• $ 5,7212
  • € 6,3768
  • 260.642
  • 102556
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Duygusalım; sen kahveni karıştırırken ağlayabilirim

Yıldızı parlayan öykücülerden İsrailli Etgar Keret, adının önüne dâhi sıfatı getirilen bir yazar. Onun şaşırtıcı, kara mizaha bulanmış, acımasız ama eğlenceli dünyasıyla tanışmak için bugünlerde çıkan, ‘Kapı Birden Vuruldu’ adlı öykü kitabı iyi bir fırsat. Yolu İstanbul’a düşen Keret’le görüştük, ilginç dünyasının kapılarını araladık.

Eyüp TATLIPINAR
eyup.tatlipinar@aksam.com.tr

Kalabalıklar içindeyken yalnızlık sularında boğulanlar… Kendilerini her daim yedek saflarında ya da kazazedeler arasında bulanlar… Güneşli günlerde bile çamura basmayı başaranlar… ‘Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü’, ‘Buzdolabının Üstündeki Kız’, ‘Nimrod Çıldırışları’ gibi kitaplarıyla adını duyuran, dünya edebiyatının yıldız öykücülerinden İsrailli Etgar Keret, yeni kitabı ‘Kapı Birden Vuruldu’yla karşımızda. 

Sıradan, gündelik olaylar yine tuhaf, gerçeküstücü öykülere dönüşüyor. Kısa alanda keskin manevralarla akan öykülerde çapraşık durumlar yine başka boyutlara kapı aralıyor. Acımasız hayatın, içinden çıkılamaz hale gelen karanlık, talihsiz olayları aşmaları için kahramanları bekleyen kapıdan yine kara mizahın ışıkları sızıyor…

Eğer halen Keret’le tanışmadıysanız Siren Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı iyi bir vesile olabilir. Başarılı çevirinin, ortalıkta görünmeyen, medyaya röportaj vermeyen ‘gizemli’ çevirmen Avi Pardo’ya ait olduğunu söyleyelim.

Hafta arasında yolu İstanbul’a düşen Keret’le buluşup kısa bir söyleşi yapma fırsatı yakaladım. Bir Keret öyküsüne konu olabilecek ilginç bir buluşmaydı. Benden önce gelip bir dergi için Keret’le konuşan gazeteci arkadaşın, harika geçtiğini söylediği röportajı talihsiz bir teyp arızasına kurban gitmişti. Masaya oturduğumda, Keret’i bir Fenerbahçe maçına davet ederek yanımızdan ayrıldı. Konuşmaya henüz başlamışken Keret’in, masamızdaki üçüncü kişi olan, Siren Yayınları’nın sahibi Sanem Sirer hakkında, eğer o izin verirse garip bir öykü yazabileceğini öğrendim. Sirer memnuniyetle izin verdi. Konuşmamızın yarısına gelmemişken masaya röportaj için başka bir gazeteci geldi; bana ilk kez Keret’ten bahseden güzel arkadaşım... O kısa arada, çılgın, tuhaf, eğlenceli, karanlık öykülerin yıldız yazarını biraz tanımaya çalıştım…

FARKLI BİR ‘KAFA’
- Çok sıradan durumlar sizin kaleminizden tuhaf, gerçeküstü öykülere dönüşüyor. Nasıl bir kafanız, yaşamınız var?
Yaşamımın herkesten farklı olduğunu söyleyemem ama hayata bakışımın farklı olduğunu söyleyebilirim. Çok duygusal biriyim, öykülerimi duygusal bakımdan etkilendiğim durumlar üzerine kuruyorum. Bunlar genellikle hayattaki küçük şeylerdir. Birinin kahvesine şeker atması, karıştırması beni ağlatabilir mesela.

- Öykülerinize nasıl yansır bu farklılığınız?
Yeni kitabımda bir öykü var; ‘Sağlıklı Başlangıç’. Karakter yalnız biri. Sürekli gittiği kalabalık bir kafe var. Masada tek başına oturarak yemek yiyor ve oraya gelip etrafına bakınanlara, birilerini arayanlara el sallıyor, masasına davet ediyor. Karşısındaki adamın söylediklerine ayak uydurmaya çalışıyor… Bu öyküyü yaşadığım bir olay üzerine yazmıştım. Berlin’de bir kafeye girdim, yüzünü hiç görmediğim Alman yayıncımla buluşacaktım, bir masada yalnız başına oturan adam el sallayıp masaya davet etti. Tanışıp konuşmayı ilerletince bir ara, “Sana 300 bin veremem ama 250 bin vereceğim, para hazır, elmaslar nerede?” dedi. Bu olayı anlattıklarım bana doğal olarak neden paranın, elmasların hikâyesini yazmadığımı sorup, güzel bir hikâyeyi kaçırdığımı söylüyorlar. Ama benim ilgimi onun yalnızlığı çekmişti.

YAŞAMAK İÇİN BİR NEDEN
- İlk öykünüzü askerde yazdığınızı duymuştum…
Askere en sevdiğim arkadaşımla birlikte gitmiştim. Kötü bir deneyimdi. Yerin altında ışıksız bir odada bulunuyorduk devamlı. Arkadaşım duygusal bir krize girmişti. Bir gün bana yaşamak için bir neden söylememi istedi. 6 saat boyunca konuşmuştuk; aklıma bir neden gelmemişti. Odadan çıktım ve intihar etti. Devamındaki günlerde o nedeni kendim için aradım. İki hafta sonra yazmayı denedim ve ‘Borular’ adlı şeyi yazdım. Öykü olup olmadığını o sıralarda kavrayamamıştım ama aradığım nedeni bulduğumu hissettim. Yazmaya devam ettim. İlk kitabım ‘Nimrod Çıldırışları’ndaki öyküler kişisel hayatımı yansıtır.

- İyi bir yazar olduğunuzu fark etmeniz zaman aldı mı?
Bunun belirgin bir zamanı olduğunu söyleyemem. İlk kitabım 800, ikincisiyse 800 bin sattı. İkisindeki öyküler de aynı gibiydi. Avantajım belki de şuydu; ilk öykülerimi yayınlamaya başladığımda yazarlardan, sanatçılardan, eleştirmenlerden çok övgü almıştım. Beğenilmiştim ama hemen çok satmaya başlamadım. Popüler bir yazar olduğumda hakkımda güzel şeyler söylenmişti zaten ve kimsenin o sözleri geri alacağı yoktu.

- Yazma işinde ne buluyorsunuz?
İyi edebiyat, iyi kurmaca bize başkalarının hayatına adım atma fırsatı tanır. Bunun, genellikle beklendiği gibi bilgi vermeyle ya da yol göstermeyle değil, empati kurmayla ilgisi vardır. Gerçek hayatta bir başkasıyla ilk karşılaştığımızda onunla empati kurmayız; o ‘öteki’dir. Ancak kitabın güvenli dünyasında empati kurabiliriz. Örneğin eşimle yemek yerken ona asılan bir sarhoşla empati kurabileceğimi sanmıyorum. Ama bunu öyküye aktardığımda olaya onun gözünden bakma fırsatını kendime tanımış oluyorum. Okuyan da bu fırsatı buluyor. Yazmak, okumak; insan olma durumuyla ilgili egzersiz yapma fırsatı tanıyor bize. Farklı tecrübeler üzerinden egzersiz yapma fırsatı…

OKURA VERECEK DERSİM YOK
- Kendinizi bir edebiyat geleneğine ait hissediyor musunuz?
Yazmaya başladığım ilk zamanlarda etrafımda konuşabileceğim, sanatla, edebiyatla ilgilenen insanlar bulunmuyordu. Yazdıklarımdan üçer kopya alır, ikisini arkadaşlarıma birini erkek kardeşime okuturdum. Entelektüel birikimleri bulunan kişiler değillerdi. Bakarlardı ve ilginç bulduklarını söylerlerdi. İsrail edebiyat geleneğinde yazar okura bir şeyler öğretmeye çalışır genellikle. Seküler bir peygamber, bir keşiş gibi… Okurdan daha çok şey bildiklerini düşünür ve tepeden bir sesle anlatırlar. İbranice’nin kutsal bir dil olmasının da etkisi vardır bunda. Kendimi bu tür bir geleneğe hiç yakın bulmuyorum. Kafka ve Kurt Vonnegut’ta gördüğüm bir şeyler vardı; kafalarının karıştığı noktadan, zayıflıklarından yola çıkıyorlardı. Onlara öykünmedim yazarken ama kendimi onlara yakın buluyorum. Kimseye verecek bir dersim yok.

Son dakika haberleri, son dakika haber, son dakika gelişmeleri
Son dakika haberleri

Milli Savunma Bakanlığı Paylaştı! BAYRAKTAR TB-2 İHA Denizde...

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Hindistan'da yaşamak