• $7,6169
  • €8,8777
  • 455.051
  • 1114.05
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54
25 Aralık 2010 Cumartesi 01:54 | Son Güncelleme:

Boşandıktan sonra kahrolan erkek görmedim, Gözyaşı ve kalp kırıklığı kadına kalıyor

Boşandıktan sonra kahrolan erkek görmedim, Gözyaşı ve kalp kırıklığı kadına kalıyor

Adı magazin basınına 'ünlülerin avukatı' olarak geçen Altın Mimir, ötekileştirilmeye çalıştırılan kadın olma, Kürt ve Alevi olmanın aslında bir dezavantaj değil, toplumun barış ve demokrasi içinde yan yana duruşunun güzel bir örneği olduğunu hissettiriyor...

Annesine, topluma, hayata karşı yapılan haksızlıklara dayanamadığı için avukat olmuş ve türlü zorluklardan alnının akıyla çıkmış. 1972 doğumlu sevgili arkadaşım Altın Mimir, ülkenin en başarılı, en popüler avukatlarında biri. Ceza davalarına baktığı ve çok da başarılı olduğu için 'mafya avukatı' da denmiş ona, 'ünlülerin avukatı' da...
Oysa Altın Mimir yıllardır başarıyla savunduğu müvekkillerini ne birbirinden ayırıyor ne de onlara kulp takılmasını istiyor. Hemşirelik yaparken hukuk fakültesini bitiren ve bulunduğu yere çok ama çok çalışarak geldiğini söyleyen Altın Mimir son olarak Zeynep Ilıcalı'nın ve Reha Muhtar'ın avukatı olarak gündeme gelmişti.
- Ülkemizde iş hayatında güzel kadın olmak avantajlı bir durum mudur?
İstatistikler güzel insanın ikna etme kabiliyetinin fazla olduğunu söyler. Yüz güzelliği ve beden güzelliği kadar kalp güzelliği de çok önemli. Bu da avantajdır ama bunu algılayamayan insanlar çıkabilir. Ona ket vurmak adına, ilerlemesini engellemek adına yanlış yönlendirme yapanlar, ithamda bulunanlar çıkabilir. Bütün sektörlerde kadın bir yere geliyorsa, kendini ispatlamışsa, ayaklarının üzerinde duruyorsa, sadece güzelliği sayesinde bulunduğu yeri elde etmiş gibi yakıştırmalarda bulunulur. Çok ilginçtir ki; bu yakıştırmaları sadece erkekler değil hemcinslerimiz de yaparlar.

TIRNAKLARIMIZLA OLUŞTURDUĞUMUZ HİKAYEMİZİ BİLMEZLER 
- 'Sen güzelsin, senin işin kolay' gibi bir yaklaşım hep vardır...
Aynen öyle ama o insanın geçmişine bakıyorlar mı, nasıl çalışmış, didinmiş, okumuş? Nelerden ödün vermiş? Kendi tırnaklarımızla oluşturduğumuz hikayemizi bilmezler. Allah'ın bahşettiği bedensel görüntüleri kalbimiz ve bilgimizle bir araya getirirsek başarılı oluruz. Bir yere gelmek de konu değil, oranın hakkını vermek de önemli, orada kalmak da. Yakışıklı erkek için de aynı şey geçerli, insanın neler yapabildiğine bakmak lazım. Bizim meslekte bir de şu var; ofisimize gelenler Altın Mimir kim bilmez ki. Adımı bildikleri için gelirler, kulaktan kulağa duyulur adımız. İşimizi layıkıyla yaptığımız için, başarılı olduğumuz için gelirler. Bir müvekkil buraya geldi ve bana 'Aa Altın Mimir sen misin' diye sordu, daha yaşlı ve farklı hayal etmiş.
- Yani güzel olmana şaşırdı; güzel kadın başarılı olamaz gibi bir algı da var. Sen bir de Doğulusun!
Ben bir kadınım, Kürdüm ve Aleviyim! Daha ne olsun? Bütün dünyada kadın olmak ötekileştirilmek için yeterli bir sebep. Ben Türkiye'de ötekileştirilen 3 azınlığın içinde her manada varım. Dezavantajlarını yaşadığım oluyor ama ben bunlardan ötürü kendimi hiç farklı hissetmedim. Sebep de şuydu sanırım; Alevilik en baskın şekilde yaşam standartlarımızın içinde vardı; hümanizmin, hoşgörünün en üst seviyede yaşandığı bir ortamdan geldik, ailemizde, sokağımızda, çevremizde herkes Kürttü ve Aleviydi. Öteki nedir bilmiyorduk, biz aynıydık. 'Kim olursa olsun aynı şekilde sev' bilinciyle yetiştirildiğimiz için bir rahatsızlık hissetmedim.
- Öteki olduğunu sana hissettiren oldu mu?
Dersimli olmak, Kürt ve Alevi olmak hep bir muhalif duruş açısı gerektirdi. Ben, 'Sen hiç Kürtlere benzemiyorsun,  nasıl böyle düzgün konuşuyorsun' sözlerini sık duydum. Hatta ismimle bile farklı ve ötekiydim. Bütün bunlardan dolayı daha fazla çalıştım. Kamu alanında çalışmadığım için çok sıkıntı çekmedim ama kamu alanında kalsaydım belki önüme ket vurulabilirdi. Özel sektörde, bu kadar çok çalışınca bir süre sonra öteki değil tercih edilen oluyorsun. Bütün enerjini, vaktini işine harcıyorsun ve başarılı olunca kimse sana Kürt müsün, Alevi misin diye sormuyor. Ben avukatlık hayatımda bununla hiç karşılaşmadım. Çünkü çok çalıştım ve güzel şeyler yaptım.

MAHREM VE YAŞANMIŞLIKLAR KORUNMALI  
- Acaba bu ötekileşme konusu çok mu abartılıyor?

Neticede bu coğrafyada kökeni başka yerlere dayanan herkes yüzyıllardır bir arada yaşıyor. Senin ofisine gelip de memleketinden dolayı çekip giden oldu mu ya da senin istemediğin biri?Yok, hayır hiç olmadı. Müvekkilimiz ilk geldiği zaman kim olduğunu bilmeyiz ki, bizi tercih ederek, isteyerek gelirler. İşinizle ve kalitenizle kendinizi gösterirsiniz. Her ne iş yaparsan yap, önemli olan işini profesyonelce yapman. O zaman ırkın, dinin ve cinsiyetin önemi kalmaz. Ben insanlar için avukatım, sonra kadınım.
- Kaldı ki avukatlık yapıyorsun, hukuk herkes için eşit değil mi?
Tamamen insanla berabersin. Mal üretip satmıyoruz, her türlü ilişki bizim işimizin temelini oluşturuyor. Problemleri çözmekle görevli kişisin. Dünyadaki huzuru, barışı, kardeşliği oluşturmaya çalışıyorsun; kaos olan yerde hayatta kalabilmek mümkün değil. Elbette ki hukukun üstünlüğü önemli ama asıl önemli olanı adaletin, hakkın, vicdanın üstünlüğü olmalıdır. Benim çıkış noktam bu. Birçok müvekkilime özellikle aile hukuku konusunda çözümün her zaman adliye koridorları olmadığı söylüyorum. Mahrem ve yaşanmışlıklar korunmalı ve kollanmalı.
- Senin hayal ettiğin dünyada avukatlar işsiz kalacak gibi...
Hakkın üstünlüğü her şeyden önemli. 
- Söylediğinden şunu anlıyorum, buraya boşanmak üzere gelen ve senin barıştırdığın insanlar var!
O kadar çok oldu ki! Boşanma davalarında biz sadece profesyonel avukatlık yapmıyoruz. Bazen psikolog gibi dinliyor ve yönlendiriyoruz. Keşke psikologlarla beraber çalışacağımız bir sistem kurulsa. Boşanma davalarında tarafların psikolojileri çok yıkılıyor. Arada çocuklar oluyor, tam bir travma yaşanıyor. O travmadan zarar gören hem tarafları hem de hiçbir kusuru olmayan çocuklarını korumak adına avukatlık yapmakla kalmıyor, çoğu zaman psikolog gibi çalışıyoruz. 

PARA ERKEKLERİ BOZAR!
- Boşanma avukatı olarak anılmak da hoş değil, sen kimseye boşanın demiyorsun ki.
Elbette, bizler boşatma avukatı değiliz ki. Bir de işin içine avukat girdi mi, mutlaka dava oluşturmaya çalışırlar, para kazanmaya çalışırlar gibi düşünenler olabiliyor. Hayır, asla öyle değil. Birçok meslektaşım da aynı benim gibi hareket eder; bize gelip de boşanmaktan vazgeçirdiğimiz çok çift vardır. Bize müvekkillerimiz mutlu bir evlilikten kaçtıkları için değil, çaresizlikten ve ayrılmak zorunda kaldıkları için geliyorlar. Genellikle kadınlar eşlerini hala seviyor oluyorlar, erkekler bana çok kızacaklar ama kadınlar kocalarının onlara karşı yapmış oldukları aile birliğinin devamını engellemeye yönelik birtakım eylemleri sebebiyle ve yıpranmış olarak geliyorlar. Boşanmayı da çoğu zaman erkek istiyor. Radikal bir söylem olacak ama para gerçekten de erkekleri bozuyor ve erkek tüketim kültürünün baş aktörü olarak evliliğini de tüketiyor.
- Yaşasın, ben severim böyle radikal söylemleri! Nasıl bozuyor acaba?
Özellikle genç yaşta evleniyorlar, sıfırdan bir hayat, yuva kuruyorlar. Bir süre sonra bambaşka yerlere geliyorlar. Burada kadınlara çok kızıyorum, özellikle üniversite mezunu olup da çalışmayan kadınlara. Kendi hayatlarını kurmuyorlar, iş dünyasından, toplumdan uzak kalıyorlar. Erkek işi büyütüyor, parayı kazanan o oluyor; çalışmayan kadınlar kocalarına kendi bilgi birikimlerini, deneyimlerini, duygusal ve sosyal zekalarını aktarıyorlar ve kocalarına danışmanlık hizmeti veriyorlar.
-Çocukların ve evin yükünü kocaya yansıtmamak bile başlı başına bir meziyet bana kalırsa.
Gayet tabii, bizim ülkemizde çalışsın çalışmasın bütün evin yükü kadınların omuzlarındadır. Evliliğe dönecek olursak erkek bir süre sonra karısına yapmak istediği hiçbir şeyi yaptırmıyor. Birçok kadın evliliği devam etsin diye bunu kabul ediyor. Adam yükseliyor, kadın olduğu yerde kalıyor ve bir şey paylaşmamaya ve konuşmamaya başlıyorlar. O aşamada kadın 'Eyvah ben ne yaptım' diyor ama erkeğin çok da umurunda olmuyor.

Ünlü olduklarI İçİn davalarIna gİrİyor deĞİlİm kİ!
- Boşanma avukatı, mafya avukatı, ünlülerin avukatı gibi yakıştırmalardan rahatsız oluyor musun?
Elbette ve çok rahatsız oluyorum. Herkesin avukat tutma ve savunulma hakkı vardır. Daha başarılı olduğumuz ve tercih ettiğimiz branşlar olabilir ama bunlar bahsettiğin konularda değil. Kader de işin içine giriyor zamanla, ben ceza avukatı olarak mesleğe başladım. Hala iş potansiyelimizin yüzde 30'unu bu davalar oluşturur. Ben avukatlığın savunma tarafında oldum her zaman. İşte tam burada azınlık olmanın kokusunu hissedebilirsin, her zaman sanık avukatı oldum. Muhalif olanın, zulme uğrayanın, elinden hakları alınanların yanında oldum. Genetik olarak öyle kodlanmışım sanırım.
- Ah şu davayı ben alsaydım dediğin oldu mu peki?
Hrant Dink'in davasının avukatı olmak isterdim, Gamze Özçelik'in avukatı olmak isterdim. Toplum tarafından bilinmeyen ama manevi olarak tatmin yaşadığım çok davalara bakmışımdır.
- Tüm bunları yapıyorsun ama ünlülerin avukatı olarak anılıyorsun!
Ben işadamlarının, sanatçıların, siyasetçilerin, akademisyenlerin, pek çok kesimden vatandaşlarımızın avukatlığını yapıyorum. Bunların içinde basının takip ettiği ünlülerin sayısı, bilinirlik sayısı olarak bakarsak, 'ünsüz' diyeceğimiz kişilerin sayısının çok çok altındadır. Ünlü oldukları için davalarına giriyor değilim ki!
- Ayşe ya da Ahmet fark etmez yani!
O davaya girdikten sonra müvekkilimiz bizim için çok kıymetlidir. Herkes aynı ve eşittir. Bazı müvekkillerimiz çok ilgi odağı oluyorlar. Ben hakikaten basına yansımaları konusunda çok rahatsız oluyorum. Özellikle çocukları konusunda. Küçük olsalar bile bir süre sonra okuyacaklar. Keşke haber yaparken biraz süzgeçten geçirseler.

ANNEM MESLEK TERCİHİMDE İLHAM KAYNAĞIM OLDU
- Hemşirelik yaparken neden avukat olmak istedin de doktor olmak istemedin?
Hemşirelik beni idealimdeki yolda dışarı çıkaran unsur oldu. Ben muhalif olmak, ezilenin, baskı altında olanın yanında olmak adına başka bir meslek seçemezdim. Kan davalarının, aşiret davalarının yoğun yaşandığı bölgede büyüdüm. Acıların yoğun yaşandığı yerlerdi. Bütün bunları yaşayınca ne yapabilirim diyorsun. Ekonomik gücün olsa, yaraları yatırımlarla sarmak istersin. Siyasi kimliğin olsa toplumu yönlendirebilirsin. Ben o koşullarda, o baskıları yok etmek için öncelikle kendimi, ailemi, annemi savunmak adına avukat oldum. Benim annem kocasını kaybetmemek adına 9 kez doğum yaptı. Cinsiyetin kocadan alındığını bilmez insanlar, kadınlar erkek çocuk doğurmuyor diye boşuyorlar, üzerine kuma alıyorlar. Annemi hiç ayakta görmedim ben, düşük tehlikesi vardı. Herkes babama kadın bulmaya çalışır, annem hep doğurmak zorunda kaldı. Tek bir amacı var kocasını başka kadına kaptırmamak. O annenin çocuğusun, o dramı hayatına geçirmemen mümkün değil. Okuma oranının en yüksek olduğu yer Tunceli ama nereye kadar yükselebilirsin? Çocukluğumda Ovacık'a bir savcı hanım gelmişti ve ben 'Annem gibi olmayacağım, onun gibi olacağım' demiştim. Sanırım 6 yaşlarındaydım. Kadının ne kadar aşağılandığını hep gördüm, beni küçücükken evlendirmek istediler. Ardında Çorum'a gittim, Alevi-Sünni tartışmalarının en yoğun yaşandığı yerdi.
- Kürtçe bilmiyorsun değil mi?
Ailemiz bizimle hiç Kürtçe konuşmadılar ve öğretmediler, kızlarının zorlanmasını istemediler. Baskıdan kurtarmak için bizi okuttular. Sınava girdim ortaokuldan sonra ve her yeri kazandım. Ankara'da fen lisesini kazandım, yurt bulamadık ve gidemedim. Hemşirelik okulunu araç olarak değil ama basamak olarak kullandım.

MAĞDUR OLAN KİŞİ KARŞI TARAFI ZORA SOKMAK İSTİYOR
- Boşanınca erkekler de ağlıyor mu?
Boşandıktan sonra kahrolan erkek görmedim. Genellikle gözyaşı, üzüntü ve kalp kırıklığı kadına kalıyor. Kadınlar artık bunu fark etsinler, biz kadınlar kurban değiliz. Erkeklere, evde önce babaya ve abiye sonra da kocaya bağlı bir hayat sürüyoruz. Kadınlar kocalarını elbette sayacaklar, sevecekler, el üstünde tutacaklar; ayaklansınlar demiyorum. Erkeklerle yan yana yürümeyi öğrenmeliyiz, birbirimizi önünü kesmeden.  Çok provokatif gelebilir ama ne kocalarımıza ne de çocuğumuza kendimizi tamamen adamamamız lazım. Çok iyi eş ve anne olmalıyız ama kendimizi kadın olarak her şeyin önüne koymalıyız.
- Şöyle gelen kadın var mı, 'Adamın donuna kadar almak istiyorum'...
Aslında kimse hoş bir şekilde evliliğini sona erdirmek istemez. Mağdur olan kişi, karşı tarafı biraz zora sokmak istiyor. Kadının maruz kaldığı olayın şiddetine göre değişiyor tepkisi. Aldatıldıysa başka şekilde, kendisinden mal kaçırıldıysa daha farklı şekilde tepki verebiliyor.

Avukat Altın Mimir, söylemlerinde kadınları kayırır gibi görünse de konu hak ve adalete geldiği zaman sadece eşitlikten bahsediyor. 'Toplum tarafından bilinmeyen ama manevi tatmin yaşadığım çok davaya girdim' diyen Mimir için boşanmalarda çocukların zarar görmemesi de çok önemli.

ELİF AKTUĞ
elif.aktug@aksam.com.tr

<p>Editör: Duygu Gecü (<a href='mailto:duygu.gecu@turkmedya.com.tr'>duygu.gecu@turkmedya.com.tr</a>)

Nuh Albayrak Yorumluyor

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Bakanlar Akar ve Varank ile TSK komuta kademesi TÜBİTAK SAGE'yi ziyaret etti

'Canım bir şey yapmak istemiyor' diyenlere 8 öneri