• $7,8158
  • €9,4809
  • 461.388
  • 1330.87
21 Eylül 2014 Pazar 02:04 | Son Güncelleme:

Demir eldiven içinde kadife yumruk…

Demir eldiven içinde kadife yumruk…

Röportaja giderken oldukça heyecanlıyım. Yaşarken efsane olmuş bir isimle buluşacağım ne de olsa. Ayrıca çok hayranım ona, tıpkı diğer kadınlar gibi. Güzel güler, güzel ağlar, güzel sever, güzel konuşur, güzel adamdır vesselam… Türkiye sinemasının yaşayan en büyük aktörlerindendir.

MEZİN DEDEYİ
mezin.dedeyi@aksam.com.tr

100 yıllık sinema tarihimizin 45 yılında derin bir izi vardır. Kâh ‘Tatar Ramazan’ olup düzene baş kaldırır kâh ‘İlyas’ olup aşkı anlatır. İşçidir, köylüdür, beydir, âşıktır ama hep sahicidir. Onu yaşarken efsane yapan oyunculuğunun yanı sıra toplumsal meselelerde söyleyecek sözü olan bir aydındır aynı zamanda… ‘Mahallede yalnız kalırım’ korkusu olmadan ezber bozan açıklamalar yapar. Eyvallahı yoktur. Ancak bütün sert görünüşüne rağmen onu tanıyan herkes bilir ki yumuşacık bir yüreği vardır. Demir eldiven içinde kadife bir yumruk gibidir. Fazla söze ne hacet, Kadir İnanır’dır…

-Sizi yakında yeni projelerle görebilecek miyiz?
Bu röportajı evimde yapıyor olsaydık, sana göğsüme kadar yükselen senaryoları gösterecektim. Ama öylece duruyorlar, hiçbirini kabul etmiyorum. Çünkü 45 yıl boyunca yaptığım filmlerin ya dengi olmalı ya da üstüne çıkmalı. Bir sorumluluğum var. Beni sinemada ya da televizyonda görmek isteyen izleyicileri hayal kırıklığına uğratmak istemem. Bunun haricinde bazı zorluklar acı bir şekilde karşınıza çıkıyor. En başta bizde senaryo yazarı sayısı çok az. Çok az olduğu için de belli yerlere kanalize oluyorlar ve oradan da başarılı işler çıkıyor.  Geri kalanı deneme-yanılma metodunda ilerliyor. Deneme-yanılma metodu yani 'bu iş tutar mı?' diye insanları bir araya toplayıp iş tutmayınca da 'güle güle' demek insan onurunu kıran bir metottur. İnsanlara bunu yaşatmamalı. Çünkü siz o insanları sokaktan bulmadınız. Bir geçmişleri var. Sen de taşın altına elini koyacaksın. Hal böyle olunca bizler de en iyisini buluncaya kadar bekleyeceğiz. Çünkü kötü bir şey yapma şansımız yok. Şahsen ben yaptırmam. 

- Peki, sinemayla ilgili gerçekleştirmek istediğiniz bir düşünüz kaldı mı?
Var tabii. Mesela sinematografimde efe karakteri yok. Efe düzeni, yakın tarihimizin çok önemli bir olgusudur. Kurtuluş Savaşı’nda büyük direniş gösteren bir halk örgütlenmesi ve onların liderleri efeler vardır, çok da ünlüdürler. O tarihi giysilerin içinde, elinde tüfeğiyle at üstünde koşmayı ya da zeybek oynamayı hep hayal etmiştim. Çakırcalı Mehmet Efe’yi oynamayı çok istedim. Böyle bir hasretim var ama şimdi kostüm filmi çekmek gittikçe zorlaşıyor. O dönemin bütün araç-gereçlerini, şehirlerini, köylerini bulacaksınız. Uşak’ta ‘Yılanların Öcü’nü çektiğimiz köye 10 yıl sonra uğrayayım dedim; aradım, bulamadım. Köy nahiye olmuş, modern evlerle dolmuş. Türkiye’nin çehresi olduğu gibi değişiyor. Yani dekor kurmamız lazım. Eskiden gidip kamerayı koyduğumuz zaman oradaki yoksulluğu sefaleti olduğu gibi çekebiliyorduk.

BİZİM KOYDUĞUMUZ YÜREĞİ KOYMALARI LAZIM

- Oynadığınız filmlerin dizi versiyonları çekiliyor… 
Hepsine bakıyorum tabii. Herkesin böyle bir özgürlüğü var; ancak bizim o filmlere koyduğumuz yüreğin de konulması lazım. Eğer o filmler halkın gözünde büyük sevgi gördüyse onun altında yatan nedenler var. Sadece hikâyeyi yazanın değil, o filmlerde oynayan insanların da o filme kattığı değerler var. 

- Size gelen bir projeyi kabul etmediğiniz için pişmanlık yaşadınız mı?
Yakın zamanda elime yeni bir proje geldi. Hasankeyf sular altında kalmış, yaşlı bir karı- koca evlerini terk etmek istemiyorlar. Yeni bir baraj yapılanmasına direniyorlar. O kadar güzel bir hikâyesi var ki. Yönetmeni aradım. “Ben bu hikâyeyi çok sevdim ama oynayamayacağım”  dedim. “Abi, bu hikâyeyi en iyi sen oynarsın” deyince “Tabii oynarım ama sen gideceksin kara-kuru bir köylü bulacaksın ve onu oynatacaksın” dedim.  Dünyada başka hiçbir aktör gidip de böyle bir rolü başkasına teslim etmez. Ama doğru olan budur.

- ‘Ah Gardaşım’ filminde yönetmenlik yaptınız neden gerisi gelmedi?
Her an yapabilirim. Yeter ki hikâyesini sevdiğim bir film olsun. Artık film yapmak o kadar kolay ki. Dijital ortamda bile montaj yapabiliyorsunuz. O hikaye de çok küçük bir prodüksiyon ayarlayabilirseniz, gider hemen film çekersiniz. Ama benim yapacağımın işin güçlü bir prodüksiyon filmi olması lazım. Öyle bir sinema projesi hazırlanmadan film çekmek doğru değil.

- Yönetmenliği seviyor musunuz?
Hiç oynamadan yönetmenlik yapmayı çok seviyorum. Sadece yönetmenlik yapmaya kalktığım anda daha mutlu olacağımı sanıyorum.

- Türk sineması 100. yılını kutluyor. Neler söylemek istersiniz?
Sinemamızın 100. yılı ona yakışır şekilde kutlanmıyor. Bir şeyler yapılıyor ama yeterli değil. Yüz yıllık sinema tarihinin 45 yılında ben varım. Hem de o tarihe yakışan onlarca filmin başrol oyuncusu olarak…

BIYIK KONUSUNDA TOPLUMSAL BASKI VAR

- Size hem sahici hem de romantik haller çok yakışıyor…
Romantizm ölmez ama kriz geçiriyor. Çünkü öyle acı gerçekler var ki… Hızla çözülmesi gereken bir problemler yumağı ile karşı karşıyayız. Umuyorum ki sonunda çözülecek. Bu sorunlar çözüldüğü zaman yine romantizme dönebiliriz. Keşke insanların sorunları olmasa da şairlerin şiirlerindeki ya da bizim eski filmlerimizdeki gibi ağaçlar arasında ya da deniz kıyısında güzel şarkılar söyleyebilseler birbirlerine. Sinemada başlarını birbirlerinin omuzlarına koyup 
el ele film seyredebilseler. Ama bunların hepsi olacak, hepsi… Umudumuzu asla eskitmememiz gerekiyor; yoksa yaşamın anlamı kalmaz.

- Bir diğer alametifarikanız da bıyıklarınız. Bıyıksız bir Kadir İnanır olmaz değil mi?
Benim bıyıksız filmlerim de var. Kendimi bıyıksız da iyi hissediyorum ancak bu konuda bir toplum baskısı var. Nedense bıyığın bana yakıştığını düşünenler var. Mesela bir gün sıkılıp kesiyorum ertesi gün herkese hesap vermek zorunda kalıyorum. “Niye kestin bıyığını?” diye soruyorlar ama bıyığı muhafaza etmek ve taşımak çok zor bir olaydır. 

- “Romantizme tekrar döneceğiz” diyorsunuz ama tüketim toplumu olduk, aşklar da çok hızlı tüketiliyor artık, ne dersiniz?
Bu vahşi kapitalizmin insanların omuzlarına yüklediği büyük bir yüktür. Bir ülkede insanlar hiçbir sanatsal etkinliğe gidemiyorsa, bir televizyon kutusuna mahkûm ediliyorsa sosyal dünyaları gelişmiyor, ruhlarındaki sanatsal birikimler ya da hasletler açığa çıkmıyor demektir. O zaman da adına aşk dediğimiz şey dumura uğruyor ister istemez. Kaldı ki aşk diye bir şey yok.

- Aşkı sizin filmlerinizde öğrendik ama…
Aşk değil o, sevgi ve alışkanlık… Aşk tartışılmayacak kadar yüce bir ilişki demek ki artık öyle bir ilişkiyi yaşamak bence çok zor. 

- ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ filminin son sahnesinde soruyordu Türkan Şoray. Sevgi neydi…? Neydi?
Sevgi emek demek… Karşındaki insana gerekli emeği vermediğin zaman sevgiyi bulamazsın. Esas sevgi, o emeğin kendisidir. 

SONUNDA HEP ‘BEYAZ’ KAZANIR

- Neredeyse yarım asırdır filmlerinizle bu ülke insanına aşkı, dostluğu, acıyı, sevinci, savaşı, barışı kısacası hayatın tüm renklerini anlatıyorsunuz. Kadir İnanır’ın hayatındaki siyah ve beyazlar nelerdir?
Siyahlar; kötü düşünme, ucuz insan, hırsız, katil… Beyazlar da; pırıl pırıl gökyüzü, çiçekler, mutluluklar ekonomik sıkıntısı olmayan güzel, müthiş bir hayat… Özdemir Asaf der ki bir şiirinde, ‘Bütün renkler son hızla kirleniyordu; birinciliği beyaza verdiler…’ Sonunda hep beyaz düşünenler, güzel düşünenler kazanır. Kötüler kazandıklarını sanırlar ama işledikleri bütün suçlar yedi göbek sonrasında bile mutlaka karşılarına çıkar. 

- Dua eder misiniz? Duanın gücüne inanır mısınız?
Asla gösteriş olarak yapmam. Doğrusu da budur. Kur’an-ı Kerim’in de yüce bir dinin kitabı olarak tam uygulandığında bir sosyal demokrasi anayasası olduğuna inanıyorum. Kur’an-ı Kerim’in kanunlarını birebir uygulayın, sosyal adaletin tam 
kendisini görürsünüz. Zekât, vergi demektir. Bir ülkede herkes vergisini doğru dürüst verse problem olur mu? Problem hiç vergi vermeyen hırsızlardır. En çok da bu hırsızlar bağırır, beğenmez… Sorsan yurttaşlık görevini asla yerine getirmemişlerdir. Korkaktırlar ve faşisttirler üstelik. 

- Türküleri çok sevdiğinizi ve güzel türkü söylediğinizi biliyorum…
Ben Anadoluluyum, bir toprak çocuğuyum. Hiç kopmadım köklerimden. Ülkenin neresine gidersem gideyim, Anadolu topraklarından geçerken üstüne bir de o bölgenin türküsü eklenirse, değmeyin keyfime. 

- Bir röportajınızda “Benim kadar güzel ağlayan adam yoktur” demişsiniz. En son ne zaman ağladınız?
En son geçen akşam bir film seyrederken ağladım. Bir insanlık dramıydı. Ben duyguları çok hassas bir insanım. İnsan onurunu zedeleyen en ufak bir durumla karşılaştığım zaman gözlerim dolar. Ağladığımı da kimseden saklamam.  

- Bence Türkiye’nin en güzel gülen adamısınız. 
Evet, doğru.

- Neler güldürür sizi?
Gerçekten zorlama hiçbir şeye gülmem. Durup dururken, kendiliğinden oluşan durumlara gülerim. 

BARIŞ ELİÇİSİYİM

- Akil insanlar arasında yer aldınız. Bu süreç size ne kattı?
AKİL İNSAN; konusunda bilgi sahibi, uzman kişi demektir. Doğu ve Güneydoğu gerçeğini benim kadar bilen insan azdır. 40 yıl boyunca o bölgede yaşayan insanların sorunlarıyla ilgili onlarca film çektim, yaşadım. Tabii ki bana geleceklerdi. Onlar gelmezse ben gidecektim. Kaldi ki “BEN AKİL İNSAN DEĞİL, BİR BARIŞ ELÇİSİYİM” dedim. Bu ülkenin en büyük sorunu, KÜRT sorunudur. Bu sorunu ortadan kaldırıncaya kadar durmadan mücadele edeceğim… 

- Politik açıklamalarınızla ezber bozuyorsunuz. ‘Mahallede yalnız kalırım’ korkusu yok mu?
Söylediklerimi kimsenin hoşuna gitsin diye söylemiyorum. Vatandaşlık görevimi yerine getiriyorum ve sanatçı duyarlılığı ile yüksek sesle konuşuyorum. Söylediklerimi baskı aracı olarak da kullanmıyorum. Ben bir sosyal demokratım. Yıllardır bu ülkenin temel sorunlarının açığa çıkarılması ve ortadan kalkması için uğraşıyorum. Sanatçı böyle olmalıdır. Yoksa toplumda sevgi ve saygı göremez, kimse güvenmez. Ayrıca hiçbir şeye karışmayan, silik, kimliksiz bir insan olmak mutfakla- kenef arasında boru olmaktan farksızdır bence. Haklı, aydınlık ve çağdaş bir kavga veriyorsam kimseden korkmam. 

- Kenan Evren’in yargılanmasını nasıl buluyorsunuz?
Yüz binlerce insanı katletti, bu ülkenin bütün birikmiş değerlerini yok etti. Yargılansa ne olacak yargılanmasa ne olacak. Onun ve onun gibilerin yatacak yerleri yok. Utanmaz adam. Nerede o fidan gibi çocuklar, neredeler?

ÇATIŞMA OLUR AMA SEVGİMİZ ZEDELENMEZ

- Özel hayatınızı konuşmak istemediğinizi biliyorum ama bir soru sormak istiyorum. “Feminizm ve Kadirizm yan yana olmaz… Çok sürmez” denilen ilişkiniz çok uzun yıllardır sürüyor. Jülide Kural da bir röportajında “Konuştuğunuz dil farklı bile olsa aşk yeni bir dil yaratır” diyor. Sanki bu ilişkiden sonra diliniz değişti gerçekten. Doğru bir tespit mi? Yoksa “Ben hep böyleydim” mi diyorsunuz. 
Benim dilim hiçbir zaman değişmedi ama bir insanın hep aynı kalması da mümkün değil. Kişi özünde asla değişmez sadece kendini geliştirdikçe, okudukça, yaşlandıkça giderek daha bilge biri olma yolunda gelişim gösterir. Aslolan çağdaş bir pencereden yeni bir senteze ulaşabilmek. Biz Jülide ile kendi öz yaşamımızın yüzde 80’ini ülke sorunlarını tartışarak geçiriyoruz. Çünkü şartlar ne olursa olsun, bu dünyadan göçüp giderken filmlerimiz ya da tiyatro oyunlarımız kadar düşüncelerimiz ve kavgamızın da arkamızdan gelmesi ve alkışlanması gerektiğine inanıyoruz. “Ya ne güzel insanlardı” denmesi lazım. İnançlı bir insan olarak söylüyorum, bence bundan güzel bir değerlendirme olamaz. Biz iyilikleri gördüğümüz zaman çok mutluyuz gerçekten. Gece yarısı 12.00-01.00 gibi büyük tartışmalar içine girebiliriz. Ben bir sosyal demokrat olarak daha yumuşak bakarım, o bir sosyalist olarak daha radikaldir. Bu yüzden çatışma da çıkar ama bu birbirimize olan sevgimizi ve saygımızı asla zedelemez. Yüksek sesle de tartışırız ama beş dakika sonra konu hemen başka bir yere akar. Çok güvendiğim, çok saygı duyduğum bir insandır. Bu ülkenin yetiştirdiği en büyük tiyatro sanatçısı bence. O da bana yeter zaten. Geri kalanını ona sorarsın.

<p>CHP Yalova eski Milletvekili Muharrem İnce, CHP'deki taciz iddialarına tepki gösterdi. Parti kurm

Muharrem İnce'den CHP'ye cinsel taciz çıkışı: Utanıyorum

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Bakan Karaismailoğlu, Sarıkamış-Karakurt-Horasan yolu açılış törenine katıldı

Haftanın Fotoğrafları (27-4 Aralık)