• $28,9919
  • €31,2252
  • 1866.62
  • 7913.76
10 Mart 2013 Pazar 02:00 | Son Güncelleme:

Ben bile kendimi bu kadar ciddiye almıyorum

Ben bile kendimi bu kadar ciddiye almıyorum

Barbaros Şansal, bu hafta gazeteci Mehtap Erel ile konuştu. Bir süre gündüz kuşağında magazin yorumcusu sıfatıyla ekrana çıkan ve ‘ünlüler dünyasını’ ayağa kaldıran Erel, “Ben bile kendimi o kadar ciddiye almıyorum” diyor…

BARBAROS ŞANSAL-barbarossansal57@hotmail.com

Fotoğraf: Uygar Taylan

Aslında Karadenizli lakin Ankara’da doğdu. Ama ben ondan kısa bir özgeçmiş isteyince bir anda gözlerimiz birbirine kilitlendi. Başını öne sallayıp “Tamam” dediğinde kahkahalarımız patlayıverdi. Maçka Parkı’nın kenar kahvesindeki eğlenceli sohbet koyu kahveyle lezzetlenmişti. Ardından da muzip bir ifadeyle “Televizyona nazaran bayağı zormuş” dedi. Mehtap Erel’i birçoğumuz Melek Baykal’ın programındaki ‘Harvard’lı gazeteci’ olarak tanıdık. Gördüğümüz elbette buzdağının sadece üstü. Hiciv dolu üslubu ve kıvrak zekâsıyla dikkat çeken bir zekâ. 
Evli ve çocuklu; yani kariyer de yapmış, çocuk da... Şişli Koleji’ndeki eğitiminden sonra ABD Connecticut College’de eğitime devam edip notlarını yüksek tutunca Harvard Üniversitesi’ne geçti. Tahsilini tamamladıktan sonra yurda döndü; Newsweek, Habertürk, Hürriyet, Star TV, Boyut Yayınları gibi  kurumlarda çalıştı. Tam ben bunları yazarken göz ucuyla fark edince aniden lafa daldı… 
“Yeşil medya hariç tabi...”

- Seni almazlar zaten yeşil medyaya...
Valla almazlar, dövme var ya.

- Aman sen de! Neyse konumuza dönelim... Ben seni ilk tanıdığımda Newsweek Dergisi’ndeydin. Hatta benimle röportaj yapmıştın. Hani o meşhur yeşil ceketli, bastonlu fotoğraflarımın olduğu söyleşi. Bana göre müthiş bir hiciv üslubun var ama siyasi analizlerin de kuvvetli. Bunu nasıl başarıyorsun? 
Başarıyor muyum?

- Başarıyorsun ki ‘Melek’ programında yaptığın yorumlar nedeniyle herkes seni mahkemeye vermeye kalktı.
Hayatımda ilk kez magazin yaptım. Gerçekten de öyle oldu. Ünlülerin yarısı ayaklandı. Ben bile kendimi bu kadar ciddiye almazken, nedense çok ciddiye aldılar.

‘RAHATSIZLIK YARATTIM’
- Söylediklerinin doğruluğundan mı?

Olabilir, rahatsızlık yarattım.

- Hangisi daha komik? Siyasi şöhreti olanlar mı, yoksa magazin ünlüleri mi?
Aslında siyasi mizah çok eğlenceli ama bunu Levent Kırca’nın yaptığı gibi yapmamak lâzım. O insanları siyasi mizahtan, şu anki yönetimi korkuttuğu için soğuttu ve insanlar siyasi mizah yapamaz hâle geldi. Magazin de her zaman banko tuttuğundan ve çok daha getirisi olduğundan, eğlenceli yanı da eklenince öne çıkıverdi. Birileriyle atıp tutacak cesaretiniz varsa çok keyiflidir.

- En çok atıp tuttuğun kim peki? Nur Yerlitaş deme bana.
Ben ona ekrandan bir kere bir şey söyledim. O aldı, onu kocaman yaptı. Çok da severim kendisini ama çok büyüttü. Ben en çok Demet Akalın hakkında atıp tuttum galiba. Çünkü en çok onu seviyordum. O da bana kızıyordu; sonra konuştuk ve anladı şaka yaptığımı. 

- Evlisin, çocuğun var. Bir de başında olduğun ‘Anne Boyutu Platformu’nda Can Ataklı’dan bana dek ne kadar aykırı varsa bir arada tutuyorsun...
Kendime karşı da çok demokratımdır. Esas eğitimimi Selçuk Tepeli’den aldım ve bu güne kadar çalıştığım yayın yönetmenleri hep çok seslilik taraftarıydı. Belki de bu yüzden etrafımda o kalitede her fikrini söyleyebilen insanları seviyorum ve dostlarımla çalışmak ayrı bir keyif veriyor. “Ben sana para vereyim, ben de o insanların içinde yazayım” diyen tırnak içindeki pek çok ünlüyü ne yazar olarak kabul ettim ne de onayladım.

- Peki, günümüzde topçu, popçu, manken, modacı (ben dahil) herkes yazar oldu. Ne diyorsun bu işe? 
Şimdi kızacaklar bana belki ama ben onların pek çoğunun kendilerinin yazmadıklarını bildiğim için kaale bile alıp eleştirmem. Onlar 3-5 satır bir şey yazar yollarlar, editörlerse onları giriş, gelişme ve çözüm olarak kaleme alır. 

KIYAFETİNİ MERAK ETTİM
- Büyük büyük köşe yazarları niye birbirlerini yazıyorlar? Sadece birbirlerine mi bu ilgi, yoksa gündeme dünyaya dair fikirleri mi önemli? 

Doğrusu hepsini birden takip etmektir. Biri birinin yazdığı yazıya bir karşı görüş sunuyorsa çok lezzetlidir. Bir kısmıysa sırf paslaşıp popüler olmak için bunu yapıyor. “Ben onu tanıyorum” diyen de var, onun yazısının içinde geçip şöhret arayanlar da. Birbirlerini parlatan bir dünya var.

- Geçen
lerde Sabah Gazetesi’nde bir köşe yazarı şöyle bir eleştiri yapmıştı; “Neden bu hafta sonu eklerinde röportaj yapanlar hep kendi fotoğraflarını basıyorlar? İyi röportajcı konuştuğu kişiyi yansıtmalıdır.” Belki de o dekolteli fotosundan dolayı Ömür Gedik için yazılmıştı...
Kıyafetini çok merak ettim valla, ‘nereden’ diye… Aslında doğrusu, bana öğretilen de o yöndeydi. Yani röportaj yapılan kişinin öne çıkması. Ancak sit-com gazeteciliği denen sistem çok tuttuğundan, insanlar röportajı yapanı da merak ettiğinden, hatta okuyucunun gazeteyle ilişkisini de sıcaklaştırdığından, hele de yapan ünlü biriyse halkın ilgisi çok daha yoğun oluyor.

- Şimdilik kendi işini yapıyorsun ama yakında tekrar ekran var mı? 
Melek Abla ile çalışmak çok keyifliydi, çok da severim kendisini. Arkadaşlığımız da ayrıdır. Ayrıldıktan sonra teklif geldi ama kabul etmedim. Ben köfte yapıp dolaba koyan bir ev kadınıyım aynı zamanda. İki işte çalışmak çok zorlamıştı beni. Ailemi de etkileyince, eşim “Bir iş yap artık” dedi. Açıkçası gönlümden geçen bir iş yok değil. Televizyon programı anlamında yani… Bir gece programı aslında.

- Gel beraber yapalım, hemen tutuklanalım.
Yok canım! O kadar da değil. Eğer onu yapacak cesareti olan bir kanal olursa...

CESUR KANAL YOK
- Vardır; kanallar çok cesur artık!

Hayır, değiller.

- Ana akım medyayı bilmiyorum ama Halk TV, a9, Cem TV, Ulusal Kanal, Başkent TV gibi 220 den fazla kanal var.
Ama para vermiyor onlar.

- Eee, paraları yok da ondan.
Ama benim paramı da almam gerekiyor. Hem cesur olmaları gerekiyor, hem de yürekli.

- Hakkı Tarık Us’lardan Sedat Simavi’lerden bu güne ne değişti?
Artık emek vermek gibi bir derdi yok kimsenin. Kolaycılık çok önde! Newsweek’ten, Aktüel’den, Nokta’dan çıkmış çok iyi gazeteciler var ve yarısından fazlası işsiz. Dolayısıyla çok ucuza yeni mezun gençler çalıştırılıyor. Tabii iş ne kadar kotarılır o da ayrı mevzu. Bu durumda bağımsız olarak internette yazanlar ya da sosyal medyadan seslenenler takibe alındığından referans teşkil ediyor. Bir de hor görme durumu var internette yazanları, ki bu yazarlar dergi, gazete, mecmua yazarlarından genellikle çok daha iyiler.

- Sonu nereye gider bunun?
Ben bir müddet sonra basılı yayının tamamen biteceğine inanıyorum zaten. Nereye kadar gidebilir ki? Her şeyi tabletlerden okuyoruz, kitap basma devam edecektir ama gazetede ve televizyonlarda çalışan insan kalitesi düştükçe onlara para ödemeyi bırakacaklardır.

- Ne seyrediyorsun peki?
Ben seyretmiyorum pek.

- Ben sadece Esra Erol’u seyrediyorum, aslında seyretmiyorum da Sacit Aslan’ın attığı tweetler’den seyretmiş kadar oluyorum. Herkes koca buluyor, yemek pişiriyor, taklit yapıyor, şarkı söylüyor, geyik yapıyor… Yok mu başka bir şey?
Olmaz mı arada var elbette. Mesela Gülin Yıldırımkaya harika bir program yapıyor ama orası reytinge katılmıyor.

- Diyelim ki programa başladın. Her şey harika gidiyor, konuklar, reyting ve kanal yönetimi seni çağırarak, “Biz seninle çalışamayacağız” dedi.
Nur Yerlitaş mı aramış? 
Keyifle gülümsüyoruz, şakalar birbirini kovalıyor. Kentin keşmekeşinde o yeni bir proje görüşmesine doğru Levent yönüne ayrılırken, ben atölyeye doğru gidiyorum...

Tel Aviv'de Netanyahu protestosu... 'İsrail'i yıkan adam!'
Tel Aviv'de Netanyahu protestosu... 'İsrail'i yıkan adam!'

Tel Aviv'de Netanyahu protestosu... 'İsrail'i yıkan adam!'

Batı'da Gazze sansürü... İsrail'e karşı gelmekten korkuyorlar
Batı'da Gazze sansürü... İsrail'e karşı gelmekten korkuyorlar

Batı'da Gazze sansürü... İsrail'e karşı gelmekten korkuyorlar

İngiliz medyasından şoke eden iddia... ABD uçakları katliama ortak oldu
İngiliz medyasından şoke eden iddia... ABD uçakları katliama ortak oldu

İngiliz medyasından şoke eden iddia... ABD uçakları katliama ortak oldu