• $12,4902
  • €14,1202
  • 713.051
  • 1776.41
3 Mart 2013 Pazar 01:00 | Son Güncelleme:

Cumartesi Anneleri’ni sahnede anlamak

Cumartesi Anneleri’ni sahnede anlamak

Mekan Artı, ‘Bizde Yok’ isimli oyunuyla gözaltı tecrübesi ve Cumartesi Anneleri’nin yaşadıklarını izleyiciye bizzat o acıyı yaşatarak anlatıyor. Akşam PAZAR için Aslı Öktener ‘o acıyı’ deneyimledi.

ASLI ÖKTENER
aslioktener@gmail.com

Mekan Artı’da sahnelenecek olan ‘Bizde Yok’ isimli tiyatro oyunu öncesi karnımızı doyurmak için bir restorana giriyoruz. Yemek sırasında arkadaşım bir ara bana şöyle diyor:
Yazında benden bahsetme olur mu? Şirketimiz bu tür politik konulara pek sıcak bakmıyor…
Şaşırıyor, içten içe de kızıyorum…
Yani bu oyunu izlediğin için işinden edileceğini mi düşünüyorsun?
Yani… 
Peki, Cumartesi Anneleri ile ilgili ne biliyorsun? 
Çok az şey…  
Ama bir yandan da daha çok şey öğrenmek için benimle oyuna geliyor.
Aslında bu diyalog, “Amacımız özellikle genç izleyicilerimize gözaltı sürecini, gözaltında kayıpları ve Cumartesi Anneleri’nin yaşadıklarını az da olsa anlatmak” diyen oyunun yazarı ve yönetmeni Ufuk Tan Altunkaya’nın ne denli isabetli bir iş yaptığının ispatı oluyor.
Nasıl bir oyuna dâhil olacağımıza dair çok az bilgiyle Mekan Artı’dan içeriye giriyoruz. “Dâhil” olacağız diyorum çünkü bunun klasik bir tiyatro oyunu olmadığını biliyorum. 
Saatler 20.30’u gösterdiğinde yönetmen Altunkaya, biz izleyicilerin sıraya girmesini ve elindeki siyah bantları gözlerimize bağlamamızı istiyor. Şaşırıyor birbirimize bakıyoruz.
Birden kendimi sıranın en önünde buluyorum. Gözlerimi bağladıktan sonra bir görevli koluma giriyor ve bizleri salonun kapısından tek tek içeri alıyorlar.
İkinci kişi koluma girdiğinde artık ben de oyuna dâhil oluyorum:
“Geç geç… Şuraya… Oyalanma, hadi çabuk ol…” diye bağırıyor kolumdaki adam. Diğerleri de peşimden geliyor. Kapkaranlık bir hücrede, gözaltındayız şimdi anlıyorum… Yanı başımda bir genç ağlamaklı soluk alıp veriyor. İşkenceye maruz kalmış olmalı…
Elinde el feneriyle bir adam var gücüyle bağırarak odanın içinde sinirli sinirli bir o yana bir bu yana gidip geliyor:
“Biz burada sessizliği de severiz, gürültüyü de. Ses çıkarırsanız da suçlusunuz, sessiz kalırsanız da. Burada artık güç kimde, güç nerede, tepede kim var, niye var öğreneceksiniz. Kim niye melek, kim niye şeytan öğreneceksiniz!”

BU SADECE BİR OYUN!!!

Bir yandan karanlık, bir yandan bu şiddet dolu ses ve yanı başımdaki soluk… Havasız da sanki burası… Bir ara kendimi iyi hissetmiyorum ama sonra bunun bir oyun olduğunu düşünüp sakinleşmeye çalışıyorum.    
Aynı adam yine bağırıyor bizlere:
‘Adım Rıza! Burada sizden ben sorumluyum. Her dakika, istediğiniz her an ağzınızı açma şansınız yok. Ağzınızdan ilk çıkacak sözcük de, son sözcük de komutanım olacak. Komutan mıyım? Değilim! Ama öyle olmasını istiyorum! Nizamdan hoşlanırım. Nizam nerede? Orduda! Orduya söz edenin anasını si.erim! Anladın mı ulan?’
Genç bir mahkûm yanıt veriyor:
‘Komutanım! Anladım, komutanım!
Rıza salonda bir o yana bir bu yana deli gibi dolaşmaya ve bizlere hakaret etmeye devam ediyor:
Bir ara ayak bileğime bir el sarılıyor. 
Bu az önce Rıza tarafından darp edilen ve bana tutunarak yerden kalkmaya çalışan genç mahkûm…
Elimi genç adama uzatır gibi oluyorum. Rıza yanı başımda bitiyor, lambasını yüzüme tutuyor:
“Bırak, bırak onu dedim sana” diye bağırıyor... Nefesi yüzümde şimdi, aralıksız konuşuyor, korkuyorum.
Bu noktaya kadar hiç gözaltına alınmamış olan benim için bu ilginç deneyim sanki yüzüme çarpan o nefesle sanki artık ben de gözaltındayım…
Rıza, bize 12 Eylül döneminde sağ-sol çatışması sonrası kaybettiği babasının hikâyesini anlatıyor:
“O gün yemin ettim işte! Ben de mücadele edeceğim diye. O kansızlara günlerini göstereceğim. Sizlere dünyayı, kaç bucak olduğunu göstereceğim! Neyin hak, neyin adalet olduğunu göstereceğim. Ağzınıza  s.çacağım!”
Sonra yine bağırıyor bizlere:
“Kimim ben? Neyim? Görebilecek misiniz bir daha beni? Tanıyacak mısınız? Kime şikâyet edeceksiniz! Sizi soranlara tek bir yanıtım, yanıtımız var! Bizde Yoksunuz! Kim ispat edebilir! Gelsin zavallı, or.spu analarınız sorsun sizi bize. Bakarız dosyaya! Bakarız, bakarız! A! Bizde yokmuş. Bizde yok!” diyor. Sonra bizi kolumuzdan tutuyor ve sandalyelere oturtuyorlar. 

GÖZ YAŞLARIMI TUTAMIYORUM

Gözlerimizin bağını açıyoruz.
Karanlıkla tek tek gençler beliriyor gözlerimizin önünde ve her biri gözaltında kayboluş hikâyelerini anlatıyor:
“… Kokuyor, her yer kokuyor! Nefes alamıyorsun! Sürekli bir çığlık geliyor bir yerden. Ama çığlığa umutla bakıyorsun! Yaşıyor diyorsun, hâlâ yaşıyor! Sıranı bekliyorsun. Hem tez elden gelsin diye, hem de bir an önce bitsin diye. Ağlamıyorsun, çaresiz görünmüyorsun! İnanıyorsun! Bol bol küfür ediyorsun sen de! Savaştaymışsın gibi hissediyorsun! ‘Annem belki anlamamıştır’ diyorsun. Ama bir yandan bağırıyor içindeki! Biliyor! Burada olduğunu biliyor... Ve nedense birden içeri o girecek ve eskiden oyunlarda yaptığı gibi, eskiden dayak yediğin oyunlarda yaptığı gibi birden seni çekip alacak ve diğer çocuklara kızacak gibi hissediyorsun…”
Gözyaşlarımı tutamıyorum…
Gençler kaybolunca sahneden, oyun yıllardır gözaltında kaybolan yakınlarını Cumartesi Anneleri’ne odaklanıyor.
Bir anne, kızını Dersim’de oğlunu ise Bingöl Yedisu’daki gerçekleşen çatışmada şehit verdiğini haykırıyor ağlayarak; “Ama ben en çok analara güveniyorum… Biz eğer aydınlanır da bizim gibi o anaları da düşünürsek bu savaşı bitiririz…” diyor.
Sonra sahnede bir görüntü beliriyor; Cumartesi Anneleri toplanmış Galatasaray Lisesi’nin önünde oturma eylemi yapıyor.
Anne sahneye yaklaşıyor ve yere oturuyor:
“Titriyorum ben sadece… Gözümü kısmışım. Gelen geçenler var ya işte 
burada. Ben sadece her geçenin gözüne bakıyorum. Bulurum umuduyla belki de, aslında değil. Suçlarım belki diye. Ama o da değil… Pür dikkat sadece göz bebeklerine bakıyorum. Belki bir sır verecek diye. Ama ses yok. Hiçbir işaret yok… Böyle titrer beklerim. Bazen gülümserim de… Aşk… Sevgi… Görev… Bağlılık… Artık her neyse…”
Ve bir sessizlik oluyor içeride... Salonun kapısı açılıyor. Bitmiş olmalı oyun. Anne iki büklüm olmuş yerde oturuyor hâlâ… Uzunca bir süre gözümüzü ondan ayıramıyor, çıkamıyoruz dışarı… Hatta orada onunla öylece oturalım sessizce acısını paylaşalım istiyoruz… Tüm kaybolan çocukların ve kaybettikleri çocuklarının kemiklerine kavuşmayı dileyen annelerin acısını paylaşalım istiyoruz…
Eğer siz de gözaltı tecrübesini az da olsa yaşamak, Cumartesi Anneleri’nin sesini duymak istiyorsanız ‘Bizde Yok’ oyununu 9, 16, 23 Mart tarihlerinde İstanbul, Harbiye’de bulunan Mekan Artı’da izleyebilirsiniz.

Türkiye'nin vizyon projesi Doğu Anadolu Gözlemevi'nin teleskop aynası Rus askeri uçağıyla Erzurum'a getirildi
Türkiye'nin vizyon projesi Doğu Anadolu Gözlemevi'nin teleskop aynası Rus askeri uçağıyla Erzurum'a getirildi

Türkiye'nin vizyon projesi Doğu Anadolu Gözlemevi'nin teleskop aynası Rus askeri uçağıyla Erzurum'a getirildi

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca koronavirüs salgınına ilişkin son durumu paylaştı... İşte 27 Kasım 2021 koronavirüs tablosu
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca koronavirüs salgınına ilişkin son durumu paylaştı... İşte 27 Kasım 2021 koronavirüs tablosu

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca koronavirüs salgınına ilişkin son durumu paylaştı... İşte 27 Kasım 2021 koronavirüs tablosu

İçişleri Bakanlığı duyurdu... PKK'dan kaçan 2 kişi daha teslim oldu
İçişleri Bakanlığı duyurdu... PKK'dan kaçan 2 kişi daha teslim oldu

İçişleri Bakanlığı duyurdu... PKK'dan kaçan 2 kişi daha teslim oldu

<p> </p>

ABD, Ukrayna'ya 50 milyon dolarlık askeri yardım tahsisi mi yapacak?

Hibe desteğiyle mantar tesisi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor

400 bin uçuş saatini başarıyla tamamladı! Türkiye'nin ilk milli ve özgün SİHA'sı

Irak'ın Musul kentindeki bir restoranda robot garsonlar işe başladı