HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 5,3363
  • 6,0767
  • 209.534
  • 93.616
SON DAKİKA HABERLERİ
Tümü
Reklamı Kapat

‘Elif’ benim çocuğum ikincisi de yolda

‘Gümüş’, ‘Behzat Ç.’ gibi popüler dizilerde rol alan ama özellikle ‘Leyla’nın Evi’ adlı tiyatro oyununda sergilediği performansla hafızalara kazınan Ayça Varlıer ile 11 Şubat’ta çıkacak ilk müzik albümü ‘Elif’i konuştuk. İkinci albümü şimdiden hazır olan Varlıer, güzel, yetenekli ve çok yönlü olmanın simgesi gibi…

x

PINAR HİÇDURMAZ
pinar.hicdurmaz@aksam.com.tr

Ayça Varlıer, ABD’de Harvard’da müzikal tiyatro oyunculuğu alanında eğitim almış; öte yandan lisanslı hentbol ve voleybol oyuncusu. Varlıer bugüne kadar birçok projeyle karşımıza çıktı. ‘Gümüş’ adlı dizide Pınar ve ‘Behzat Ç.’de Bahar öğretmen olarak izledik onu. Tiyatro performansları arasında da ‘Leyla’nın Evi’, ona hem ödül, hem de büyük övgü getirdi. Oyunculuğunun yanı sıra sesinin güzelliği de dinleyenlerden hep tam puan aldı. Şimdi ‘Elif’ adlı bir albüm çıkarıyor ve sesini tüm Türkiye’nin beğenisine sunuyor. 8 parçadan oluşan albümde 5 beste Varlıer’e ait.

- İlk albümünüzden biraz bahseder misiniz?
Tam adım Ayça Elif, bu yüzden de albümün adı ‘Elif’ olsun istedim. Bu albümü hem çocuğum gibi görüyorum, hem de Elif, anlam olarak ilki temsil ettiği için seçtim. Bir kitabın adı gibi... Çünkü o şarkıların her biri ayrı bir hikâyeyi anlatıyor. Yalnızca birini seçseydim olmazdı.
- Daha önceki röportajlarınıza baktığımda albüm çıkarmak için çok daha önce karar aldığınızı görüyorum. Neden bu kadar uzun sürdü?
Evet, 8 yıl önce bu kararı vermiştim. 2009’da Mehmet Teoman ile büyük bir proje içine girdik. Bütün aranjeleri Eylem Pelit yaptı. İnanılmaz iyi isimlerle çalıştım. Çok güzel bir albüm oldu fakat yapımcım TMC ile birlikte çıkış albümünün o olmamasına karar verdik. İlk albüm beni daha iyi anlatmalıydı. Bu yüzden o hazır albümü saklıyoruz, ileride yayınlayacağız. Tarz oluşturabilmek ve özgün olabilmek çok önemli. Bu yüzden bu kadar bekledim. 
- ABD’den henüz dönmek istemediğiniz bir zamanda zorunlu olarak dönmüşsünüz. Eğer kalmış olsaydınız ne gibi planlarınız vardı?
Mezun olduktan sonra master yaptım ve bir ajansa kaydoldum. Orada çok farklı bir sistem var. Gidip bir ajansa kayıt olamıyorsunuz. Ajanslar, menajerler gelip sizi seçiyor. Harvard’da okuduğum için önceliğim vardı. Okulun ‘show case’ (bir saatlik gösteri sunumu) çalışması sayesinde bir ajansa kayıt oldum. Oyuncu seçmeleri davetleri gelmeye başladı. Bu arada 11 Eylül saldırıları oldu ve vizemi uzatamadım. Kevin Kline’ın kurduğu The Acting Company adlı tiyatronun seçmelerine girdim; seçildim. Tabii ki başrol değil ama öyle bir kadronun bir parçası olabilmek bile muhteşem bir şey. Yeşil Kart sahibi olmam gerekiyordu; alamadım ve legal yollarla orada kalamayacağımı anlayınca dönmek zorunda kaldım. Ama içim rahat döndüm. Çünkü seçilmiş olmak bile bana yetti.

ABD’DE MUTLAKA OYNAYACAĞIM
- Keşke diyeceğiniz ya da pişmanlık duyduğunuz bir durum yok yani…
Hiç pişman değilim; yapabileceklerimi biliyorum. Ülkemde de iyi projelerde yer alabilmek, çok güzel. Ayrıca hiçbir şey için çok geç değil, önümde daha birçok fırsat olduğuna inanıyorum. Bağlantılarım devam ediyor. Uzun zamandır düşünmüyordum ama iki senedir tekrar denemek istiyorum. Görüşmelerim devam ediyor. Özellikle ABD’de bir festival filminde oynamayı çok istiyorum. 
- Eğer böyle bir şans yakalarsanız hangi oyuncuyla rol almak isterdiniz?
Meryl Streep herhalde… Beslendiğim, esinlendiğim, hayran olduğum o kadar çok oyuncu var ki. 
- Emir Ersoy’un iki projesinde Latin müzik ezgileri taşıyan parçalar söylemiştiniz…
Emir’in aranjeleri çok muhteşem. Sahne performanslarımda samba söylüyorum. Salsa dersleri de aldım. Latin şarkıcısı değilim ama en azından ezgilerini öğrenmeye başladım. 
- Wamp adlı bir aile şirketiniz de var bu şirket neler yapıyor?
Başında ablam Aslı var. Sahne tasarımları ve uygulamaları, sanatçı menajerlikleri gibi birçok iş yapıyoruz. Buradan da söylemiş olayım her şeyimi ablama borçluyum. Benim gözüm, kulağım gibi. Kardeşiz ama bunun da ötesinde çokta iyi iki arkadaşız. Annem de öyledir. Balerin olduğu için onun da inanılmaz iyi bir gözü var. Şu anda müzikal bir projemiz var. Çok ses getireceğine inanıyorum. 
- Müzikal demişken, ülkemizde hem müzikal denemeler pek yok, hem de çok sevilmiyor. Sizce neden? 
Kulvar çok dar. Öyle bir kültürümüz yok. Bu konuda kimseyi suçlamıyorum. Kendi hikâyelerimizi yaratmamız lazım. ‘Mamma Mia’yı Türkçe yap, olur mu hiç? Olmaz! Seyircimiz müzikali sevmiyor değil ama doğruyu yapmak için emek harcamak lazım. Hisseli Harikalar Kumpanyası, Keşanlı Ali Destanı artık bir yere kadar. Artık yenileri yazılmalı.
- Türkiye’ye dönmenizden itibaren yer aldığınız tiyatrolar çok önemli ustaların projeleri. Daha başlangıçta böyle projelerde nasıl yer alabildiniz?
Türkiye’ye döndüm ve bir sene alışma süreci yaşadım. İlk Fahir Atakoğlu’nun solistliğini yaptım. Kendime güvenim yerine geldi. ‘Karım ve Annem’ adlı diziye girdim. O sırada Devlet Opera ve Balesi, ‘Batı Yakası’nı sahneye koyuyordu seçmelerine katıldım ve seçildim. Oradaki performansımı beğenince Haldun Dormen de benimle çalışmak istediğini söyledi ve devamı geldi.

BAHAR ROLÜ BANA OLMADI
- ‘Behzat Ç’de canlandırdığınız Bahar karakteri neden çıktı diziden?
O rol, çok tek boyutlu kaldı; içine giremedim. Ne rol bana, ne de ben role yakıştım. Seyirci biliyor, yapımcımız da biliyor; sarılarak ayrıldık. Oraya o kadın olmadı. Seyrettiğim zaman “Ne yapıyorsun yahu?” diyordum kendime. Kimya tutmadı. Ben projeye âşık olmuştum, role değil. Tecrübe oldu ama bir daha bu hataya düşmem. Hata da demeyelim, bu bir durum.
- İzlemeye devam ediyor musunuz?
Maalesef vakitsizlikten hiç izleyemiyorum. Ama çok keyifli bir işti. Canan Ergüder çok iyi bir savcı rolü çıkardı. Çünkü savcı da hiyerarşik bir durum vardı. Aralarında inanılmaz malzeme oluyordu ilişkileri için. Bizimki “Ben seni sevdim, sen beni sevdin, ama neden istemiyorsun?”du. Sonra solcu oldum durup dururken... Hikâye oturmadı. O hikâyede hakkıyla oynayan Canan’dır. Benim rolüm ona müsait değildi. Tokat atıyordum ama niye attığımı bilmiyordum. 
- İzleyici Behzat Ç.’yi kimseyle paylaşmak istemiyor mu? 
Tabii, çünkü Behzat uslanmayan bir anti-kahraman. Onun zayıf yanı âşık olduğu an. Oysa o ulaşılmayan, ulaşılmadığı zaman insan cezbeden bir karakter.
- 15 Şubat’ta sizin de olduğunuz ‘Taş Mektep’ adlı dönem filmi gösterime giriyor. Biraz da ondan konuşalım mı? 
Yılmaz Karakoyunlu hikâyesini yazdı. 63 Kayseri Lisesi öğrencisi, gönüllü olarak Sakarya Meydan Muhaberesi’ne gitmeye karar veriyor. Ben de o mektebin müdiresiyim. Karşı çıkıyorum, “Siz daha çocuksunuz” diyerek. Onları yalnız bırakmamak uğruna yola düşüyorum. Yürüyerek Ankara’ya ve sonra da savaşa gidiyorlar.

Son dakika haberleri, son dakika haber, son dakika gelişmeleri
Son dakika haberleri
Amerikan New York Times gazetesinin internet sitesinde yayınlanan videoda, Suudi gazeteci Cemal Kaşı

New York Times´tan ´Kaşıkçı cinayeti´ videosu

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

İmar barışı sonrası konut fiyatları en çok değerlenen ilçeler

Türkiye'nin ilk millet bahçeleri açıldı

En Çok Okunanlar