• $ 5,8576
  • € 6,5326
  • 279.872
  • 97324
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Hüznün en çok yakıştığı kadın: Zuhal Olcay

Üniversite yıllarımda Maslak Kız Yurdu’nun kafeteryasında Zuhal Olcay’ın ‘Yalnızlığım’ şarkısını söyler, aşkı keşfetmeye çalışırdık arkadaşlarımla... Sonra zaten ‘Ben Bunları Anı Olsun’ diye yaşadım dediğinde de aşkı keşfetmiş ve vedalara başlamıştık bile. Benim için farklıdır Zuhal Olcay. Onu zarafet, asalet, yetenek diye anlatabilirim. Bir de o gözleri yok mu? Gülerken bile içinde bir hüzün damlası görebilirsiniz. Kısacası, dünyanın en güzel şarkısını dinlemek gibi bir şey...Bugünlerde ‘Bir Aşk Hikâyesi’ adlı dizide beğenerek izlediğimiz Olcay, AKŞAM’a konuk oldu ve yakında bir albümünün de piyasada olacağının müjdesini verdi...

MEZİN DEDEYİ / mezin.dedeyi@aksam.com.tr

‘Bir Aşk Hikâyesi’ nasıl gidiyor? 
‘Bir Aşk Hikâyesi’, uzun soluklu olacağı için hikâyelerin içerisinde farklı yolculuklar olacak. Ana karakterlerde büyük değişiklikler olmamak koşuluyla farklı olaylar, farklı gelişmeler barındıracak. 

Belirli bir çalışma saatiniz var mı?
Kesinlikle var. Bunu artık yapıyorum. Dizi sürelerinin uzaması ile birlikte çalışma koşulları çok çok ağırlaştı. Benim kafamdaki planım haftada iki, maksimum üç gün sete gitmek. Bu nedenle ona göre rol, ona göre karakter seçiyorum.

Bu yoğunlukta kaçış sendromu yaşanıyor mu oyuncular arasında?
Oyunculuk, dünyanın en zor ikinci işi. Birincisi maden işçiliğidir. Gerçekten çok zor. Kendinizi her an buzdolabındaymış gibi hazır tutmalısınız. 8 saat sonra sizi dolaptan çıkarıp ‘Hadi oyna’ derler. Çok ciddi bir disiplin istiyor. Nedir o disiplin? İyi yaşamak, iyi beslenmek, aklını ve psikolojini dengede tutmak, yörüngede ve kendi yörüngende kalabilmek... Ama tabii bu çok zor. 

Zuhal Olcay’la çalışabilmek için ne gerekiyor?
Haftada iki ya da üç gün sete gitmek istiyorum.

Özel istekleriniz olmuyor mu hiç?
Hayır, kendi özelimde kendi rahatımı, kendi çalışma koşullarımı sağlayabilecek altyapıyı zaten oluşturdum. Kendi ekibim var. Dolayısıyla işimi şansa bırakmıyorum. Set ortamında en ufak bir gerginlik, çatışma, bizi çok etkiliyor. Bulunduğum ortamda bunun olmasına izin vermiyorum.

EĞLENCELİ BİRİYİM ASLINDA
Ağırlığınızı orada da kullanıyorsunuz…
Evet, aslında bu ağırlık değil, hafiflik diyelim. Çünkü set ortamında aşırı yorgunluk ve yoğunluk var. Her yaş grubundan meslektaşınızla bir aradasınız. Çocuğunuz yaşında olacak biri de, sizden büyüğü de, kendi yaşıtınız da... Bu kadar insanın bir ortamda saatler boyu zaman geçirmesi, birlikte olması çok zor. İşte orada hafifçe ağırlık koymanın nedeni, çatışma çıkmaması ve egoların birazcık törpülenmesi ve barışcıl bir ortamda çalışılmasını sağlamak. 

Antalya Film Festivali ve Altın Koza’da ödülleriniz var. Geçtiğimiz yıllarda festivale katılanların kılık kıyafetine özen göstermemesi eleştiri konusu olmuştu. Oysa ki yurtdışında bu tür olaylarda hazırlıklar aylar öncesinden başlıyor. Bizde niye böyle değil?
Bu neye benziyor biliyor musun; hiç kimseye bana saygı göster diyerek, o kişinin saygısını kazanamazsınız. Festivaller öyle bir düzenleme, öyle bir yapıyla ortaya çıkacak ki insanlar oraya başka şekilde gidemeyecek.

Bir hayranınız size ‘Ve tanrı kadını yarattı’ demiş…
Ne kadar iddialı laflar, çok güzel

Bana Zuhal Olcay denildiği zaman bakışlarınızdaki hüzün geliyor aklıma…
Evet, artık ona ben de teslim oldum. Aslında son derece eğlenceli, matrak, kendi çevremde çocuk ruhlu biri olarak anılırım. Algıda seçicilik vardır. Sanıyorum ben dünyanın aydınlık ve karanlık taraflarındaki o karanlık ve hüzünlü kısmını daha çok çekiyorum, emiyorum, daha çok hissediyorum. 

Dibe vurmak sizi korkutur mu?
Hayır, dün çok güzel bir şey okudum. ‘En korktuğunuz şey gerçekleştiğinde özgürleşirsiniz’. Bu nedenle dibe vurmaktan hiç korkmuyorum. Dibe vuracaksın ve en korktuğun şeyi kaybetmekten hiç korkmayacaksın. Çünkü o en korktuğun şey, seni köle yapar. Oysa ki ‘bırak’ dediğin an özgürsün.

Bu anlarda panik olur musunuz?
Önemli olan dibe vurduktan sonra         ne yaptığınız. Bir kişi dibe vurup ‘Eyvah ben çöktüm’ deyip kalıyorsa durum vahim. Yaşamış olduğunuz ilişkide ise terk edilmekten ziyade, eşinizle veya sevgilinizle ona karşı geliştirdiğiniz bağımlılığı konuşmak gerekiyor. İşte, asıl travma nedeni o oluyor. Bu sigara, içki ya da internet bağımlılığı gibi bir şey. Bunu pek çok insan yaşıyor. Erkek kadına bağlanıyor, kadın erkeğe. Önemli olan bundan kurtulmak. Sevgi ve bağımlılığı birbirine karıştırıyoruz.

Bunun ayrımını nasıl yapacağız?
Farkındalık çok önemli. Bir şey bittiğinde, ‘Tamam ben şu an bu ağrıyı, bu acıyı çekiyorum ama bunun nedeni bu…’ diyebiliyorsanız; bazı şeylerin farkında olduğunuz için bir süre sonra acı çekmek de hoş bir şey olabiliyor.           

Farkında olmak işi bitiriyor yani…
Farkında olarak teşhisini koyup ne yaşadığını, neden yaşadığını bilmek gerek. Ben bir sürü şeyler yaşadım. Sadece ayrılıklar, barışmalar falan değil; ama, artık büyük resme baktığımda bütün bunların bana kattıklarını ve  neden bu kadar yoğun yaşadığımı, sonra ne kadar hoş alanlara, güzel yerlere çıktığımı görüp değerlendirebiliyorum. Onun için insanların acı çekmekten, travma yaşamaktan değil, o travmayı nasıl yaşadığını, nasıl kurtulacağını bilmemekten korkmaları lazım. ‘Kocam beni bıraktı gitti, sevgilim terk etti ben de öldüm mahvoldum’ diyerek kabullenmek istemiyorlar.

Kadınlar bu nedenle mi kaybediyor? Eğitim de işe yaramıyor mu? 
Eş bağımlılığı, düzen bağımlılığı fazla.Ne parayla, ne pulla, ne eğitimle... Çok güçlü görünen, herkesin hayranlıkla baktığı insanların şöyle bir ayna gibi çevirin arkalarını; korkularını, çekincelerini, bağımlılıklarını, nasıl bir psikolojileri olduğunu gördüğünüzde dehşete kapılıyorsunuz. Bu bir gerçek.

Kadın hayatını bu zamana kadar, bağımlı olarak sürdürmüş. Karşısına başka biri çıktığında ne olacak? 
Güzel soru. İçinden çıkarsan, bana da söyle (gülüyor). O zaman da şöyle tehlikeler geliyor. Bu tip travmalarda, kendinde bu zaafları hisseden, keşfeden insanlar; bir travmadan, bağımlılıktan kurtuluyor ve herkese kapılarını kapatıyor. Bu da korkunç bir şey.

Şarkınızda söylediğiniz gibi ‘Zaten ben bunları anı olsun diye yaşadım’ deyip bitirmek gerekiyor değil mi?
Evet, anı olsun diye yaşamak... Sonuçta bir tek onlar kalıyor elimizde. Kendimizi çok üzmek veya çok üzmemek kendi elimizde. ‘Tamam, yeter bu kadar. Ağladım, üzüldüm, bitti” demeli insan. Yaşamda bir şeylerin yerine mutlaka koyabileceğiniz şeyler olmalı. Ben kendi ilaçlarımdan söz edeyim. Örneğin bana çalışmak iyi geliyor ve birilerinin mutlu olmasına neden olmak... Bu çok önemli. Küçücük de olsa başkaları için iyi şeyler yapmak, insanların yüzünü güldürmek bana çok iyi geliyor.

Bir röportajınızda ‘Kendini bir erkeğe adayan kadına acıyorum ’ diyorsunuz.
Aciz, zavallı demeyeyim de, çok üzülüyorum onlara. Bir kadın kendine bunu nasıl yapar? Ve bunu yaptıktan sonra saygı duyulmayı nasıl bekler?

Ekonomik anlamda tek seçenekleri buysa?
Evinin kadını olsa da yine de yapabileceği çok şey var. Kendini önemli, değerli ve işe yarar hissetmesi için çok şey yapabilir.Köle gibi oluyorlar ya inanamıyorum. Bunu nasıl yapar bir insan kendine, niye yapar?

Kadına şiddet ve cinayetler… Bu artış neden?
Geçtiğimiz günlerde, son 10 ya da 20 yılda kadın cinayetlerindeki artışa baktım. Şu an hatırlamıyorum ama, o kadar dehşet bir artış var ki. Bu üzerinde çok düşünülmesi ve bir an önce bir şeyler yapılması gereken bir durum. Hangi egemen düşünceden güç alıyor bu insanlar da, bu artış bu kadar oldu? Biri bana bunun cevabını versin. 
aşk yok, mutlu anlar var

Kadın tam ilişkide yaşadığı yanlışı görüp kurtulmak isteği an hayatından oluyor…
Başkaldırdığı an öldürülüyor. Korkunç bir şey. Çok ciddi yaptırımı olan, çok büyük cezalar verilmeli. Hiçbir şekilde aftan yararlandırılmamalı.

Aşk nedir?
Aşk; geçici bir endorfin havuzu diyelim (gülüyor).

Mutlu aşk var mı?
Bence yok. İçinde mutlu olan anlar olabilir. Bulunduğu yerde yaşanılmalıdır. Bulunamıyorsa çok kafaya takılmamalıdır. Bütün hayatı ve anlamı onun üzerinden yaşamaya da karşıyım. 

Bir yerde okumuştum ‘İnsanlar aşk olmadan yaşayamayacaklarını söylerler. Onlara oksijenin daha önemli olduğunu söyleyin’ yazıyordu...
Bravo, ne kadar güzel. ‘Aşk benim için oksijen gibidir...’ Öyle bir şey yok! Her şeye gerektiği kadar önem verelim. Bulduk mu tabii ki sonuna kadar yaşayalım.Ne güzel bir şey. Çünkü insana dertlerini, hastalıklarını unutturan ve en karanlık tabloyu bile bembeyaz görmenizi sağlayan bir ruh halidir aşk. 

Son zamanlarda dünyada yaşanan siyasi gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şu son geldiğimiz noktada savaş çıkmadığı için dua ediyorum. Kimyasallarla kıvranarak ölen çocuklar, insanlar için çok üzülüyorum. Korkunç bir şey. Ama savaşın yanında olmam söz konusu olamaz. 

Eskiden duygulu şarkılar vardı, ancak artık duygu sadece insan ismi gibi geliyor bana…
Gerçek duygular yok gibi bir şey. Tabii bu da çok klişe olacak ama çok hızlı bir tüketim var. Mesajla başlıyorlar ilişkiye, mesajla bitiriyorlar. Derin hiçbir şey yok, duygular gerçek değil. ‘Prozac toplumu’ olmuş, ilaçlar insanların duygusal balansını da kısıyor. Aşk denen şey günümüzde şehvete dönüştü. Gerçek aşk, gerçek acı, gerçek duygular kalmadı. Dünyadaki aşırı iletişim hasta bir insanlık oluşturdu.      

ŞARKI SÖYLEMEYE DEVAM...

Evet, çok heyecanlıyım. Eski şarkılardan derleme bir albüm olacak. Cem Tuncer’le çalışıyoruz. Albüm üç beş ay içinde raflarda yerini alır diye düşünüyorum. Bu arada da deli gibi tiyatro projesi araştırıyorum. Tiyatroyu da çok özledim. Hep şunu söylüyorum tiyatro, televizyon ve müzik... Tanrı, bu üç alanda da çalışabilme gücü vermiş bana. Üçü de benim ebeveynlerim gibi sığınıyorum. 

AFFETMEK GÜZEL ŞEYLERİ HATIRLAMAKSA, HATIRLIYORUM
Sizi  üzen insanları affedebilip evrene salabiliyor musunuz?

Hiçbir öfke aynı şiddetinde kalmıyor. Ya da, bana onu yaşatan insanlar gözden düştüğü için artık bir şey ifade etmiyor. Ayrıldığım eşim, görüşmediğim arkadaşlarım olsun. Onlar için öfke veya başka bir duygu hissetmiyorum; ama yaşanan güzel şeyler yerini koruyor, eğer affetmek buysa…

Eski eşinizi affettiniz mi?
Artık şu andan sonra bir anlamı yok. 

Herkes hak ettiğini mi yaşar?
Etme bulma dünyası diye bir şey yok. Bazen denk geliyor sadece.

Bazı insanlar hatalarını  fark eder ve artık ilişki bitmiş dahi olsa ‘Ben sana bunu yapmamalıydım’ der. Dendi mi size?
O insanın kumaşı ile ilgili. Bazı kumaşlardan onu bekleyemezsiniz.

BULUNDUĞUM YAŞI ÇOK SEVİYORUM

Zuhal Olcay hayatının hangi döneminde, kendinizi doymuş mu hissediyorsunuz?
Doymuşluk güzel bir soru. Bulunduğum yaşı ve dönemi çok seviyorum artık bir şeyleri elemişsin, artık olgunlaşmışsın, şimdi bakıyorsun ve hayatın tadını çıkarıyorsun. Tabii bir yanda da final oynayacaksın artık oraya doğru gidiyorsun. Bir zamanlar terapistim vardı o söylemişti. ‘İnsanın en büyük iyi özelliği kabullenmek...’ Kabullenebiliyoruz her şeyi. Dolayısıyla yaşı, olgunlaşması, bulunduğu kabın şeklini alması en güzeli, buna alışsan iyi olur diyorum kendime.

Siz buna alıştırıyor musunuz kendinizi?

Yavaş yavaş. Büyük bir telaşa kapılıp ‘Ay yaşlanıyorum aslında çok gencim şunu da yapmayalım bunu da yapmayalım’... Ya tabii insanız, insan doymaz ama yavaş, sakin ve kendini paralamadan, ben bunlar için çabalıyorum.

RÖPORTAJA TAKILANLAR 
Capitol Kitchenette’in şık mekanında  buluşuyoruz Zuhal Olcay’la. Önceleri mesafeli duruyor sorulara. Sonra röportaj sohbete dönüşüyor iyice. “Ben pek  röportaj vermem, çünkü çok sıkılıyorum, ama sizinle saatlerce konuşabilirim” diyor. Ara ara dertleşiyoruz. Röportaja girmeden kadın kadına dedikodular yapıyoruz. Boynunda ağrılar hissettiği için fizik tedaviye başladığını söylüyor. Ayrılırken “Bir ara daha uzun muhabbet edelim” diyerek gidiyor doktor randevusuna...

Bunları biliyor musunuz?
l İlk evliliğini oyuncu Selçuk Yöntem’le yaptığını…
l 1989’da Sahte Cennete Veda adlı filmdeki rolüyle Almanya’da Altın Film Şeridi En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanarak uluslararası bir başarı elde ettiğini…
l Çocukluğunun Üsküdar’da geçtiğini ...
l İlk evliliğini 19 yaşında yaptığını  biliyor musunuz…

Son dakika haberleri, son dakika haber, son dakika gelişmeleri
Son dakika haberleri

<p>Diyarbakır’da yürütülen terör soruşturması kapsamında görevden alınan ve halen görevine devam ede

Polise çete diyen HDP’li vekili böyle susturdu

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Yeni Toyota Yaris çok iddialı geliyor

NBA'in "en"leri