleyicisi de reytingi de bol yapımların hem senaristi hem de yönetmeni Selçuk Aydemir ikinci kitabı Liseden Arkadaşlar’ı çıkarınca buluşmak elzem oldu. Aydemir’le kitabını, lisede yaptığı haylazlıkları konuştuk. Murat Cemcir’le Ahmet Kural’ın da dedikodusunu yapmayı ihmal etmedik. 

“Liseden Arkadaşlar” kitabınız hayırlı olsun. Peki, iddialı mısınız?  

Teşekkür ederim. Amacım bir edebi eser ortaya çıkarayım, edebiyat dünyasına da “Bakın siz haybeye bu işi yapıyorsunuz” demek değil. Aksine belki daha önce eline hiç kitap almamış, henüz okuma virüsü kapmamış insanlara o virüsü kaptırma projesidir bu iki kitabım. Hem komik hem eğlenceli. Hiç kitap okumamış birine verin bakalım, okumayı 
seviyor mu, sevmiyor mu? 

Selçuk Aydemir’in serserilik dönemleri var mı?

Olmaz mı, ağır serserilik dönemlerim var hem de. “Mahalleden Arkadaşlar”da daha dokuz yaşındayken ne kadar tehlikeli bir serseri olabileceğimi göstermiştim.  

En baba serseriliğinizi anlatır mısınız?

Kitapta bunu anlatıyorum zaten (Kahkahalar). Ben yani kitaptaki çocuk çok acımasız ve kendini güçlü kılabilmek için o yaşta yapabileceklerinin sınırı yok. 

Şaka mı?

Değil. Kendimden bahsediyorum. İnşaatlardan demir çalıp satardım. Çıkma şofbenlerin içine ağır olsun diye beton 
döküp demircilere satardım. “Bilmem ne çetesi şuraya musallat oluyor” dendi mi hemen orayı çökertmeler. Çeşitli kötü kavgalar anlayacağınız. 

Ve bu anlattıklarınız dokuz yaşındayken oluyor… Ben de yan mahalleyle kavga eder miydiniz diye soracaktım. Peki, kız yüzünden kavga çıkar mıydı?

İlk kitapta kız yüzünden kavga yoktu ama “Liseden Arkadaşlar”da kız yüzünden çıkan kavgalar var. Artık ergen olmuşlar. Haliyle de kızları serseriliklerine alet ediyorlar. 

DAYAKLA EĞİTİLDİM

Bu yaptıklarınız yüzden ceza aldınız mı yoksa bir şekilde yakalanmadan yırttınız mı?

Yüzde doksanından yırtıyordum ama yakalandığım da çok oldu. Zaten ömrümün önemli bir kısmı dayak yiyerek geçti. Bir nevi dayakla eğitildim. Dayak yiye yiye dayak atmayı öğrenemedim ama çok güzel dayak yemesini öğrendim. Bana epey katkısı oldu. Kişiliğim hatta göz rengim bile oturdu (Kahkahalar). 

İlk kimden ve ne için dayak yediğinizi hatırlıyor musunuz?

Babamdan yemedim ama annemden çok dayak yedim. İlk dayağım tabii ki annemdendir. Son dayağım da ondan olabilir. Gözümü kapatmadan bir yolluk verebilir bana. 5-6 yaşlarımda kaçak olarak trene binip Sirkeci’ye geldim. Nasıl becerdiysem, Kadıköy’e gittim. Bir bahçeye dalıp ayva kopardım. Bahçenin sahibi gördü, kovalamaya başladı. Yakalayamadı tabii. Ayvaları aldığım gibi Küçükçekmece’ye geri döndüm. Cebimde beş kuruş para yok. Anneme ayvaları götürüp “Kadıköy’den aldım” deyince öyle böyle dövmemişti. Duvardan duvara vurmuştu, ses gelmişti. 

Kâr etti mi? Anladığım kadarıyla pek etmemiş galiba…

Etmedi tabii. Şunu öğrendim; demek ki anneye bunları anlatmamak lazımmış (Kahkahalar). 

Okulda kim bilir nasıl haylazlıklar peşindeydiniz?

Sıkıntılı bir öğrenciydim, değişik bir modeldim. Derslerim de iyiydi ama serseriydim. Enteresan bir şekilde kafam basardı. 

Ne yapıyordunuz?

Ne yapmıyordum ki (Kahkahalar). Bütün okulun elektriklerini keserdim. Kazan dairesindeki ısıtma sistemini bozardım ki dersler boşa çıksın. Hazırlığı bitirmeden altı kere disipline gitmiştim. Ağzım da iyi laf yaptığı için altısında da suçsuz olduğumu ispat etmiştim. Müdür karşına alıp “Liseye gidince ne yapacağız seninle? Ya kendine geleceksin ya da seni göndermemiz gerekecek. Bunun bir orta yolunu bulalım” dedi. Gitmeyi denedim ama gidemedim. Sonra disipline gitmeden disiplin suçu işlemeyi öğrendim. 

1 Nisan şakalarının sorumlusu da sizdiniz herhalde…

1 Nisan şakaları gibi soft şeylere girmiyordum. Sıkıntıydım ama sevimli bir sıkıntıydı. En azından “Bu adamın harcanmaması gerekiyor” diyorlardı. Sağ olsun hocalarım harcamadı beni. 

O zaman öğretmenleriniz için atsan atılmaz satsan satılmaz olanlardandınız…

Tam da kategorim buydu. Hayatıma yön veren bazı öğretmenler olmasaydı “atarlardı atılırdım, satarlardı satılırdım” (Kahkahalar). Hayatıma yön verenlerden biri matematik hocamdı mesela. Pek çok şeyi değiştirdi hayatımda. Kendimi keşfetmemi sağladı. Sözel bölüm okuyacakken “Sen sayısalcısın” dedi. Böylece İTܒde uçak mühendisliği okudum. 

Aileniz “Uçak mühendisliği dururken nereden çıktı bu filmcilik işleri” demedi mi?

Demezler mi. “Düğün Dernek” filminden sonra yaptığım işleri sevmeye başladılar. Belki başarım belki babamın hikâyesi 
olması neden oldu. Filmdeki İsmail babamdı. Kendini, ailesini, memleketini izlemesi buzların erimesini sağladı. O 
filmden sonra artık kabul ettiler.

Lise arkadaşlıkları unutulur mu, sıkı dostluklar o yıllar da mı kurulur? Yoksa bir daha yüzlerine bakılmaz mı?

Yok, yüzlerine bakılır ve lise arkadaşları da unutulmaz. Lisede okurken lisemi sevdiğimi bilmiyormuşum. İçindeyken nefret ettiğiniz şeyin hayatınızın en güzel zamanları olduğunu ne yazık ki oradan çıkınca öğreniyorsunuz. Kendimi hapishanede tutsak gibi hissederdim. “Bir an önce kurtulayım” dediğim lise hayatı meğer bitmesini istemeyeceğim tek şeymiş. Sizin bir başkası adına üzülmeyi, bir başkası adına sevinmeyi öğrendiğiniz yer lisedir. Bencillikten çıkıp başkalarına karşı bir  şeyler hissetmeye başladığınız yerdir. Öncesinde zaten kafa oturmuyor. Başkalarının da kendi gibi değerli olduğunu anladığı yerdir. Lise arkadaşları değişilmez. 

Lisede lakabınız var mıydı?

“Ayçöreği” derlerdi. Çok ayçöreği yerdim de.

MURAT CEMCİR CİDDİDİR, AHMET KURAL SULUDUR

Sizi bulmuşken Ahmet Kural’la Murat Cemcir’in de dedikodusunu yapsak nasıl olur? Mesela hangisi daha komiktir?

Ahmet tabii ki çok komiktir. Günlük hayatında da komiktir, benden daha sulu bir tiptir. Murat ciddi meseleleri de olan 
bir adamdır. Muratla ciddi bir şeyler konuşursun ama Ahmet’le asla konuşamazsın. 

Hangisi daha çok gıcıklık yapar?

İkisi de birbirinden gıcık olabilir. Neyle hangi durumla bağlı olduğuna göre değişir. Biri başka bir konuda gıcık olabilir diğeri başka bir konu da. Ama gıcıklık dediğinizde ikisi de elime su dökemez. O kadar gıcığımdır yani (Kahkahalar). Genelde ekibin gıcık adamı benimdir.

İyi ki bana da gıcıklık yapmadınız…

(Kahkahalar). Yok, iş konusunda gıcıklaşırım. Burada sizin de muhabbetiniz bayağı iyiymiş. Teşekkür ederim. 

TANINMAK GİBİ BİR GAYEM YOK

Röportaj vermeyi sevmezmişsiniz, neden? Gizemli olmak için mi?

Genelde kitap için röportaj veriyorum. Film ya da dizilerde çok ünlü ve önemli oyuncularla çalışıyorum. Onların reklâm değeri daha yüksek. Üstelik izleyici onları görmek ve duymak istiyor. Popüler bir iş yapıyorsanız popüler yüzlerin görünür olması daha mantıklı. Tanınmak gibi bir gayem yok. Olsaydı kitaba sünnetlik fotoğrafımı koymaz, şimdiki halimi koyardım. Aksine tanınmamak gibi bir kaygım var. Bir kafede oturup sağımdakini solumdakini dinleyebiliyorum. Bir diyalogu aklıma kaydediyorum. Nasıl mevzular döndüğüne bakıyorum. Adamın birinin ettiği bir lafı alıp senaryoya koyuyorum. Tanınmamanın çok ekmeğini yiyorum, çok işime yarıyor. 

 

 

<p>Teknoloji ve Sanayi Bakanı  Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, pandemi sürecinde gerçekleşecek festiv

TeknoFest 2021: Dünyada Eşi Benzeri Olmayan Organizasyon

Galatasaray Kayseri'de

Etna Yanardağı'ndaki hareketlilik korku yarattı

TEKNOFEST İstanbul'da Türk Yıldızları'ndan muhteşem gösteri